Perakende Yasası Başbakanlık’ta

imagesBaşbakanlık’a gönderilen yeni perakende yasası ile her şeyin kuralı net olarak belirleniyor.

 

 

Perakende sektörünü düzenleyen yasa, Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı tarafından Başbakanlık’a gönderildi.

Yasa tasarısı ve içeriği ile ilgili yazılı açıklama yapan Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “1996 yılında Gümrük Birliği’nin başladığı süreçten beri bekleyen perakende sektörünü düzenleyen yasanın Başbakanlık’a sevk edilmesi oldukça sevindiricidir. Çünkü küçük esnaf ve sanatkârın en önemli sorunu perakende sektörünün bir kuralının olmaması idi. Perakende sektörünü düzenleyen yasanın çıkarılması esnaf ve sanatkârın olmazsa olmazıdır. Yasanın çıkması ile artık tüketiciler kandırılamayacak. Sebebi ise artık her şeyin bir kuralı var.” dedi.

“OTOPARKSIZ AVM OLMAYACAK”

Yeni düzenleme ile isteyenin istediği yere alışveriş merkezi kuramayacağını da ifade eden Palandöken, “Artık alışveriş merkezlerinin kurulması bir kurala bağlı olacak. En önemlisi otoparkı olmayan AVM olmayacak ve kurulamayacak.

Yeni alışveriş merkezleri kurulurken illerde Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birlikleri ile Ticaret Odalarının görüşleri alındıktan sonra büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisi, illerde il belediye meclisleri ve bağımsız ilçelerde ise ilçe belediye meclisleri ilgili odaların kararından sonra yapılıp yapılmayacağına karar verilecek. İşyerleri açılırken de artık bürokraside bekleme kaldırılıyor ve en fazla 4 gün içerisinde açılış işlemleri tamamlanacak.” diye belirtti.

“HAFTA TATİL RUHSATI KALKIYOR”

Yeni düzenleme ile perakende sektörünü düzenleyen yasa ile artık perakende iş yerleri için hafta tatil ruhsatı zorunluluğunun kalktığını de aktaran Bendevi Palandöken, şöyle dedi:
“Yeni düzenleme ile her şeyin kuralı konuyor. İsteyen istediği gibi AVM açamayacak. İsteyen istediği zaman indirim ve kampanya yapamayacak. Yine en önemlisi küçük esnaf ve sanatkârlara da AVM’lerde yüzde beş oranında ve rayiç bedeli üzerinden yer ayrılacak. En önemlisi yöresel ürünlerin ve yok olmaya yüz tutmuş meslek gruplarının da AVM’lerde satışa sunulması için yer verilecek ve bu yerlerin kiraları rayiç bedellerinin dörtte birinden fazla olmayacak. Bir diğer konuda indirimler artık kurala bağlı olacak. İsteyen istediği zaman indirim yapamayacak. En önemlisi yıl boyu kapatıyoruz tasfiye ediyoruz indirimleri sadece 3 ayla sınırlı.”

 

 

kaynak http://www.haberler.com/perakende-yasasi-basbakanlik-ta-6083288-haberi/

3. havalimanı için tarih verildi!

3. Havalimanı inşaatı haziran ayında resmi olarak başlıyor. Türk- Arap Ekonomi Forumu’nda konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Basından görebildiğim kadarıyla temelleri haziran ayında atılacak. Temelleri atılacaksa muhtemelen bahsettiğiniz hususlar çözülmüştür. 3. Havalimanı Türkiye’nin olmazsa olmazı. Aslında bizim hemen bir havalimanına ihtiyacımız var. Atatürk Havalimanı kapasitesinin çok ötesinde çalışıyor. Birçok ülkenin uçuş talebini karşılayamıyoruz. En son Körfez’e yaptığımız ziyarette bu konuda çok şikayet aldık, hatta şikayet değil, ‘Siz bizim havayollarının Atatürk Havalimanına uçmasına izin vermezseniz biz de Türk Hava Yolları’nı sınırlarız’ şeklinde tehditler aldık ama çözüm ürettik. Devlet olarak 3. Havalimanı’nın bitmesi için tam bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor. Bu havaalanı bitmezse Türk turizmi ve havacılık sektörü olumsuz etkilenecek, onun için ne gerekiyorsa yapacağız. Bu havaalanını en kısa sürede bitirmemiz lazım. Sabiha Gökçen Havalimanı ve Atatürk Havalimanı yavaş yavaş kapasitesinin ötesinde bir noktaya geçiyor. Atatürk Havalimanı’nda bir genişlemeye gidiyoruz. Mevcut kargo terminalini yıkacağız, yeni bir kargo terminali yaptık. O kargo terminali yerine yolcu terminali yapacağız. Askeri bir saha vardı, biz orayı aldık uçaklar için park yerine dönüştürüyoruz, yeni taksi yolları yapıyoruz. Orada bir teneke mahallesi var onu da yıkıyoruz. Biz harıl harıl Atatürk Havalimanı’nın kapasitesini genişletmeye ve önümüzdeki birkaç yıl idare edecek noktaya getirmeye çalışıyoruz. 3. Havalimanı’nın temeli atıldıktan sonra hızlı şekilde gider.”

Reuters’a bilgi veren konu hakkı sahibinde bir kaynak, “İstanbul Yeni Havalimanı’nın temelinin Haziran ayının ilk yarısında atılması öngörülüyor, temel atma törenine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da katılması planlanıyor. Başbakan’ın programına göre net bir tarih belirlenmesi öngörülüyor” demişti.

 

kaynak

E-Dönüşüm Yazı Dizisi 1- Etkileşelim mi?

İnternetin, geleneksel pazarlamadan elektronik pazarlamaya (e-pazarlama) geçişte iş modellerini değiştirebilecek bir güce sahip olduğu açıktır. Yine de günümüzde geleneksel pazarlamanın yerini alan bir e-pazarlama düşüncesindense geleneksel pazarlamayı tamamlayan ve bütünleşik pazarlama çabaları yaratmaya katkı koyan e-pazarlama düşüncesi daha kabul edilebilirdir. İşte bu düşünceden hareketle bu yazıdan itibaren internetin ve buna bağlı olarak elektronik dönüşümün pazarlamaya etkilerini bu köşeden tartışmaya çalışacağımız bir yazı dizisine başlıyoruz.

Geleneksel iş modellerinde işletmeler tüketiciler ile pasif iletişim kurmaya yarayan çeşitli medya araçları kullanırken, internet bu ilişkilerin radikal bir şekilde değişmesini sağlamıştır (Waring and Martinez, 2002: 55). Ancak internet sadece pazarlama iletişimi üzerinde etkili değildir. Bunun yanı sıra pazarlama planlamasından, hedef pazar seçimine; konumlandırmadan pazarlama karması bileşenlerinin tamamına kadar pazarlama stratejisinin tüm unsurlarında önemli farklılaştırıcı etkilere sahip olduğu söylenebilir.

Hiç kuşkusuz internet sadece işletmelerin pazarlama faaliyetlerinde değil öncelikli olarak iş modellerinde yenilikler yaratmıştır. İnternet sayesinde faaliyetlerini hem geleneksel hem de elektronik ortamda yürüten Click & Mortar (Teknosa, Migros gibi) iş yapıları ile faaliyetlerini sadece internet üzerinden yürüten e-business (Morhipo, HepsiBurada gibi) iş yapıları doğmuştur. Bu yapılarda internetin öncelikli etkisi; iş süreçlerinde daha fazla otomasyon, bilgi ve iletişim teknolojisi kullanımı ve iş süreçlerine internetin yansıması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Tedarikten satışa, performans değerlemeden halkla ilişkilere kadar pek çok iş sürecinde internet işletmelere zaman ve maliyet tasarrufu sağlamakta, böylelikle verimlilik artışına zemin oluşturmaktadır. Bu iki etki, “zaman” ve “maliyet tasarrufu”, internetin iş yapılarında ve pazarlamada yarattığı en önemli iki değişimdir.

İnternetin etkileşimli olma özelliği işletmelere tüketicilere verdikleri mesajlara karşı alacakları tepkinin hızı, hedef kitleye sunulan bilginin sürekli güncellenmesi ve tüketicilerin web sitesinde ilgi duydukları/tepki verdikleri içeriklerin belirlenmesinde de işletmelere zaman ve maliyet tasarrufu sağlamaktadır (Kırcova, 2005:38). Ayrıca internet sayesinde işletmelerin pazarı tanımlanması belki de daha güç olan küresel bir yapıya bürünmektedir. Bu da potansiyel müşteri sayısının ve gelir yaratma kaynaklarının arttığını göstermektedir.

İnternet ortamında mübadelenin daha kolay bir şekilde gerçekleştiği açıktır. Klasik tabirle tüketiciler evlerinden hiç çıkmadan ihtiyaçları olan bir ürünle ilgili bilgi toplayabilmekte, alternatifleri karşılaştırabilmekte ve beğendikleri ürünü birkaç dakika içinde satın alabilmektedir. Ancak internetin alış-verişe esas etkisi bence sağladığı bu kolaylık değil. Evet tüketiciler çok daha rahat bir şekilde bilgi edinebiliyor ve internet sayesinde bilgi kaynakları eskiye oranla daha fazla, artık mağaza mağaza gezmeden ve daha az zaman harcayarak alışveriş yapabiliyorlar ancak internetin esas etkisi bence daha geniş bir çerçeveden bakmayı gerektiriyor.

Bilgi sağlama, kolaylık ve rahatlık sunma işlevinin dışında internetin etkileşim yaratma ve yaratılan etkileşimi uzun süreli bir şekilde yürütebilme/yönetebilme olanağı sunması e-dönüşümün işletmelere sunduğu önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bundan en etkin şekilde faydalanmaya çalışan işletmeler; e-posta/haber grupları, sosyal medya, anketler, mobil uygulama ve araçlar, canlı sohbet uygulamaları, çevrimiçi topluluklar, forumlar, sohbet odaları gibi araçlar yardımıyla tüketicileriyle etkileşim kurabilirler. Dahası, onlardan aldıkları fikir ve görüşleri birer kaynak/fırsat olarak görerek ürün ve hizmetlerini bu bildirimler doğrultusunda şekillendirebilirler. Bu araçların dışında web sitelerinin etkileşimli olma özelliğini arttırmak isteyen işletmeler için aşağıdaki tabloda etkileşim düzeyi yüksek ve düşük olan web sitesi uygulamalarını görebilirsiniz.

Etkileşim Düzeyi

Yüksek

Düşük

İletişim Çevrimiçi iletişim formu e-posta, telefon numarası ve adres
Kayıt Ürün güncellemelerini alabilmek için kayıt imkanı vardır Ürün güncellemelerini alabilmek için kayıt imkanı yoktur
Tavsiye Web sitesini başkalarına tavsiye etme olanağı vardır Web sitesini başkalarına tavsiye etme olanağı yoktur
Ürün katalogu Doğrusal olmayan ürün katalogu bulunmaktadır. Bu kataloglar site içi linklerle zenginleştirilmiştir Doğrusal ürün katalogu bulunmaktadır.
Mağazalar

Etkileşimli mağaza bulma/görme ekranı (haritalar üzerinden ve tarifler yardımıyla)

Sadece mağaza listesi
Dil desteği Web sitesinin dilini seçme olanağı Dil seçme olanağı bulunmamaktadır
Gezinti rehberi Site haritası vardır Menü çubuğu vardır
Ürün sunumu 3 boyutlu gösterim Durağan ürün fotoğrafları

Kaynak: van Noort, G., Voorveld, H.A.M., van Reijmersdal, E.A. (2012), Interactivity in Brand Web Sites: Cognitive, Affective and Behavioral REsponses Explained by Consumers’Online Flow Experience, Journal of Interactive Marketing, 26, s. 227.

Starbucks
http://mystarbucksidea.force.com/ideaList?ext=0&lsi=0&category=Coffee+%26+Espresso+Drinks

Örneğin, Starbucks “My Starbucks Idea” isimli bir etkileşim uygulaması aracılığıyla tüketicilere Starbucks ürünleri, mağaza atmosferi, sosyal sorumluluk uygulamaları gibi kategorilerdeki ilginç fikirlerini, yorumlarını ve isteklerini sunma imkanı tanıyarak tüketicilerinden elde ettiği bilgileri kullanmaya çalışmakta, bu fikirleri diğer tüketicilerin de görmesine olanak sağlamaktadır. Bu uygulama ile en çok puan alan görüşler belirlenebilmektedir (söz konusu sayfa fotoğrafın altındaki linkten de ziyaret edilebilir). Ayrıca aynı sayfa üzerinden yorumlar soysa medyada paylaşılabilmekte, sıkça sorular sorular (SSS-FAQ) bölümünde tüketicilerin yanıt aradığı sorulara cevaplar sunulmaktadır.

Dell, tüketicileri ile etkileşimi arttırmak için Direct2Dell isminde kurumsal bir blok, tartışma forumları ve Dell çevrimiçi topluluğunu kullanmakta, site haritası, ürün videoları, 360° ürün fotoğraflarıyla zenginleştirilmiş ürün bilgisi sunumuyla da etkileşimi arttırmaya çalışmaktadır.

Dell’in ABD ve Türkiye web sitelerinde aynı ürüne ait sayfalar yardımıyla web sitelerinin etkileşim düzeylerini inceleyebileceğimiz birer görüntü aşağıdaki şekilde yer almaktadır (ilgili sayfalara fotoğrafların altındaki linklerden erişilebilir). Görüldüğü gibi ABD web sitesinde Türkiye sitesinde olmayan etkileşim araçları “canlı yardım” uygulaması ile Facebook, Google Plus, Twitter, LinkedIn, Baidu gibi sosyal mecralarda yorum ve ürün tavsiyelerinin paylaşılabileceği bir “soysa medya çubuğu” bulunmaktadır. Ayrıca tüketicilerin geri bildirimde bulunabilecekleri geri bildirim kutusu yardımıyla etkileşim arttırılmaktadır.

dell 1
http://www.dell.com/us/p/dell-venue-7/pd
dell 2
http://www.dell.com/tr/p/dell-venue-7/pd

dell3

İnternetin etkileşimi arttırma işlevi tüketicilerin ürün ve hizmet tasarımında da söz sahibi olmasını sağlamaktadır. Otomotiv sektöründe pek çok firma tüketicilere istedikleri özellikleri taşıyan arabaları tasarlamalarına olanak tanıyan sistemler kullanmaktadır. Örneğin Ford “Fordunuzu Oluşturun” uygulaması ile şanzımandan motora, renkten döşemeye kadar pek çok ürün özelliğinde tüketicilerin kendi kombinasyonlarını oluşturmasına olanak tanımaktadır.

Bugün tüketicileriyle kurdukları iletişimde işletmelerin etkileşimi internetin aracılığıyla nasıl artırabileceklerinden bahsettik. Önümüzdeki yazıda internetin pazar yapısında yarattığı değişimden ve bu değişimin örneklerinden söz edeceğiz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Ta Kendisidir

Geçmiş yıllarda ilkel formları ile hayatımıza giren sosyal medya araçları, akıllı telefonların hayatımıza girişi ile kişilerin yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini eş zamanlı paylaşmalarına imkân sağlayarak, bugün bulundukları güçlü konuma ulaştılar ve güçlenmeye devam ediyorlar. Sosyal medyanın yalnızca insanların sosyalleştikleri bir mecra olmaktan öte, organizasyonlar için pazarlama, tanıtım, koordinasyon, yönetim vb. faaliyetleri yapabilecekleri bir alan olduğu açıktır. Bunların yanı sıra, sosyal medyanın siyasi olaylarda görüldüğü gibi -klasik medyanın kriz zamanlarında çoğu zaman tekelleşen yapısına ters bir biçimde- çok sesli ve çok merkezli bir haber alma ve haberleşme kanalı olarak da kullanıldığını görmekteyiz.

Sosyal medya araçları içerisinden, twitter için ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Toplam kullanıcı sayısı 500 milyonu geçen ve aylık aktif kullanıcı sayısı 241 milyona ulaşan Twitter’ın, kurulduğu günden bu yana doğru stratejilerle hem Türkiye’deki hem de dünyadaki gelişimi, takdire değer.

Günümüzde, sosyal medya araçları ticari faaliyetler açısından da büyük önem taşımakta. İngiltere ve İrlanda’da faaliyet gösteren 100 küçük ve orta ölçekli şirketin katılımıyla yapılan  bir araştırmanın sonuçlarına göre; şirketlerin %72’si pazarlama konusunda Twitter’ın kendileri için önemli olduğunu belirtiyorlar. Şirketlerin %56’lık bir bölümü ise Twitter’ın kendi sitelerine trafik sağladığını belirtiyor. Yine, şirketlerin %69’luk bölümü Twitter’ı yararlı bir iş aracı olduğunu düşünmekte. Araştırmaya katılan firmaların yüzde 83’lük bir bölümü de Twitter kullanmayan küçük ve orta ölçekli şirketlerin bu platformu kullanmaları gerektiğini düşünüyor.

“Twitter” kelimesinin son olarak Oxford sözlüğünde bugün kullandığımız anlamı ile kendine yer bulmuş olması da bir başka ilginç konu. Nesi ilginç derseniz, Oxford sözlük kurallarına göre bir kelimenin sözlükte yer alabilmesi için en az 10 yıldır kullanılıyor olduğunun belirlenmesi gerekmekte. Ancak, Twitter ’ın kuruluş tarihi 2006, yani twitter kelimesi henüz 7 senedir bugün kullandığımız anlamı ile kullanılıyor. Yani, Oxford twitter kelimesi için bu kuralını delmiş oldu.

Ayrıca, son zamanlarda Türkiye’de ve dünyadaki toplumsal olaylarda sosyal medya araçlarının ve özellikle Twitter’ın yoğun bir haberleşme ve bilgilendirme aracı olarak kullanılması, Twitter’ın Türkiye’de yasak olduğu günlerde cumhurbaşkanının tweet atması, bütün üniversitelerde bütünleme sistemine geçileceği bilgisinin, yetkililer tarafından ilk önce twitter aracılığı ile duyurulması aklıma ilk gelen dikkati çeken hususlardan.

Gündelik paylaşımların yapıldığı, ticari faaliyetlerin yürütüldüğü, haber alma ve verme mecrası olarak kullanılan, köklü kurumların kurallarını değiştirebilen, üzerine uzun uzun konuşabileceğimiz birçok alana etkisi olan, sosyal medya gerçeği; her enstrümanı ve her yeniliği ile üzerine dikkatlice düşünmeye değer bir konu olarak önümüzde duruyor. Marshall McLuhan ‘ın “Medya, mesajın kendisidir” mottosunun yanına sosyal medya için yeni bir şeyler söylenmesi şart. Buyurun boşluğu siz doldurun; “Sosyal medya, mesajın …………..”

 

Kaynakça:
http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/twitter

http://www.bizreport.com/2014/02/83-of-businesses-recommend-use-of-twitter-as-marketing-tool.html

Resim: http://diyalog.biz/sosyal-medya/sosyal-medyanin-tercih-edilmesi.html

Herkesin İnovasyon Tanımı Farklı

imagesSon yılların en talihsiz kavramlarından birisi de “inovasyon”. Körlerin fil tanımlamasına benzer bir şekilde herkes tuttuğu yerinden tarif ediyor. İnovasyon ülkemizde genel olarak herhangi bir sektörde buluş, icat, yeni bir ürün, yeni bir proses olarak görülüyor. Üniversiteler teknoparkları ardı arkasına açıyor. Devlet çeşitli kurumları aracılığıyla teşvikleri yağdırıyor. araştırma kurumları herhangi bir konuda ortaya çıkabilecek yeni projeleri dört gözle bekliyor. Fakat gelin görün ki yeri yerinden oynatacak, dengeleri değiştirecek, ülkeye döviz yağdıracak inovasyon projeleri bir türlü ortaya çıkmıyor.

 

Diğer taraftan son yıllarda dünyada yaşanan yeni iş bölümüne göre yenilik, inovasyon, icat, buluş gibi yüksek katma değerli işler gelişmiş batı ülkelerine kaldı. Üretim, lojistik, depolama emek yoğun işler de Çin, Hindistan doğudaki ülkelerin işi oldu. İnovasyon ve üretim aslında birbirini dengeleyen kavramlar. Yüksek yaratıcılık ve yenilikçilik kapasitesi ile güçlü üretim kapasitesi dünyada kurulan yeni düzenin iki önemli ayağı. Birinde değilse diğerinde mutlaka söz sahibi olmalı bir ülke. Ancak her iki alanın da olmazsa olmazları var; inovasyon kültürü ve geleneği veya sağlam bir sanayi üretimi altyapısı.

 

Türkiye bir yandan “sanayisizleşme” nedeniyle var olan üretim gücünü de kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya. Uzun vadeli stratejik planlara dayanan bir sanayileşme yol haritasına sahip olmadığı ya da olamadığından “orta gelir tuzağı”na saplanıp kalmış durumda. Kişi başına milli gelir seviyesini onbin dolarlardan yirmi bin dolar seviyelerine çıkaracak sıçramayı bir türlü yapamıyor.

İşte tam bu noktada hiç olmazsa inovasyon kavramının tanımını doğru yaparak kıt kaynaklarını doğru bir şekilde kullanmayı başarsa sanayi üretimindeki eksiklerini kapatarak öndeki ülkelere yaklaşma konusunda bir şans yakalayabilir.

İnovasyonu nasıl tanımlanmalı sorusunun cevabı ise; hayatı kolaylaştıran, basitleştiren, verimliliği, üretkenliği, etkinliği, ekonomikliği geliştiren, yüksek maliyetli, uzun süreçleri sadeleştiren her türlü yeni yol ve yöntem inovasyon olarak tanımlanırsa kavram daha geniş bir tabana oturur ve daha yararlı sonuçlar yaratabilir. Bu tanımın içine üretimden, satışa, lojistikten pazarlamaya, müşteri memnuniyetinden, satış sonrası süreçlere kadar her türlü işletme faaliyeti dahil edilebilir. Bu yolla sadece yüksek teknolojili ürünler üreterek inovasyon yapılabileceğine dair dar ve sınırlı yaklaşımın yarattığı sorunlar da ortadan kalkar.

 

Üniversitesi mali ve idari anlamda özerk olmayan, orta öğretim sistemi her yıl yeni baştan düzenlenen, yüksek teknolojiye dayalı üretimleri inovasyon olarak bellediği için sadece bu konuda teşvik dağıtan, üniversitesi ile sanayisi arasında güçlü bağlar kuramayan bir ortamdan “hadi bakalım yenilik yaratın” beklentisinde olmanın yarattığı sonuçlar ortada. Bu yaklaşımla ne kadar beklerseniz bekleyin ülkeyi önde gelen ülkeler seviyesine çıkaracak bir sıçrama görmezsiniz. Ne yazık ki uzun sure orta gelir tuzağından kurtulamayan ülkeleri bekleyen daha büyük tehlike de “yoksulluk tuzağıdır”

Google kazanıyor, Apple kaybediyor

Google, Apple`ın dünyanın en değerli şirketi unvanını ele geçirdi.

 

Millward Brown`ın Dünyanın en değerli 100 markası BrandZ araştırmasına göre Apple yüzde 20 değer kaybederek 148 milyar dolara geriledi.

Google ise yüzde 40 büyüyerek 159 milyar dolarlık bir değere ulaştı.

Google`ın bu atılımını yeni yatırımları Google Glass, Android ortaklıkları ve akıllı saatler sağladı.

Google bu sayede son çeyrekte 15.4 milyar dolar ciro yaparak 3.45 milyar dolar kar elde etti.

328382

Aynı araştırmaya göre internet devi Facebook da yükselişte.Yüzde 68 büyüme kaydeden sosyal paylaşım platformu,36 milyar dolarlık değeri ile 21`inci sırada yer alıyor.

328383

 

En hızlı bübüyenlerden biri de Çin merkezli internet devi Tencent.

Yüzde 97 büyüme ile 53 milyarlık değere ulaşan internet şirketi 7 basamak yükselerek 14`üncü sıraya yükseldi.

Millward Brown`ın verilerine göre, Samsung yüzde 21, Yahoo yüzde 44 ve Siemens ise yüzde 36 büyüme kaydetti.

328384

Twitter 14 milyar dolarlık değeri ile 71`inci, LinkedIn 12 milyar dolarlık değeri ile 78`inci sırada yer aldı.

 

kaynak

General Motors’dan 2.4 milyon geri çağırım

ABD’li otomotiv devi General Motors, emniyet kemerlerindeki hata nedeniyle 2009 ve 2014 yıllarında üretilen bazı modellerdeki 2.4 milyon aracını geri çağırdı.

BD’li otomotiv şirketi General Motors (GM), 2.4 milyon aracını geri çağırdı.

Şirketten yapılan açıklamada, 2009 ve 2014 yıllarında üretilen bazı modellerin ön koltuklarında bulunan emniyet kemerlerindeki bir hata nedeniyle araçların geri çağrıldığı belirtildi.

General Motors, belirlenen hatanın önemli olduğunu kaydederek, hatalar giderilene kadar bu araçların sıfır model ve ikinci ellerinin satılmamasını istedi.

General Motors, hataların giderilmesinin şirkete ek maliyet getireceğini belirterek, ikinci çeyrekteki maliyetin 400 milyon dolar olacağını duyurdu.

Böylece, GM’nin yıl başından bu yana dünya genelinde geri çağırdığı araç sayısını 13 milyonun üzerine çıkarmış oldu.

1908 yılında ABD’de kurulmuştur. İsmi General Motors’un kısaltmasıdır. Dünya çapında çalışan sayisi 244.500’dür. 2007 yılı cirosu 181,1 Milyar Dolar’dır. 77 yıl boyunca sürdürdüğü dünyanın en büyük Otomobil üreticisi ünvanını Toyota’ya kaptırmıştır. Şirket en büyük şanssızlığını küresel ekonomik kriz öncesinde teknoloji ve sanayi yatırımı yapmasına ve bu suretle likiditesini bitirmesiyle yaşamıştır. Alternatif enerji kaynaklı motor teknolojileri ile araç güvenlik ve inovasyonunda dünya lideridir.

General Motors tarihçesi

Firma 2008 yılında yaşadığı mali kriz neticesinde ABD hükümetinden destek talebinde bulunmuş ve göreve gelen ABD başkanı Barack Obama’nın isteği üzerine GM CEO’su Rick Wagoner 29.03.2009 tarihinde istifa etmiştir. GM grubun elinde tuttuğu SAAB firması 20.02.2009 tarihinde, olası bir satılma durumunda ticari ve hukuki süreci kısaltmak amacıyla, GM grubundan bağımsız hareket etme kararı almıştır. GM 1 Haziran 2009 tarihinde iflas koruması için mahkemeye başvurmuştur. Birleşik Devletler ticaret hukukuna göre en fazla 90 gün sürebilen iflas koruma programında yönetim kurulu kararları, ilgili mahkeme hakimliğinin onayına bırakılmakta, bunun yanında şirket bir nevi ticari dokunulmazlıkla iflas sürecini engellemeye çalışmaktadır.

Amerikan Hükümeti ile GM yönetiminin üzerine anlaştığı yeniden yapılanma programına göre, Amerikan ve Kanada Hazinelerinin yaklaşık 40 milyar dolarlık yardımıyla GM’in yaklaşık % 60’ı Amerikan hazinesine, % 15’i Kanada Hükümetine, % 15’i GM işçi sendikaları birliğine (Sendika bunun karşılığında 2015 yılına kadar greve gitmeme ve yönetim kurulunda oy hakkı olmaması anlaşmasına imza atmıştır), % 10’u ise mevcut hissedarlarda olacaktır. GM’in küresel operasyonları yenilenen GM’e aktarıldığı bu günlerde, GM Avrupa Operasyonlarına ait Opel’in çoğunluk hisselerini Magna International liderliğindeki Rus Sberbank’ında yer aldığı konsorsiyuma satmıştır. Opel’in %35’ni GM, %35’ni Rus Sberbank, %20’sini Magna International, %10’nunu da Alman devleti kontrol edecek, tasarım-mühendislik desteği GM tarafından verilmeye devam edecek, yeni durumun GM küresel pazar yönetimine ait hakim kararlar statüsü korunacaktır.

GM iflas sonrası Pontiac ve Saturn markalarının üretimini durdurmuştur. Saab markası ise satılmıştır. Hummer firmasını da Çinli Sichuan Tengzhong Heavy Industries şirketine satmıştır. Fakat sonrasında satış Çin hükümeti tarafından desteklenmeyince satış gerçekleşmemiş ve GM Hummer’ı kapatmıştır. İflas koruma esnasında yeniden yapılanan GM; Cadillac, chevrolet, Buick ve GMC markalarına odaklanmıştır.

Kaynak:

Özel sektörün kredi borcu 158.7 milyar dolar

Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, mart sonu itibariyle 2013 yıl sonuna kıyasla 2.5 milyar dolar artarak 158.7 milyar dolar oldu

Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, mart sonu itibariyle 2013 yıl sonuna göre 2.5 milyar dolar artarak 158.7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Merkez Bankası verilerine göre, bir önceki yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmalarının 1 milyar dolar, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmalarının ise 34 milyon dolar arttığı gözlendi. Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 49 milyon dolar azalırken, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmaları ise 1.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 1.5 milyar dolar artarken, tahvil stoku ise 3.3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Yine mart sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç), 2013 yıl sonuna göre 295 milyon dolar artarak 41.9 milyar dolar olarak gerçekleşti.

 

 

 

 

 

 

Kaynak

TOKİ’nin restorasyon kredilerine 104 başvuru yapıldı

TOKİ’nin tarihi yapıların restorasyonu amacıyla verdiği krediye bu yıl, Safranbolu ve Ürgüp’teki yapıların da aralarında bulunduğu 25 ilden 104 başvuru yapıldı

Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) tarihi yapıların restorasyonu amacıyla verdiği krediye bu yıl, Safranbolu ve Ürgüp’teki yapıların da aralarında bulunduğu 25 ilden 104 başvuru yapıldı. 7 Nisan – 2 Mayıs 2014 tarihleri arasında yapılan başvurular değerlendirildikten sonra, gerekli şartları taşıyan tarihi yapıların yeniden hayat bulması amacıyla cazip koşullarda 125 bin TL’ye kadar kredi kullandırılabilecek.

TOKİ’den yapılan açıklamaya göre, TOKİ ihmal edildiğinden dolayı yıpranan ya da yok olmaya yüz tutan tarihi değerlerimizi koruma altına almak amacıyla restorasyon kredisi sağlıyor. İdare, sivil mimari örneği, özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan, korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve restorasyonu için önemli miktarda kaynak sağlıyor.

Tarihi yapılara 45 milyon 735 bin lira kredi

2005 yılında restorasyon kredisi uygulaması başlatan TOKİ bugüne kadar 529 tarihi yapıya toplam 45 milyon 735 bin lira restorasyon kredisi sağladı. İdare, 7 Nisan -2 Mayıs 2014 tarihleri arasında restorasyon kredisi başvurularını kabul etti. Mimarisi ile öne çıkan Nevşehir’in Ürgüp ve Karabük’ün Safranbolu ilçelerinde bulunan tarihi yapılar için de kredi başvuruları yapıldı. 2014 başvuru döneminde restorasyon kredisi için en çok başvuru yapılan il İstanbul oldu. İstanbul’daki 25, Antalya’daki 17, Bursa’daki 11 tarihi yapı için kredi başvurusu gerçekleşti.

Kredi üst limiti 125 bin lira

2005 ve 2006 yıllarında kredi üst limitini 75 bin TL olarak belirleyen TOKİ, 2010 yılına kadar 80 bin TL kredi vermişti. Kredi üst limiti 2011’de 90 bin TL’ye, 2012’de 105 bin TL’ye ve 2013 yılında 115 bin TL’ye çıkarmıştı. TOKİ, 2014 yılıyla birlikte kredi üst limitini 125 bin TL olarak belirledi.
İdare her bir proje için, keşif özetinin yüzde 70’ine kadar ve en fazla 125 bin TL olmak üzere kredi kullandırılabilecek. Restorasyon kredisi için, özel mülkiyetteki yapıların Kültür ve Tabiat Varlıkları tarafından alınmış “tescil” kararının ve onaylı röleve ve restorasyon projelerinin bulunması gerekiyor.
Kredilerde özelikle tarihi kent dokularını iyileştirilmesine yönelik olan ve yerel yönetimlerin öncülüğündeki projelere öncelik veriliyor. Bakım, onarım ve restorasyon işlemleri yapılacak taşınmaz kültür varlığının; mimari ve kültürel değeri, fiziki durumu, bulunduğu çevrenin özellikleri, kullanım amacı göz önünde bulunduruluyor. Taşınmaz kültür varlığının bakımı, onarımı ve restorasyonu için yapılacak işlemlerin; yapının kültür varlığı niteliğinin devamını sağlaması, gerekirse sağlıklaştırılması ve işlev kazandırılması amacına yönelik olması gerekiyor.

Kaynak

 

Aklımızın Karası Yüzümüzün Karası

Ne kömür endüstrisinin gerçekleri, ne ölümlü iş kazası istatistikleri, ne de ekonomide kömürün önemi bu yazının konusu değil ne de siyasi kararların eleştirisi.

Konumuz sadece, ihtiyacımız olan akıl.Hani ülkemizde nazar değmeyen tek şey olan akıl.Son yıllarda giderek ve uzaklaştığımız şey olan akıl.

Aklın başarısı duyguyu disipline etmek, mantık ve muhakeme yürütmektir. Uzaklaşmamamız gereken şey işte tam da budur.

Akıl soru sormayı ve mantıklı cevaplar almayı amaçlar. Gider bilime danışır. Bilgiyle beslenir muhakeme eder. Duygulara yenilip karar almaz. Akıl bir yargıçtır. Aklın olduğu yerde güvenlik, denge ve disiplin vardır.

Peki ya Soma’da akıl var mıdır, ona bakalım.

Akılla bulunmuş tedbirler, güvenlik eğitimleri, mühendislik prensipleri sayesinde, dünyayı kömürle değiştiren buhar gücünden, yani 19. Yüzyıldan beri uygulanırken, “özelleştirme-taşeronlaşma-kiralama”yokken ülkemizde de, ölümler  sadece kaza kaynaklı olarak kabul ediliyordu.

Maliyet düşürürken maliyet artırıcı kabul edilen eğitim ve güvenlik tedbirleri azaltıldıkça ölümlü maden kazalarında birinci sıraya yükselmişiz. Üstelik bütün dünyada teknoloji ilerlemişken.

İleri ülkeler robot teknolojisiyle güvenliği maksimize etmiş, bizde ise karlılık. En büyük ve en iyi durumdaki kömür maden işletmesi olarak lanse edilen Soma’da en büyük karı elde etmek için en basit oksijen maskelerinin bile çalışmadığı kazadan kurtulan işçilerce söylenmiştir.

Devlet yetkililerince onaylanan, teftiş edilen bir madenin en basit iş güvenliği koşullarından uzak olması neyle açıklanabilir?

Daha kömürü güvenle üretemeyen, en büyük maden faciasını 21. Yüzyılda yaşayan bir ülkede nükleer santral kuaracağını düşünmek yeterince ürkütücü.

Ulusça yüreğimizin kömür karasına döndüğü bu acılı günlerde, maden şehitlerimizin ölümüne mi, arkalarında kalan her birinde 3-5  şehit verilen ve yıllarca içleri yanacak olan çocuklarına, ailelerine mi üzülelim, yoksa yüzümüzün karasına dönüşen akıldan uzak kararlara mı, daha acısı bu akıl kovucu tutumun ülkenin değiştiremediği yazgısı olma yolundaki kararlılığına mı,

aklım karardı karar veremiyorum.

Ne zaman proaktif olacağız, “göstermelik” değil gerçekten güvenlikli iş ortamları kuracağız, bilemiyorum.Duvarlara, işyeri giriş kapılarına “önce iş güvenliği” yazan pankartlar asıp, iş güvenliğini nasıl en son hatırlayacağız, bu kimin aklıdır, bilemiyorum.

En yetkin iş güvenliği yasalarını çıkarıp sonra uygulamamk nasıl bir tutumdur? Üstelik bu durumun bir çok sektör için geçerli olduğu da açık. Her alanda acı kayıplar, ölümler olmasını mı beklemeliyiz? Yasaların açıklarını bulup uygulamamak, denetimlerin caydırıcı olmaması tarihsel gerçeğimiz maalesef.

Herkes “kalbimiz Soma’da” diyor. “Aklımız Soma’da” olsa daha iyi olmaz mı?

Biz felakate davet çıkarıp ağlamayı seviyoruz. Aklımızı sevsek de felaket çıkmasa kıyamet mi kopar? Öle öle akıllanmaktan başka çarelerimiz de var: Üniversitelerimiz, sorumlu bilim insanları var. Onlar dinleyen yöneticileri arıyoruz.

Bugün Soma’da yüreğimizi karartan, gözyaşlarımızı siyaha boyayan üzüntümüz, yarınlarımızda yüzümüzü karartabilecek yeni olayların korkusundan küçük değil ne yazık ki.Düşünmek bile istemiyorum ama akıl hatırlatıyor: Ya nükleer …………?