Borsa’nın yeni KALBİ

Borsa İstanbul’un yapımı devam eden yeni veri merkezi için İbrahim Turhan, “Akıllı bina ile en üst düzey teknolojiyi birleştirdik. Burası Borsa İstanbul’un yanı sıraçevre borsaların da veri merkezi olarak kullanılabilecek” dedi

Geçen yıl başlattığı Türkiye ’deki tüm borsaları bünyesinde toplama operasyonunu tamamladıktan sonra bölgesel bir güç olma hedefiyle dünyanın en büyük borsa kuruluşlarından Nasdaq’la ortaklık yapan Borsa İstanbul (BİST), bir yandan yeni uluslararası işbirlikleri için görüşmelerini yürütürken, bir yandan da teknolojik altyapısını son hızla güçlendiriyor. Nasdaq’la olan ortaklık kapsamında dünyanın en hızlı işlem platformunu da yakında sistemine entegre edecek olan BİST’in, İstinye’deki merkezi binasında yapımı süren yeni veri merkezi, hem çevre borsalara hizmet verebilecek kapasitede hem de, zaman zaman yaşanan teknik arızaları minimuma indirecek şekilde tasarlandı. Bu yılın ilk işlem gününde yaşanan küçük bir arızanın ardından, 9 Ocak’ta yaşanan son teknik arızada seansa 3.5 saate yakın bir süre ara verilmesi, borsanın teknik altyapısının yetersizliğinden, sistemi iyi bilen teknik personelin emekli edilmesine kadar pek çok iddianın dillendirilmesine neden oldu. Oysa aynı günlerde Borsa İstanbul’un İstinye’deki merkezinde, söz konusu arızaların giderilmesi çabalarının yanında, tüm bu arızaları minimuma indirecek yeni ‘Veri Merkezi’nin de hummalı çalışmaları sürüyordu.
Haziran 2014’te devrede
‘Borsanın yeni kalbi’ olarak nitelenen yeni teknoloji üssü Haziran 2014’te devreye almayı hedefliyor. En ileri düzeyde inşaat teknikleriyle yapılan yeni veri merkezi binası mevcut borsa binasının hemen yanı başında. Merkezi binaya yer altından bağlanan Veri Merkezi, toplamda 500 metrekare alan üzerine kuruluyor. 6 ay gibi rekor bir sürede inşa edilen veri merkezinin bu hafta fonksiyonel testlerinin de tamamlanması planlanıyor.
Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Turhan “Bu veri merkezinde akıllı bina ile en ileri bilişim teknolojisini bir araya getirdik” diyerek kapasitesinin BİST’in yanı sıra yakın çevredeki borsalara da hizmet vermeye yeterli olduğunu, hatta Türkiye’deki bazı büyük bankaların verilerinin de burada saklanabileceğini söyledi. Yeni veri merkezinin devreye girmesiyle birlikte teknik arıza yaşanması ihtimali tam olarak ortadan kalkmayacak ancak yüzde 99.99 arızaların önüne geçilecek.
Bilim kurgu filmi gibi
Turhan, mevcut kullanılan sistemin 1993’te kurulduğunu güncellemelerle bugünlere gelindiğini söyledi. İki merkez arasındaki teknolojik fark hemen göze çarpıyor. Yeni merkez adeta bir bilim-kurgu filminin setini andırırken, mevcut merkez bir bankanın ya da büyük bir şirketin bilgi-işlem merkezi gibi. Bu duyguyu yaratan en büyük faktör ise, borsalar açısından en önemli veri olan işlem emirlerinin saklandığı ‘kabinetler’. Yeni merkezde toplam 170 kabinet var ve bunlara fiziksel olarak ulaşmak mümkün değil. Hepsi farklı dijital anahtarlarla açılan ayrı ayrı dolapların içinde. Mevcut sistemde ise toplamda 40 kabinet var. Yani yeni merkez açıldığında kapasite en az 4 kat artacak. Bu da işlem hızının da aynı oranda artması anlamına geliyor.
Merkezin özellikleri
Tam zamanlı devrede olan free-cooling sistemi Türkiye’de ilk defa kuruldu. Böylece; dış havadan yararlanarak sistemlere giden suyun ön soğutma veya tam soğutmasının yapılması sağlandı.
Tüm fonksiyonlarıyla (soğutma, ısıtma, enerji izleme, aydınlatma, güvenlik (kartlı geçiş, kameralar, saldırı tespit sistemi), sıvı tespit sistemi, yangın algılama, DCIM) entegre ve tek noktadan en kapsamlı çalışan yönetim sistemi.
60 dakika yangına dayanıklı cam duvar sistemi bu ebatta ilk defa bir veri merkezinde uygulandı.
Mevcut bir bina içerisinde yapılan veri merkezinde 11 adet kolonda deprem güçlendirme yapıldı.
Şu anda endüstri standartı olan en yüksek hızlarda (40G on-board, 100G ready) veri iletişimine uygun altyapı.

Yangın ve depreme en üst düzey koruma

Dışarıdan sıradan bir deponun girişini andıran veri merkezinin içine girer girmez ilk dikkatinizi çeken, büyük bir oda dolusu devasa boyutlardaki yangın tüpleri. Veri merkezi yangın ve depreme karşı son derece ileri bir teknikle korunmuş. İçeride toplam 1500 sensor yangın veya farklı bir tehlikeyi algılamaya odaklanmış durumda. Binanın ısıtma ve soğutma sistemi ve kabloların dolaşımı mevcut yapılardan farklı olarak tasarlanmış. Bu tarz önemli veri merkezlerinde olduğu gibi, kablo trafiği için tavana ayrı bir sistem yapılırken, havalandırması için de mevcut havanın temizlenip yeniden içire verilmesi yerine dışarıdaki havanın kullanılmasını sağlayan bir sistem kurulmuş.
140 kişilik teknik ekip

Borsa İstanbul bünyesinde hali hazırda 140 kişinin bilgi işlem servisinde görev aldığını kaydeden İbrahim Turhan, “Bunların 80’i yazılımcı. Bilgi-İşlemdeki arkadaşlarımızın arasında 20 yılı aşkın bir süredir bu görevde olan ve şu anda yöneticilik yapan arkadaşlarımız var. Merkez Bankası’nın bilgi-işlemi sayıca bizden büyük. Onlarda 240 kişi var ve 150 kişisi yazılımcı. Daha önce Borsamızın bilgi-işleminde 60 kişi görevliydi ve bunların 15’i yazılımcıydı” diye konuştu.
Fonksiyonel testler bu hafta bitecek
Haziran-Temmuz gibi devreye almayı planladıkları yeni veri merkezinin fonksiyonel testlerinin bir aksilik olmazsa bu hafta tamamlanacağını kaydeden Turhan, “Ardından Veri Merkezi kullanıma hazır olacak. Öncelikle network ekipmanları konulup konfigüre edilecek. Tahminen tahminen 2 ay sürer. Ardından sunucu sistemlerimiz taşınacak, o da tahminen 2 ayda biter. Haziran- temmuz gibi taşınmayı hedefliyoruz” dedi.

Kaynak

MEGA SİS Mİ, PEGA”SİS” Mİ?

5 Ocak 2014 günü, Pegasus havayolları tarihine PEGASİS olarak kaydedilmeli. Çünkü sıradan bir doğa olayı, koskoca bir havayolu firmasının  halkla ilişkiler ve kriz yönetimi tarihine sisli bir sayfa olarak iz bıraktı.

Elbette yağmur,fırtına, sis gibi hava olayları, sel ve deprem gibi felaketler havayolları firmalarını zor durumda bırakabilir, çoğu kez bu büyük nedenlere (force majeur) boyun eğmekten başka yapacak birşey kalmaz. Yolcular bu durumu olgunlukla karşılar ve kendi yolculuk planlarını revize ederler.

Yakın tarihte de bu tür doğa olayları nedeniyle günlerce hava alanlarında mahsur kalan yolcuların sıkıntıları hafızalarda çok taze. Yoğun kar yağışı, buzlanma, yanardağ patlamaları ve hatta  grevler nedeniyle binlerce yolcunun sıkıntısı günlerce haber bültenlerinde ilk sırada yer aldı.

Bu doğal durumların bırakın sıkça yaşanma olasılığını, bir defa yaşanması için bile olsa havayolları firmalarının kriz yönetimi konusunda strateji geliştirmeleri gereği ise gün gibi açık. Pegasus’un Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ali SDSCN0183abancı da bir ropörtajında bu konuya değinmiş:

“Hayatta ummadığın anda neler olabileceğini gördüğün için önlemini farklı alıyorsun. Bir Ürdün seyahatinde büyükelçimiz bana zırhlı araç göndermiş. Şoföre “Hayırdır bir sorun mu var” dedim. O da “Yok Ali Bey ama sıkıntının bir defa olması yeterli” dedi. Anladın mı adamın verdiği dersi?”, diyerek[1].

Havayolları firmaları yolcularına güvenli bir uçuş kadar kriz drumlarında azami konforu sağlama sorumluluğnu üstlenmek durumunda. Bu konuda yolcuyla imzalanan sözleşmeler kadar, uluslararası havacılık kuralları ve oluşan gelenekler de geçerli.

Kurumsallaşmış ve sektördeki rekabet koşullarını sadece karlılık düzleminde değil, müşteri sadakati ile de sağlamayı başarmış olan firmalar.Pegasus havayolları ise sadece düşük maliyetli ve çıplak bilet satan bir firma olarak konumlandırma yapmak istiyorsa diyecek sözümüz yok. Uzun ömürler dileriz!

5 Ocak’ta yaşananlar sisli bir sayfa oluşturmakla kalmayacak türden. Neler olmuş yakından bakalım:

  • Saat 19′ da sis nedeniyle THY, Sun Express, Onur Air tarafından iptal edilen İstanbul -İzmir seferleri Pegasus tarafından iptal edilmiyor; yolcuların ısrarlı soruları seferin yapılacağı şeklinde cevaplanıyor. (Sefer iptal etmeme inadı nedir, nedeni anlaşılamamıştır)
  • Saat 21’e yaklaşırken gecikme anonsu yapılıyor. Sonra aynı anonsa daha ileri bir saat için tazeleniyor. Sonra kapı değiştiriliyor. Saat 22.30 da yolcular uçağa alınıyor. THY’nin iptal ettiği seferin nasıl yapılacağı yolcuları tedirgin ediyor.
  • Yolcular kemerleri bağlı olarak 50 dakika uçakta oturuyor. Hiçbir bilgi verilmezken yolcular huzursuz olup soru sormaya başlıyor. Pegasus Hava Yolları Genel Müdür Yardımcısı da olduğu öğrenilen Kaptan Pilot, önce hava raporu beklediklerini; ardından  görüş alanının azaldığını uçusun yapılamayacağını bildirip yolcuların körükten geri giderek tekrar salona alınacağını bildiriyor.
  • Uçağa alınırken “hoşgeldiniz” bile denmeyen ve asık  suratla karşılanan yolcular inerken de muhatap alınmıyor.(daha sonra anlaşılıyor ki bu uçuş ekibi iptal edilen başka bir seferin dinlenmeden İzmir seferine yönlendirilen yorgun ekibi)
  • Bekleme salonundaki eski yerlerine dönen yolcular gerginlik yaşıyor, sorularla muhatap arıyor. “Diğer havayollarının gördüğü sisi Pegasus kaptanı 6 saat sonra mı görmüş ?, uçuş iptal edilecek mi?, neden yetkili bulamıyoruz?” Genç Pegasus personeli birbiriyle tutarlı olamayan cevaplar veriyor.
  • Personelin müşteri hizmetleri telefonuna yönlendirdiği yolcular, başvurmak için 800’lü numarayı soruyor. Personel cevap veriyor:“bilmiyorum”
  • Bu arada anonslardan Trabzon, Antakya, Mardin gibi diğer seferlerin de gecikme anonsları yapılıyor ve yolcular gergin.Her kapı önünde bie  iki Pegasus görevlisi var. Hepsi genç ve yaptıkları açıklamalar ikna edici değil. Yolcular gruplar halinde görevlilerle tartışma yaşıyor.
  • Hava açılınca mutlaka seferin yapılacağı söylenerek yolcuların beklemesi isteniyor. Tepkiler artınca hava raporu beklendiği bildiriliyor. Yarım saat daha kazanılıyor. Nihayet uçusun iptal edildiği ilan ediliyor.
  • Bu arada dış hat bağlantılı uçuş yapan yolculara konaklama olanağı sağlanacağı, bu hakkın iç hat yolcular için geçerli olmadığı, isteyen yolcuların biletlerini iade edebileceği, isteyenlerin sabah uçuşlarıyla bilet değişikliği yapabileceği, sabah uçuşlarında çok sayıda yer bulunduğu söyleniyor.
  • İstanbulda oturan bazı yolcular biletlerinden vaz geçip evlerine dönüyor.
  • Özellikle yurtdışı bağlantılı olan yolcular uzun süredir yorgun olduklarından konaklama için sabırsızlanıyor.
  • Konaklama için belli bir otelle anlaşmaları bulunmadığını, mail yoluyla otellerde boş yer aranacağını , bu nedenle beklemek gerektiğini bildiriyor yetkililer.
  • Yolcular aşağı salona alınarak kapıya yakın bir yerde bekletilirken Miracle Residence’a ait bir otobüs konaklama için yolcuları almaya geliyor. Kimlerin gideceğine dair havayollarına ait bir liste bulunmadığından yolcular kendi aralarında bir kağıda isim yazıp yetkililere veriyor.
  • Bu listeler görevliler tarafından tek tek ve tekrar tekrar isim sorularak salonda ve otobüsün içinde temize çekiliyor. Bir okul gezisinde sınıf temsilcisinin kontrolüne benziyor bu amatör çalışma. Salonda, kapıda ve otobüsün içinde, “siz nerden geldiniz, nereye gideceksiniz” soruları tekrarlanıyor.
  • Konaklama için özel eşyalarına ihtiyaç duyan yolcular bavullarına ulaşmak istiyor. Az önce uçmayı bekledikleri uçaktan boşaltıldığını öğrendikleri bagajlarını bulmak için ters trafikle salonlar arasında koşuşturarak bagajlarını bulmaya çalışıyorlar.
  • Bu arada otele ait otobüs hareket ediyor.Yolcular bagajlarını bulduklarında otobüsün gitmiş olduğunu fark ediyor.
  • Görevlilere ulaşmak, bilgi almak, ilgi görmek gerçek bir iletişim becerisini gerektiriyor.
  • En sık duyulan vaad “otelinize gidin, biz size SMS ile ek sefer bilgisi yollayacagız, siz gelip uçacaksınız”.
  • Otele vasıl olabilenler şanslı yolculardan daha şanslı olanları konaklama olanağı buluyor. Çift olarak yolculuk yapanlar bu yolcular. Tek seyahat edenlere “uygunsuz bir teklif”te bulunuyor. Adını bile bilmediği başka bir yolcu ile geceyi geçirmesi gerektiği bildiriliyor. Pagasusun otel ile anlaşmasının bu şekilde olması nedeniyle yapılabilecek birşey olmadığını söyleyen resepsiyon görevlisine, bu durumda kalan dört yolcudan biri, tek kişilik oda farkı ödeme teklifi yaptığında “otelde boş yer kalmadığı” söyleniyor.
  • Otel lobisinde bekleyen yolculara bir çay bile ikram edilmiyor. Yolcular otel fiyatlarıyla lobideki bardan su, çay vs satın alarak sakinleşmeye çalışıyorlar.
  • Tekrar havaalanına gidecek olan bir minibüsle havaalanına dönmeyi tercih eden şanssız yolcular görüş mesafesini 20 metreye indiren yoğun sisin aslında kendileri kadar Pegasus için de geleceğe uzanan bir sis olduğunu düşünmeye başlıyorlar.
  • Buraya kadar okuyabildiyseniz sabrınız için tebrikler ve teşekkürler.Ancak olay yeni başlıyor.
  • Havalanına dönen yolcular Pegasus bilet gişesi önündeki mahşeri kalablık nedeniyle biletlerini başka bir uçuşla değiştiremiyorlar. İnternet üzerinden değişiklik yapılamıyor. Çünkü internet erişimi çöknüş durumda.Çağrı merkezi cevap vermiyor.Görevliler bunalmış durumda.
  • Bir yolcunun 13 yaşındaki oğlu kayıp. Devamlı anons yapılıyor. Baba perişan.
  • Gişeler önünde kavga çıkıyor, camlar kırılıyor, sağlık görevlileri müdahale ediyor.Nedeni biletlerini iade etmek isteyen çok sayıda insana rutin ekibiyle cevap vermeye çalışan ve talebi karşılamayan gişe görevlileri önünde oluşan uzun can sıkıcı kuyruklar.
  • Almanya uçuşları ve Diyarbakır, Antakya, Kayseri, Mardin gibi İstanbula uzak illerin yolcuları seferlerin de az sayıda olması nedeniyle daha çok mağduriyet yaşıyor.
  • Genç görevliler bunalmış yüz ifadeleriyle sadece yolcu isteklerini geçici bir süre için püskürtmeye çabalıyor. Yoğun bir informel iletişim var. Tüm yolcular birbirinden bilgi alıp hızla çevresine yayıyor.Bu arada taş zeminde sere serpe uyumaya çalışan yolcular perişan.
  • Pegasus görevlileri hala ek sefer yapılacagını söyeleyerek yolcuları oyalıyor. Bilet ofisinden informel bir bilgi alınıyor: Bir görevli diğerine seslenirken duyulan ses “ek sefer imkansız” diyor. Oysa yolculara hala hep beklemeleri söyleniyor, saat sabah 5 iken.Gün ağarırken  sisin kalktığını gören yolcular, uçuş anonslarını suyunca seviniyor. Ancak gişeler önündeki kalabalık devam ediyor.En can yakan kısmı da o söz verilen ek seferlerin konmaması, bu arada ek seferle hakkının saklı kalacağını zanneden yolcuların tarfeli seferlere yönlendirilmesi; tarifeli sabah seferleri dolduğu için yolcuların ortada kalması.Açıkça yetkililerin verdiği hiçbir sözün yerine gelmediğinin görüldüğü an bu an.
  • Bu arada 2 yıldır Pegasus hava Yollarında çakıştığını belirten ve saat 21’den beri çözüm için çabalayan A.Ç. isimli personelle yapılan görüşmede bir itiraf duyuluyor. “Biz böyle durumlar için eğitim almadık, ne yapacağımızı bilmiyoruz doğrusu”.
  • Ek sefer koymanın mümkün olmayacagı, tarifeli seferlerde yer bulunursa bilet değişimi yapabileceği bildirilen yolculardan, şu anda yer bulunamayacağı için  akşama kadar alanda beklemeleri isteniyor.
  • Yabancı yolculara yeterli açıklama yapılamadığı görülüyor. Yetersiz yabancı dil bilgisi nedeniyle personelin görevlerini diğer yolcular üstleniyor. Yabancı bir yolcu geldiğinde hızla alandan uzaklaşan görevlilerin hali gerçekten üzücü.
  • 24 saattir yolda olan bir yolcu daha fazla dayanamayıp bir taksiye atlıyor ve otobüsle İzmir’e dönmeye çalışıyor. Dilinde bir şarkı:”Elveda PegaSİS”

İşletmeciliğin rutinde kolay , krizde zor olduğunu bilen bu satırların yazarı yolcu, yol boyunca düşünüyor.

Tutarlı ve yetkili ağızdan yapılacak bir açıklama yapmak,

Yolcularına saygılı ve sahiplenici olmak,

“Sis bizim suçumuz değil” demeyi bilen ancak bu kargaşayı yönetemediğini kabul etmeyen göevlilere halkla ilişkiler kavramını öğretmek,

Kriz durumunda ne yapacağını bilmeyen ve bu konuda eğitim almadıklarını itiraf eden personeline eğitim vermek, bu kadar zor mu?

Suyu, sandviçi onbin metre yüksekte para bozarak satma becerisi kazandırılmış personel elbette krizde nasıl davranacağını da öğrenebilirdi.Hepsinin çaresizlik içinde koşuşturası ve kimseyi memnun edememeiş olması ayrıca üzücü.

Sadece “low cost” prensibi bir firmayı ne kadar ayakta tutar diye derin düşüncelere sevk ediyor insanı . Sayın Ali Sabancı’nın Ürdün büyükelçisinin proaktif yaklaşımından ders almamış olduğunu düşündürüyor bu durum.

25 milyon dolar baba parası batırdığını söyleyen Sayın Sabancı’nın Pegasus’u da batırmaması dileğinde bulunuyorum. Çünkü müşterisine değer ve önem vermeyen her firmanın para kazansa bile sevilmeyen bir marka olma riski  açıkça görünüyor.

“Sıkıntının bir defa olması” yeterli- miydi? Sanırım Pegasus için değil. Çünkü pek ders alınmış gibi görünmüyor. Değişik yollardan iletilen şikayet mesajlarına bir telefonla cevap verilip özür dilenmiş bile değil.

Tebrikler Pegasis.Harikasınız.



[1] http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/753329-25-milyon-dolar-baba-parasi-batirdim

Güneş Sistemi dışında dev gezegen keşfedildi

ABD’deki Arizona Üniversitesi’nden bilim adamlarının liderliğinde çalışan uluslararası ekibin yaptığı araştırma, Güneş Sistemi dışında yer alan dev bir gezegenin varlığını ortaya çıkardı.

 

ABD’deki Arizona Üniversitesi’nden bilim adamlarının liderliğinde çalışan uluslararası ekibin yaptığı araştırma, Güneş Sistemi dışında yer alan dev bir gezegenin varlığını ortaya çıkardı.

“HD 106906 b” adı verilen gezegen, Dünya’ya 299 ışık yılı mesafedeki Crux Takımyıldızı’nda yer alan HD 106906 yıldızının etrafında dönüyor. Kütlesi, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gezegen olan Jüpiter’in 11 katı büyüklüğündeki HD 106906 b, dev yapısı ve bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki çok büyük mesafe nedeniyle bilim dünyasında şaşkınlık yarattı.  Arizona Üniversitesi’nin internet sitesinde yayımlanan yazıda, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki mesafenin, Dünya’nın Güneş’e ortalama uzaklığının 650 katı olmasının gezegen oluşumlarına ilişkin teorileri alt üst ettiği vurgulandı.

Bundan 4,5 milyar yıl önce oluşan Dünya ile kıyaslandığında 13 milyon yıl önce oluşmuş genç bir gezegen olan HD 106906 b, oluşum aşamasındaki ısısının bir kısmını hala muhafaza ediyor. Bu nedenle 1500 santigrat derecelik bir yüzey sıcaklığına sahip olan gezegen, etrafına gözle görülemeyen kızıl ötesi ışık saçıyor.

Gezegenin varlığını Şili’deki Atacama Çölü’nde bulunan Magellan Teleskobu üzerine yerleştirilen termal kızıl ötesi kameralar yardımıyla keşfeden bilim ekibi,  gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla birlikte hareket ettiğini ise Hubble Uzay Teleskobu’nun 8 yıl önce, başka bir araştırma programı için elde ettiği verileri  inceleyerek teyit etti.  Megallan Teleskobu üzerindeki “Folded-port InfraRed Echelette (FIRE)” spektrografı sayesinde keşfettikleri gök cisminin doğası ve yapısı hakkında detaylı bilgiye ulaşan araştırmacılar, böylece HD 106906 b’nin bir yıldızın yörüngesinde dönen bir gezegen olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu.

-HD 106906 b mevcut teorileri alt üst etti

Bilim dünyasında kabul gören teorilerden birine  göre, Dünya gibi, bağlı bulunduğu yıldızın yakınında yer alan yıldızlar, oluşum halindeki bir yıldızın çevresindeki, başlangıç diski olarak adlandırılan, disk biçimindeki  toz ve gaz bulutu içinde oluşan küçük asteroit benzeri yapıların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Ancak bu teori, çok ağır işleyen bir süreç gerektirmesi  nedeniyle, HD 106906 b gibi çok genç, bağlı bulunduğu yıldızdan çok uzakta ve dev yapıdaki  bir gezegenin nasıl oluştuğunu açıklamaya yetmiyor.

Diğer teori ise dev gezegenlerin, başlangıç diskini oluşturan materyalin direkt olarak çökmesi durumunda hızla oluşabileceğini öngörüyor. Ancak başlangıç disklerinin dış alanındaki kütlelerinin HD 106906 b gibi bir gezegeni oluşturacak bir büyüklüğe erişmesinin çok zor olması nedeniyle bu da söz konusu dev kütleli  gezegenin oluşumunu açıklamak için yeterli görülmüyor.

Bilim ekibinin başı Arizona Üniversitesi Astronomi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Vanessa Bailey, yaptıkları keşfin,  gezegen ve yıldız oluşumlarına ilişkin bilinen hiçbir modelin gözlemlenen bu sistemi açıklayamaması nedeniyle özel bir önem taşıdığının altını çizdi.

 

 

 

 

 

 

kaynak

 

 

 

 

2013’ün en iyi teknoloji buluşları

Yılın en önemli teknolojik buluşları arasında CERN’in açıkladığı Higgs bozonunun varlığını kesinleştirmesi ile beyin hücrelerinin ölmesini engelleyen proteinin bulunması geliyor.

Dünya genelindeki laboratuvarlarda yıl içinde geliştirilen 10 buluş, bilim dünyasında yeni heyecanlar yarattı.

ODTÜ URAP Başkanı ve ODTÜ Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ural Akbulut, Science ve Nature gibi bilimsel kaynaklardan 2013’te dünya bilim dünyasında yaşanan önemli gelişmeleri derledi.

Buna göre, 2013’ün en önemli buluşları arasında, CERN’nin, Higgs bozonunun varlığının kesinleştiğini açıklaması geldi. İngiliz bilim adamı Peter Higgs’in, 1964’te maddelere kütle kazandıran bir parçacık ve alan olması gerektiğini öne sürmesinin ardından başka fizikçiler de buna paralel bir görüş açıkladı.

Uzun yıllardır yürütülen çalışmalar sonrası CERN’de 103 ülkeye mensup araştırmacılardan oluşan 9 bin kişi, 2012’de izine rastladıkları Higgs bozonunun varlığını 2013’te kanıtladı. CERN’de bu buluşa katkı yapanlar arasında Türkiye’den de bilim insanları vardı. Peter Higgs ve Francois Englert, 2013 Nobel Fizik Ödülü’nü Higgs mekanizmasını önerdikleri için aldı.

Beyin hücrelerinin ölmesini engelleyenprotein bulundu

Beyne giden damarların tıkanması sonucunda, oksijensiz kalan beyin hücrelerinin kısa sürede ölmeye başladığı ve bu durumun felce neden olduğu biliniyor. Oxford Üniversitesi araştırmacıları, beynin belirli bir bölümündeki hücrelerin ise hamartin adlı bir protein üreterek uzun süre oksijensiz yaşadığını buldu.

Profesör A. Buchan, beyinde hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan hipokampus adlı bölgedeki hücrelerin, beyin oksijensiz kaldığında hamartin üreterek uzun süre nasıl yaşadığını buldu. Bu hücrelerin ürettiği hamartinin, hücreleri enerji tasarrufuna zorladığı ve hücrelerin de faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Beyin hücrelerinin, hamartinin etkisiyle protein üretmeyi durdurup var olanları parçalayarak kendileri için kullandıkları anlaşıldı. Buchan, beynin diğer bölümlerinin de kansız kalınca hamartin üretmesini sağlayacak bir yöntem bulunursa felcin neden olduğu ölümlerin önleneceğini vurguladı. Çalışmanın detaylarını veren makale, Nature Medicine dergisinde yayınlandı.

Harvard’ın kanat çırparak uçan mikro robotu

Harvard’da 12 yıldır mikro robot geliştirmek için araştırma yapan Profesör R. J. Wood ve ekibi, robotun tüm parçalarını kendileri üretti. Geliştirilen mikro motor, kanat ve kontrol sistemlerinin teknik detayları Science dergisinde yayınlandı. Wood ve ekibi, arı ve sineklerin kanat çırpışını filme çekip analiz etti ve hafif malzemelerden kanat ve mikro motorlar yaptı. Saniyede 120 kez kanat çırpan mikro robotların boyu 3 santimetre, ağırlığı ise 0,080 gram. Kanatların gözle görülemeyecek bir hızla çırpması için elektrik alanı uygulanınca büzülen, ince seramik çubuklar kullanıldı.

Parmak ucu kadar hassas suni deri yapıldı 

ABD’de Georgia Institute of Technology’de, Profesör Z. L. Wang, akıllı suni deri üretti. Suni deride 8 bin transistör bulunuyor. Transistörler basınç altında birbirinden bağımsız olarak elektrik üretiyor. Her transistör insanın parmak ucu gibi 10 kilo paskal basıncı hissediyor. Çalışmanın detayları, Science dergisinde yayınlanacak. Bu deriyle robotlar hassas işleri yapabilecek. Elini kaybedenlerin robot elleri, bu deriyle kaplanarak hissetmeleri sağlanacak.

Bükülebilen ve esneyebilen pil yapıldı

ABD’de Northwestern ve Illinois Üniversites’nin ortak çalışmasıyla esneyen ve bükülen pil üretildi. Çok küçük 100 lityum iyon pili esnek tellerle birbirine bağlandı. Esnek bir plastik malzeme üzerine yerleştirilen pil, uzaktan şarj edildiği için kablolu şarj cihazına gerek bulunmuyor. Bükülebilen bilgisayar ve televizyonlar için gerekli olan bu pilin uzaktan şarj edilir olması önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.

Moleküller hareket ettirilip dünyanın en küçük çizgi filmi yapıldı

IBM’in araştırmacıları, karbonmonoksit moleküllerini, Taramalı Tünelleme Mikroskopu ile hareket ettirerek dünyanın en küçük çizgi filmini yaptı. IBM araştırmacısı Prof. Dr. H. Rohrer ve G. Binnig, 1981’de bu mikroskopu geliştirip 1986’da Nobel Fizik Ödülü almıştı. Bu mikroskopla malzemelerin yüzeyi atom düzeyinde görüntüleniyor. IBM araştırmacıları atom düzeyinde araştırma yaparken “Çocuk ve Atomu” adlı bir çizgi film hazırladı. Bakır levha üzerine yerleştirilen karbonmonoksit molekülleriyle çocuk ve topunun şekli oluşturuldu. Mikroskopta, karbonmonoksit molekülündeki oksijen atomu nokta halinde görünüyor. Bu yöntemle 242 farklı resim üretilerek 94 saniyelik çizgi film yapıldı.

ABD’de laboratuvarda üretilen böbrek fareye takılınca çalıştı

ABD’de Massachusetts General Hastanesinde, laboratuvar ortamında rejenere edilen fare böbreği, bir fareye takılınca idrar üretmeye başladı. Dr. Harald Ott, daha önce damarların rejenere edildiği tekniği kullanarak böbreği oluşturdu ve ilk kez tam bir organ rejenere edilmiş oldu. Önce ölü bir farenin böbreği alındı ve içinde özel bir sıvı bulunan yıkama makinesine konuldu. Sıvıdaki enzim ve parçalayıcı maddeler böbrekteki ölü fareye ait hücreleri parçalayarak temizledi. Geriye böbreğin iskeleti olan ve bal peteğini andıran matris kaldı. Sonra yeni doğmuş fareden alınan böbrek hücreleri, özel bir ortamda bu böbrek matrisine aşılanarak böbrek dokuları oluşturuldu.

 

 

 

 

 

 

 

kaynak