Huawei, Türkiye’de geliştirip dünyaya satıyor

Dünyanın en büyük ve Ar-Ge’ye en çok yatırım yapan şirketlerinden biri olan Çinli Huawei, İstanbul’daki Ar-Ge merkezinde geliştirdiği ürünleri dünyaya satıyor.


Türkiye’de 11 yıldan uzun süredir var olan Huawei, dün gerçekleştirdiği basın toplantısıyla İstanbul Ümraniye’de bulunan Ar-Ge merkezinde geliştirdiği ürünlerden birkaçını tanıttı.

Orta Asya ve Kafkasya’nın da bölge merkezinde olması nedeniyle 11 ülkeyi Türkiye’den yöneten Huawei, 2009 yılında İstanbul Ümraniye’de kurduğu Ar-Ge merkezine bugüne dek 60 milyon doların üzerinde yatırım yaptı. Huawei Türkiye Ar-Ge merkezi, Huawei’nin Çin dışındaki en büyük 3’üncü Ar-Ge merkezi olma özelliğine sahip. Uluslararası alanda Hindistan ve ABD’den sonra 3’üncü büyük Ar-Ge merkezi olarak çalışıyor.

Huawei, Türkiye’de özellikle yazılım alanındaki araştırma geliştirme faaliyetlerine önem veriyor. Türkiye’de 350’si Ar-Ge odaklı olmak üzere toplam 850 çalışanı bulunuyor.

Huawei Türkiye Ar-Ge merkezi bugüne kadar son derece çarpıcı başarılara imza atmış durumda.

Huawei, Türkiye’de veya Türkiye’nin katkılarıyla birçok proje geliştiriyor. Huawei Türkiye Ar-Ge merkezi 30 ülke ile ortak projeler yürütüyor. Sadece 2012 yılında, Huawei Türkiye’den gerçekleştirilen yazılım hacmi 17 milyon doların üzerinde.

Bu projeler arasında özellikle Türkçe Sanal Asistan ve Social TV projeleri öne çıkanlar arasında.

Dijital Uçurum, İnovasyon ve Ar-Ge
“Sürekli inovasyonu” bir iş modeli ve sürdürülebilirliğin ön şartı olarak gören Huawei’nin dünya genelinde 16 Ar-Ge Merkezi ve müşterilerle birlikte kurduğu 28 Ortak İnovasyon Merkezi mevcut. Bu merkezler önde gelen uluslararası araştırma enstitüleriyle ve üniversitelerle sürekli iletişim halinde.

Geçtiğimiz 10 yıl içinde global olarak Huawei, Ar-Ge’ye 19 milyar dolar kaynak ayırdı. Sadece 2012’de Ar-Ge için ayrılan rakam 4,8 milyar dolar.

Huawei, Türkiye’nin 2023 hedeflerine bilgi teknolojileriyle ulaşacağını öngörüyor ve bu konudaki tüm adımları destekliyor. Bu nedenle Türkiye’de kamuya ve devlete sunduğu yüksek teknoloji ürünleriyle destek olmak ve bölgesindeki dijital uçurumun kapanmasına katkıda bulunmak istiyor.

Huawei’nin Ekonomiye Katkısı
Huawei, Türkiye pazarını canlı ve fırsatlara açık olarak yorumluyor. Türkiye’deki birçok farklı tüketici kesiminin farklı ihtiyaçları olduğunun farkında ve bu ihtiyaçlara cevap vermek istiyor.

Huawei, bugüne kadar Türkiye’deki 60 iş ortağı üzerinden 100 milyon doların üzerinde satın alma gerçekleştirdi ve son dönemde 23 yeni şirketle 2 yıllık iş ortaklığı anlaşması yaptı. Böylece istihdam ve Ar-Ge ürünü ihracatının yanı sıra Türkiye’deki yerel şirketleri de önemli ölçüde destek sağlamış oldu. Huawei, iş ortakları aracılığıyla oluşturduğu ekosistemde 4000 kişiye dokunuyor.

Ayrıca Huawei, iş ortaklarının iş yaptığı diğer bölgelerde de tanınmasına destek oluyor ve Türkiye’de gelişimine destek olduğu insan kaynağının diğer bölgelere de açılması için fırsat yaratıyor.

TÜRKİYE’DE GELİŞTİRİLEN PROJELER

Akıllı Arama / Sanal Bilge 
Özellikle kurumlar, sahip oldukları bilginin farklı noktalarda birbiriyle bağlantısını kurmada sorun yaşıyorlar. Şirket harici erişilen bilgiyi kendileri için işe yarar hale dönüştürecek yatay çözümlerin yanı sıra, kendi sahip oldukları bilginin farklı bağlantılarını keşfetmelerine yardımcı olacak dikey çözümlere ihtiyaç duyuyorlar. Sahip oldukları veri yığını içinde sadece arama yapmak değil, sordukları sorulara cevap bulmak, sonuçları daha anlamlı ve işe yarar halde görüntülemek istiyorlar.

Geleneksel olarak kullandığımız arama altyapıları, çoğu kurumun iç ihtiyacı olan sorgu yerine sorulara cevap verecek dikey çözümleri sağlamakta yetersiz kalıyor.

Huawei, bu ihtiyacı karşılamaya yönelik ‘Anlamsal Bilgi Tabanı Oluşturma Platformu’ adlı bir proje geliştirdi. Anlamsal Bilgi Tabanı Oluşturma Platformu, Web 1.0 olarak tanımlanan statik sayfalar, Web 2.0 olarak tanımlanan değişken içeriğe sahip yapılar ve Web 3.0 olarak tanımlanan semantik (anlamsal) web üzerindeki tüm içeriği çapraz biçimde sorgulayabiliyor, aralarındaki ilişkiyi ortaya koyabiliyor.

Projenin tabanını ‘Akıllı Arama’ adı verilen teknoloji oluşturuyor. Bu, öncelikli olarak Huawei’nin sunduğu ürün ve hizmetlerde kullanılmak üzere Türkiye’deki Ar-Ge merkezinin katkılarıyla geliştirilen bir proje. Bununla birlikte Huawei, proje olgunlaştıkça bunu kurumların kendi iç aramalarını destekleyen ticari bir ürün olarak konumlandırmayı da planlıyor. Bu gerçekleştiğinde sistemi tamamen dışarıya bağımsız, kuruma ve kullanıcıya özgü bir arama motoru olarak konumlandırmak mümkün olacak.

Sanal Bilge
Veriyi farklı şekillerde sorgulayabilme yeteneği birçok yaratıcı olasılığı beraberinde getiriyor. Bunlardan son dönemde en çok ön plana çıkan da bilgisayarlarla ve mobil cihazlarla konuşarak iletişim kurmak.

Huawei, sahip olduğu teknolojik altyapıyla zengin Ar-Ge kaynaklarını bir araya getirerek bu işi nasıl daha iyi yapabileceğine odaklandı. Çünkü cihazlar arasında hızla yaygınlaşan bu yaklaşımın pratik uygulamasında, Türkçe’nin daha fazla ilgiyi hak ettiğine inanıyordu.

Huawei, bunun için İTÜ ile işbirliğine giderek ‘Sanal Bilge’ adını verdiği Türkçe anlayan sistemi kurguladı. Sanal Bilge, tıpkı günlük hayatta olduğu gibi cihazlarınızla konuşarak kurduğunuz iletişimin arkasındaki beklentiyi anlayacak ve buna göre tepki verecek şekilde kurgulandı.

Halihazırda Türkçe olarak yönlendirilen birçok soru ve sorguya cevap verebilen sistem geliştikçe becerileri daha da artacak.

Social TV
Huawei’nin bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon altyapı çözümleri şemsiyesi altında çok geniş bir faaliyet alanı bulunuyor. Örneğin Huawei 10 yıldan uzun süredir IPTV alanında faaliyet gösteren bir şirket. Asya’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında büyük referanslara ve 50’den fazla ticari uygulamaya sahip. Operatörler üzerinden gerçekleştirilen IPTV odaklı video streaming kapasitesinde dünya lideri olarak dikkat çekiyor.

Dünya genelindeki sosyal medya ilgisinin artmasıyla birlikte, 2010 yılında Huawei’deki 4 Ar-Ge çalışanı bir araya gelerek Social TV adlı platformun tasarımını üstlendi. Daha sonra Çin’deki Ar-Ge ekibinin projeye dahil olmasıyla Türkiye’den 50 kişilik bir ekip Social TV’nin olgunlaşması için çalıştı ve proje 2011 yılında ürüne dönüştü.

Huawei’nin sunduğu IPTV platformunu daha çekici hale getirmek için kurgulanan Social TV, IPTV platformuna Facebook veya Twitter gibi sosyal ağların eklenmesinin de ötesine geçen, kendi sosyal platformunu barındıran bir çözüm. Bu platformla örneğin en çok seyredilen, hakkında konuşulan içeriği anonim olarak görüntüleyebiliyorsunuz.

Sesli asistanın Social TV ile entegrasyonu sayesinde, sistemin yönetimini sesli komutlarla gerçekleştirmek mümkün. Hatta izlemek istediğiniz içeriği televizyona söyleyerek içeriğin otomatik olarak karşınıza gelmesini bile sağlayabiliyorsunuz.

Ürünün operatör tarafında da sunduğu önemli avantajlar var. Örneğin tek bir platform üzerinden birkaç tıklamayla sunmak istediğiniz içeriği eski telefonlara, akıllı telefonlara, web TV’ye, akıllı TV’lere veya IPTV kutularına yönlendirebiliyorsunuz. Dilediğiniz paketi dilediğiniz cihazlarda aktif hale getirebiliyorsunuz. Bu operatörlerin işini kolaylaştırırken, ticari esneklik de sağlıyor.

Kullanım Ücretlendirme & İş Ortakları Gelir Paylaşım Sistemi
Cep telefonlarıyla konuşmak, mesajlaşmak ve internette gezmek kullanıcılar açısından son derece olağan şeyler. Oysa ay sonunda faturanın hesaplanması veya ön ödemeli sistemlerde anında gerçekleştirilen ücretlendirme süreci, arka planda çok büyük bir operasyon gerektiriyor. Konuştuğunuzda geçerli ses, mesaj ve veri tarifeleriniz nedir? Herhangi bir kampanyaya üye misiniz? Konuştuğunuz saatler indirim uygulanan aralıkta mı? Veri kullanımında belli bir kademeyi geçtiniz mi? Dahil olduğunuz kampanya, tarifenizde yer alan bir diğer indirimle çakışıyor mu? Konuşmanızı şirketiniz mi yoksa siz mi karşılayacaksınız?

Huawei, bu alanda iki ayrı çözüm üzerinde çalışıyor. Bunlardan biri Convergent Billing System (CBS) adı verilen kullanım faturalandırma sistemi. Diğeriyse operatörlerin iş ortaklarıyla ve birlikte çalıştıkları diğer kurumlarla gelir paylaşımını düzenleyen Partnership Management System (PMS). Huawei Ar-Ge departmanında 80’i CBS, 40’ı PMS odaklı yaklaşık 120 kişilik bir ekip bu projelerle ilgileniyor.

Huawei Türkiye, CBS konusunda Çin’de üretilen çözümün farklı pazarların ve operatörlerin ihtiyaçlarına göre uyarlanmasını üstleniyor. CBS, ücret hesaplanmasından ve üretilmesinden ödemenin takibine, kısacası faturanın kesildiği andan ödemenin yapıldığı ana kadar kadar tüm süreçleri kontrol altına alıyor. Sistem ayrıca kullanıcı bazında anlık kullanımı görüntüleyebiliyor.

Türkiye’de özelleştirilen çözümler Namibya’daki Namibia Telecom ve Kamerun’daki Camtel operatörlerinde kullanılıyor. Huawei, böylece Türkiye kaynaklı ihracata katkıda bulunuyor.
PMS çözümü de yine operatörlerin ihtiyaçlarına uygun olarak geliştiriliyor. Huawei Türkiye Ar-Ge merkezinde geliştirilen PMS çözümü Avea’nın ihtiyaçlarına özgü olarak tasarlandı ve yapımı 2 yıl sürdü.

Bununla birlikte proje sırasında edinilen deneyim, farklı pazarlara açılmaya yardımcı oluyor. Örneğin Huawei Türkiye benzer çözümü Azerbaycan’da Bakcell isimli operatöre de sunuyor.

Dijital Birey ve Yeni Nesil Akıllı Ağ
Huawei içinde bireylere dönük dijital hayatı zenginleştirmek amacıyla çalışmalar yürüten ‘Digital Individual’ adlı bir takım mevcut. Yaklaşık 60 kişilik bu takımın bünyesinde RBT (Ring Back Tone – Geri Çaldırma Tonu) ve NGIN (Next Generation Intelligent Network – Yeni Nesil Akıllı Ağ) adlı ürünler geliştiriliyor.

RBT çözümleri abonelerine arandıkları zaman arayanlara sıkıcı bip sesinden farklı olarak seçtikleri müzik, doğal ses, konuşma gibi içerikleri dinletme fırsatı tanıyan bir sistem. Huawei RBT çözümü dünyanın en yaygın kullanılan RBT çözümü olarak dikkat çekiyor.

RBT servislerinin kullanımı bunlarla da sınırlı değil. Huawei RBT sistemini kullanan ya da kullanmayı isteyen mobil operatörler, kullanıcı deneyimini zenginleştirmek adına pek çok yeni özelliğe ihtiyaç duyuyor. Huawei Türkiye Ar-Ge Merkezi, Türkiye, Avrupa ve BDT bölgesindeki operatörlerin uygulamaya koymak istediği bu yeni özelliklerin tasarlanması ve geliştirilmesinden sorumlu.

Huawei NGIN ise çeşitli ağ teknolojileri ile çalışabilen ve operatörlerin kullanıcılarına kısa zamanda ve düşük maliyetle katma değerli servisler sunabilmesini sağlayan bir yeni nesil akıllı ağ çözümüne karşılık geliyor. Huawei, NGIN alanında daha çok Avrupa’daki operatörlerle çalışıyor.

Huawei Türkiye Ar-Ge merkezinin katkılarıyla gerçekleştirilen NGIN servisi, 2013 yılı içinde Ingiltere’deki Telefonica operatörü tarafından kullanıcılarına sunuldu ve kısa zamanda 250 binden fazla aboneye ulaştı.

Sistemin temel olarak yaptığı iş dünyanın neresinde olursanız olun, hangi cihazı kullanırsanız kullanın GSM ya da WiFi üzerinden tek numarayla iletişiminizi sürekli kılmak. Üstelik bunu bulunduğunuz yerden bağımsız olarak, yerel tarifeniz üzerinden gerçekleştiriyor.

 

 

 

 

 

 

kaynak

Korsan yazılım lideri Türkiye ABD’nin kıskacında

Lisanssız yazılım ve orijinal olmayan donanım konusunda adeta savaş açan ABD aralarında Çin, Brezilya, Tayland ve Hindistan menşeli tekstil, lastik ve hava taşıtı üreten 5 firma hakkında haksız rekabet ile ilgili hukuki mevzuatları devreye alarak yasal işlem başlattı. Lisanssız yazılım ve orijinal olmayan donanım kullanım oranı yüzde 62’ye yükselen Türkiye, yüzde 42 olan dünya ve yüzde 32 olan Avrupa ortalamasını geride bıraktı. ABD’nin Çin, Brezilya, Tayland ve Hindistan’dan sonra Türk firmalarına karşı da aksiyon alabileceğini söyleyen Beceni-Türkekul-Sevim Avukatlık Ortaklığı Yönetici Ortağı Yasin Beceni, “Şirketlerimiz vakit geçirmeden bünyelerinde Fikri Haklar Yönetim Birimi oluşturmalı. Burada görevlendirilecek olan kişiler şirketin kullandığı yazılım ve donanımların orijinalliğini sürekli takip ederek, ihtiyaca uygun olarak bunların yenilenmesini sağlamalı” dedi.

Haksız rekabetin tanımı değişti

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı (TOSYÖV) işbirliği ile düzenlenen “Amerika’ya İhracatta Fırsatlar ve Öneriler” konulu seminerde konuşan Yasin Beceni haksız rekabetle ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Dürüst ticareti oluşturabilmek için tedarikten üretimde, satıştan organizasyona kadar bütün süreçlerde hukuka uygun şekilde davranılması gerekiyor. Dürüst ticaret yapma ilkesi özellikle son 10 yılda ön plana çıktı. Ayrıca 60 yıldır da tüm dünyada haksız rekabete karşı ticari mevzuatlar oluşturulmuş bulunuyor. Ancak yıllar geçtikçe, teknoloji kullanımı yaygınlaştıkça ve ekonomi küreselleştikçe dünyada haksız rekabetin tanımı da değişiyor” şeklinde konuştu. Eskiden haksız rekabet bir markanın benzerini kullanarak, ondan yararlanmak anlamına gelirken, günümüzde üretim ve dağıtım süreçlerinde kurallara uyulmadan yaratılan şartların da haksız rekabeti oluşturduğuna dikkat çeken Yasin Beceni, “Haksız rekabetin şekli değişti ve günümüz şartlarına göre yeniden yorumlanması gerekiyor” dedi.

ABD ihracatçıya “korsan kullanıyorsan gelme” diyor

Dünya’da artık şirketlerin bilişim teknolojileri ve uygulamaları kullanarak pazarlarda rekabet üstünlüğü sağladıklarını bildiren Yasin Beceni, “Ar-Ge yapmadan ve bilişim teknolojilerini kullanmadan pazarlarda kalıcı olamazsınız. Bu kadar yoğun bilgi teknolojileri kullanımı olan bir ortamda, lisanssız yazılım ve orijinal olmayan donanım kullanımı, sizi dürüst ticaretin dışına itiyor. Korsan ürün kullanıyorsanız, dürüst ticaretten haksız rekabet zeminine geçiş yapmış oluyorsunuz” dedi. Yazılım ve donanım firmalarının müşterilerini korumak amacı ile hukuka başvurduklarını ifade eden Yasin Beceni, “Özellikle ABD bu konuda oldukça ciddi önlemler almaya başladı ve haksız rekabet yasalarını oldukça katı hale getirdi. Eğer siz lisansız yazılım ve orijinal olmayan donanım kullanarak üretim yapıyorsanız ve bu ürünü ABD’ye ihraç etmek istiyorsanız, ticaretiniz doğrudan engellenebiliyor. Kısacası ürünlerinizin ABD’de dolaşımı ortadan kalkıyor. Bunun yanı sıra itibar ve ticaret kaybına uğruyorsunuz” diye konuştu.

Çin, Brezilya, Tayland ve Hindistan zor durumda

ABD’nin korsan yazılıma adeta savaş açtığını kaydeden Yasin Beceni, şu anda Çin, Brezilya, Tayland ve Hindistan menşeli 5 firmaya kırmızı kart gösterildiğini açıkladı. Türkiye’nin korsan yazılım ve donanım konusunda ciddi sorunları olduğuna dikkat çeken Yasin Beceni, “Ülkemiz korsan yazılım kullanımında yüzde 62’lik bir orana sahip. Dünya ortalamasında bu oran yüzde 42. Avrupa’da ise yüzde 32. Dünya ve Avrupa ortalamasına baktığımızda bu kadar büyük bir korsan yazılım kullanımına sahip olmamız, ülkemiz açısından oldukça kötü bir imaj. Bu tablo Türkiye’de fikri haklar konusunda soru işaretleri oluşmasına neden olurken, ABD’ye ihracat yapan şirketler için de artık tedbir alma zamanının geldiğine işaret ediyor. ABD Çin, Brezilya, Tayland ve Hindistan’dan sonra Türkiye’yi de aynı klasmanda değerlendirebilir. Bu tehlike maalesef ki var” şeklinde konuştu.

Şirket bünyelerinde Fikri Haklar Yönetim Birimi oluşturulmalı

Türk şirketlerinin bu tehlike karşısında alması gereken önlemleri açıklayan Yasin Beceni, “Öncelikle şirketlerimizin lisanslı yazılım ve orijinal donanım kullanmaları gerekiyor. Bunu yapabilmek için de şirketlerimiz kendi içlerinde Fikri Haklar Yönetim Birimi oluşturmalı. Elimizdeki değerler ve bu değerlerin nasıl kullanılması gerektiği ile ilgili şirket içerisinde bir farkındalık yaratılmalı. Bilişim teknolojileri bir değer olarak gösterilmeli ve lisanslı hale getirilmeli” dedi. Şirketlerin fikri haklar ile ilgili planlama yapması gerektiğini de vurgulayan Yasin Beceni, “İlgili birimler eğitilerek, bu konudaki bilinç geliştirilmeli. Yazılım ve donanımların orijinalliği sürekli takip edilmeli. İhtiyaca uygun olarak bunların yenilenmesi sağlanmalı. Yazılım ve donanımları üreten şirketler ile ciddi bir iş birliği içerisinde olunmalı” dedi.

KaynakPirateSoftware

‘MADE IN USA’ geri dönüyor

Gelişmekte olan ülkelerin gelişmesi ve dünyada petrol fiyatlarının yükselmesiyle, 1980’lerden beri Amerika’yı terk eden üreticiler, ülkeye geri dönüyor.

Amerikan ekonomisi krizle boğuşmaya devam ediyor. Temmuz ayında istihdam artışında görülen yavaşlama birkaç aydır devam eden olumlu gelişmeleri gölgede bıraktı. Ancak Amerikan ekonomisinde geri planda önemli bir başka gelişme yaşanıyor: Amerikan üretimi geri dönüyor. Geçen üç yıl içinde Amerika, üstelik de krizin ortasında üretim istihdamını tüm gelişmiş ülkelerden daha fazla artırmayı başardı. Bu sürede ülkede 500 bin üretim istihdamı yaratıldı. On yıllardır ilk kez fabrikaların sayısında artış görüldü. Amerikalı işçiler, ülkenin üretimdeki kaçınılmaz düşüşünü tersine çevirerek, tüm dünyanın kullanmak isteyeceği mallar üretmeye başladı.

AMERİKA’YA DÖNÜŞ

Yalnızca bu yıl içinde, Çin’de devasa üretim alanlarına sahip olmasıyla tanınan Apple, MAC bilgisayarlarından birinin üretimini Amerika’ya taşıdı. Airbus ise JetBlue’nun yeni jetlerini Alabama’da üretmeye karar verdi. Geçmişte 70 bin işi yurt dışına kaçıran Kuzey Carolina’nın mobilya endüstrisinde de bir hareketlenme var. Ashley Furniture buraya 80 milyon dolarlık yatırım yapıyor. Uzmanlara göre tüm bunlar tesadüf değil; küresel ekonomi yeniden şekilleniyor. Kaya gazı ve petrolü sayesinde Amerikan fabrikaları ucuz enerjiye ulaşırken, Amerika dışındaki üreticiler küresel petrol fiyatlarındaki yükselişle mücadele etmek durumunda. Bu da Çin’de işgücünden yapılan tasarrufun, nakliye sırasında eriyip gitmesi anlamına geliyor. Üstelik Çin ve Hindistan gibi ucuz işgücünün bulunduğu ekonomiler de zamanla gelişip tüketim ekonomisine dönüşürken, işçi ücretleri hızla artıyor. ABD’de ise sendikalar her geçen yıl işverenlere ödünler veriyor.

FABRİKALAR DEĞİŞTİ

Ancak bugün Amerikan fabrikaları her işçinin bir vida sıktığı gürültülü yerler değil. Teknoloji, yapılan işleri de, işçilerin profillerini de değiştirdi. Yeni üretimhanelerde işçilerden en az iki yıllık teknik okul derecesi bekleniyor. Bazı uzmanlar, çok geçmeden fabrikaların işçilerinden dört yıllık üniversite bitirmelerini isteyeceklerini söylüyor. Bu durumun politikacılar kadar eğitimciler tarafından da doğru anlaşılması, Amerikan üretiminin geleceği bakımından önem taşıyor. Aslında üretim, ekonomi için göründüğünden çok daha önemli. Üretim işleri toplam istihdamın yüzde 9’unu yaratsa da, üretim, özel sektörün Ar-Ge yatırımlarının yüzde 67’sini, verimlilik artışının yüzde 30’unu temsil ediyor. Her 1 dolarlık üretim faaliyeti, ekonomiye 1,48 dolar olarak geri dönüyor.

3D BASKI DEVRİMİ

ABD’de yeni bir teknolojinin, ülkedeki üretimin tüm çehresini değiştirebileceği yorumları yapılıyor. 3 boyutlu baskı, bu teknik genellikle amatörler için plastik gereçler yaratmak için kullanılacakmış gibi görünse de, ExOne Corp gibi firmalarda işin ölçeği değişiyor. ExOne’ın çalışanları 400 bin dolara satılacak 3-D baskı makineleri üretmek için çalışıyor. Bu makineler çok ince bir tabaka paslanmaz çelik ya da porselen tozu ile sıvı bağlayıcıyı bir araya getirerek yedek parçalar üretiyor. Teknoloji, geleneksel yöntemlerle üretimi çok pahalıya çıkabilecek tasarımları bile ucuza mal edebiliyor. Üretimdeki artışın arkasında uygulanan politikalar da var. Virginia’daki gelişmiş Üretim Merkezi, şirketlerin araştırmaları ileri teknoloji ürünlerine dönüştürmelerine yardımcı oluyor. Kuzey Carolina’da bölge kolejleri Siemens gibi şirketlerle ortaklığa gidiyor. Obama, bu tür girişimlerin ülke çapında yaygınlaşması için çağrı yapıyor; üretimde vergi indirimleri, işçilerin eğitimine destek ve Ar-Ge için önerilerde bulunuyor. Örneğin, federal destek gören araştırma merkezleri kuruluyor. Almanya’nın Çin gibi ülkeler karşısında rekabet gücünü ve işçi ücretlerini korumasını sağlayan Fraunhofer Enstitülerini örnek alan ve 3D baskının gelişimi için çalışan Ohio’daki “National Additive Manufacturing Innovation Institute”, 30 milyon dolar federal destekle üreticileri, üniversiteleri ve teknokratları bir araya getiriyor.

AMERİKALILAR DA REKABETÇİ

3D Baskı gibi yeni teknolojilerin yanı sıra, ABD’de üretimin geleceği başka nedenlerle de umut doğuruyor. Amerikalı işçiler sanıldığından daha rekabetçi. Çünkü Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ABD arasındaki işçi maliyeti uçurumu, kaçınılmaz olarak kapanmaya başladı. Gelişmekte olan ülkeler zenginleştikçe işçi ücretleri artıyor. Çin, işçi ücretlerini yılda yüzde 13 artırıyor. Avrupa ülkelerinde ise üretim giderleri zaten ABD’den yüzde 15-20 daha pahalı. Rolls-Royce ve Volkswagen gibi şirketlerin Amerika’da genişlemesinin nedeni de bu. Amerikalı işçiler hala Çinli işçilerden 7 kat daha pahalı, ama şirketler artık hesabı yalnızca saatlik işçi ücreti üzerinden yapmıyor. İşgücünün esnekliği ve verimi, fabrikaların müşteriye yakınlığı, devletin sübvansiyonları da önem taşıyor. Tüm bunlara dünyada yükselen petrol fiyatları da eklendiğinde, Amerika’da üretmek için önemli argümanlar ortaya çıkıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak:http://ekonomi.milliyet.com.tr/-made-in-usa-geri-donuyor/ekonomi/detay/1756356/default.htm?utm_source=f5haber&utm_medium=f5haber&utm_campaign=milliyet

 

GSYİH 851 milyar dolar olacak

IMF tahminlerine göre, Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası bu yıl 851 milyar 817 milyon dolara çıkacak.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) tahminlerine göre, Türkiye ekonomisinin büyüklüğü bu yıl sonunda 851 milyar doları bulacak.

IMF verilerinden yaptığı derlemeye göre, Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) bul yıl 851 milyar 817 milyon dolara çıkacak.
IMF’nin tahminlerinin gerçekleşmesi durumunda, Türkiye’nin geçen yıl cari fiyatlarla 786 milyar 293 milyon dolar olan GSYİH’ı bir yılda 65 milyar 524 milyon dolarlık artış kaydedecek.

Aynı dönemde “süper güç” olarak adlandırılan ABD’nin GSYİH’sının 16 trilyon 237 milyar 746 milyon dolar, “üretim merkezi” olarak bilinen Çin’in ise 9 trilyon 20 milyar 309 milyon dolara çıkması bekleniyor.

Fon’un projeksiyonlarına göre trilyon dolarlık ülkeler listesinde başta “sanayi devi” Almanya olmak üzere Brezilya, Hindistan, İngiltere, İspanya, İtalya, Japonya, Kanada, Kore, Meksika ve Rusya da yer alacak.

IMF’nin tahminlerine göre, bu yıl Almanya’nın ekonomik büyüklüğü 3 trilyon 597 milyar 965 milyon dolar, Brezilya’nın 2 trilyon 456 milyar 663 milyon dolar, Hindistan’ın ise 1 trilyon 972 milyar 844 milyon dolar olacak.

Tahminlere göre, İngiltere’nin ekonomik büyüklüğü 2 trilyon 422 milyar 921 milyon dolar, İspanya’nın 1 trilyon 387 milyar 871 milyon dolar, İtalya’nın 2 trilyon 76 milyar 6 milyon dolar, Japonya’nın 5 trilyon 149 milyar 897 milyon dolar, Kanada’nın 1 trilyon 843 milyar 750 milyon dolar, Kore’nin 1 trilyon 258 milyar 586 milyon dolar, Meksika’nın 1 trilyon 274 milyar 966 milyon dolar, Rusya’nın ise 2 trilyon 213 milyar 567 milyon doları bulacak.

IMF’nin tahminlerine göre 2013’te GSYİH’sı 1 trilyon doların altında kalacak olan ülkeler Arjantin, Avusturya, Danimarka, Endonezya, Filipinler, Finlandiya, İrlanda, İsrail, İsveç, Kolombiya, Lüksemburg, Macaristan, Malezya, Mısır, Peru, Polonya, Sri Lanka, Şili, Tayland, Türkiye ve Yunanistan olacak.

BRIC ülkeleri olarak bilinen Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’nın GSYİH toplamı 15 trilyon 663 milyar 383 milyon dolar olacak. Böylece BRIC ülkelerinin GSYİH toplamı, ekonomisi 16 trilyon 237 milyar 746 milyon dolar olması beklenen ABD ekonomisinin büyüklüğüne yaklaşacak.

 

 

 

 

Kaynak: http://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/186543–gsyih-851-milyar-dolar-olacak

Zafer Çağlayan Markalaşmayı Destekliyor

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan: markalaşmaya devam, markalaşmayı desteklemeye sonuna kadar devam

zafer-caglayan-markalasmayi-destekliyor-4667924_923_o

Türkiye’nin 2023 yılındaki 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşması için Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşmaya daha çok yatırım yapması gerektiğini belirten Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, teşvik sistematiğini bu alanları destekleyecek şekilde kurguladıklarını söyledi. Bu sayede endüstriyel tasarım tescil başvurusundaTürkiye‘nin Avrupa‘nın en çok başvuru yapılan ilk üç ülkesi arasına girdiğini, TURQUALITY® kapsamındaki firmaların markalı ihracatlarındaki birim fiyatlarının yükseldiğini vurgulayan Çağlayan, “Bu bize şunu gösteriyor: Markalaşmaya devam, markalaşmayı desteklemeye sonuna kadar devam” dedi.

Dünyanın en kapsamlı marka geliştirme programı olan TURQUALITY®, dünyaca ünlü pazarlama ve marka teorisyenlerini Türk markaları ile buluşturduğu Vizyon Seminerleri’ne devam ediyor. Bu yıl yedincisi düzenlenen Vizyon Semineri’nin konuğu kısaca VG diye bilinen, strateji ve inovasyon konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Vijay Govindarajan oldu. Kurumsal üst düzey eğitim alanında ilk 10 işletme profesörü arasında yer alan, dünyanın önde gelen iş stratejisi ve inovasyon uzmanı Profesör Vijay Govindarajan “Ters İnovasyon” temalı konuşmasında Türk markalarına, değişen dünyada büyüme fırsatlarını nasıl yakalayabileceklerini, artık sadece ihracat yapmanın yeterli olamayacağını ve dünya markası olma yolunda inovasyonun rolünü anlattı.

“İnovasyon tersine işlemeye başladı”

TURQUALITY® Programı kapsamında yer alan şirketlerin yöneticilerinin global rekabet için gerekli yetkinliklere ulaşmasına destek olmak amacıyla düzenlenen Vizyon Semineri’nin açılış konuşmasını Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan yaptı. Uluslararası firmaların yeni ürünleri ve inovatif faaliyetleri, yüksek gelirli ülkelerde ortaya koyduktan sonra bu ürünleri düşük gelirli ülkelerde satışa sunduklarını hatırlatan Bakan Çağlayan, “Buna geleneksel inovasyon deniyor. Ters inovasyon ise bunun tam karşıtı. Yani inovasyonun düşük gelirli ülkelerde gerçekleştirilmesinden sonra yüksek gelirli ülkelerde satışa sunulduğu durumları tarif ediyor. Artık dünyada gelişmekte olan ülkelerin yıldızı yükseliyor. İlk kez 2012 yılında gelişmekte olan ülkeler dünya GSYİH’sının yarısına (40 trilyon dolar) ulaştı. Geldiğimiz noktada gelişmekte olan ülkeler dünyanın yükünü çekiyor ve dünya ekonomisine yön veriyor. İşte bu sebeple inovasyon tersine işlemeye başladı” dedi.

Vijan Govindarajan: “Ters inovasyon Türk şirketleri için çok önemli bir fırsat”

Yoksul insanların ulaşamadıkları ürün ve hizmetlere erişimlerinin basit ama kaliteli çözümlerle mümkün hale getirilmesine ve bunun daha sonra gelişmiş ülkelere ihraç edilmesine Ters İnovasyon adı verildiğini belirten Vijan Govindarajan, “BaştaTürkiye olmak üzere ÇinHindistan gibi ülkelerin önünde bu anlamda çok önemli bir fırsat var. Türkler çok zeki ve yaratıcı insanlar. Türkiye‘deki yerel şirketler bu fırsatı avantaja dönüştürebilir. Bunu nasıl yapabileceğinize gelince: Yoksul insanların da zengin insanlar kadar ihtiyaç ve problemleri var. Bunları iyi analiz edip, çok daha az maliyetle çok daha fazla değer yaratabilecek çözümlerle milyonlarca insanı tüketici konumuna getirebilirsiniz. Üstelik bunu önce kendi ülkenizde yapıp sonra dünyaya pazarlayabilirsiniz. Ben Türk şirketlerinde bu potansiyeli görüyorum” dedi.

“Türkiye’de de başarılı inovasyon örnekleri var”

Türkiye’de başarılı inovasyon örneklerinin oldukça çok olduğunu belirten BakanÇağlayan, “Pazar çeşitlendirmemiz buna iyi bir örnek. 2009 yılı ortasında kısa sürede yapılan planlama sonucu 4 yılda 43 milyar dolara yakın ek ihracat sağladık. Firma bazında baktığımızda ise aklıma gelen ilk örnekler Simit Sarayı ve Koton. 10 yıl önce simit sadece tezgahlarda satılırken, simit fırınları bugün yemek yenen yerlere dönüştü. Simit Sarayı bu başarılı inovasyon örneğini şimdi yurtdışına taşıyor. Koton ise alışverişten sıkılan erkeklerin mağazalarında vakit geçirebilecekleri alanlar tasarladı. İnovasyon gerekli çünkü artık her geçen gün daha fazla firmanın ve ürünün rekabetine sahne olan küresel piyasalarda, avantaj sağlayabilmenin en önemli koşullarından biri ürün farklılaştırması. Geçmiş dönemlerde fiyat avantajı ile rekabet gücümüzü koruyabilmiştik. Ama artık bu sektörlerdeki varlığımızı, rekabet avantajımızı sürdürülebilir hale getirmek için inovasyon, tasarım ve markalaşma konusunda hızlı bir gelişim göstermek zorundayız” diye konuştu.

“Katma değerli ürün ihracatımızı artırmamız şart”

Bakanlık olarak Türkiye‘nin dış ticaretinin birim fiyat analizini yaptıklarını ifade eden Bakan Çağlayan, “Bizim kilo fiyatlarımız ne, başka ülkelerin ne? Bizim nasıl değişmiş, onların nasıl değişmiş? bunların hepsini inceliyoruz. Tablo şu: Genel ihracatımızın birim fiyatı 2009’da 1.16 dolar, 2010’da 1.25 dolar, 2011’de 1.47 dolar, 2012 yılında ise ortalama 1.58 dolar olarak gerçekleşmiş. Yani ihracat birim fiyatımızda sürekli bir artış var ama fiziki olarak ihracatına ağırlık verdiğimiz ürünlerdeki gelirimiz son derece zayıf. Bu alanda harcadığımız emeği fiyatların ya da katma değerin görece yüksek olduğu ürünlerin üretimine kaydırmamız gerekiyor. Yani “katma değeri yüksek ürünlerde üretimimizi nasıl artırırız, ihracatımızı nasıl artırırız” buna bakmamız gerekiyor. Bunun için Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşmaya daha çok yatırım yapmamız lazım” diye konuştu.

“Teşvik yetmez, kamuoyu oluşturmamız gerekiyor”

Türkiye’nin 2023 yılı ihracat hedefinin olan 500 milyar dolar olduğunu hatırlatan Bakan Çağlayan, “Bu hedefi yükte hafif pahada ağır ürünlerin ihracatımızdaki payını arttırarak, yani özgün tasarımlı, yenilikçi ve markalı ürünler ihraç ederek gerçekleştirebiliriz. Bu kapsamda öncelikle Ar-Ge yatırımlarını artıracak tedbirler alarak, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ye oranını aşamalı olarak artıracak ve 2023 yılında %3’e çıkaracağız. Yatırım-üretim-ihracat değer zincirinin tüm halkalarına yönelik oluşturduğumuz teşvik sistematiğimizi, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşmayı özendirecek şekilde kurguladık ve uyguluyoruz. Ama sadece teşvik etmek yetmiyor. Ülkemizde bu konularda kamuoyu oluşturmak, farkındalığı artırmak da çok önemli. Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz Design Turkey Endüstriyel Tasarım Ödülleri, bugün burada katıldığımız TURQUALITY® Vizyon Semineri gibi etkinlikler bu farkındalığı oluşturmak için atılan önemli adımlar” dedi.

“Endüstriyel tasarım tescilinde Avrupa‘da ilk üçteyiz”

Moda ve endüstriyel ürün tasarımı alanlarında faaliyet gösteren firmalara yurtdışı tanıtım, pazarlama, kira gibi geniş bir yelpazede destekler sunduklarını anlatan Bakan Çağlayan, “Türkiye son yıllarda tasarım konusunda önemli işler yapıyor. Bunun sonucunda da son birkaç yılda endüstriyel tasarım tescil başvurularında “Avrupa’nın en çok başvuru yapılan ilk 3 ülkesi” arasına girdik. Ülkemizde yapılan tasarım tescil başvuru sayısı 2010’da 31 bin, 2011’de 36 bin 578, 2012’de 41 bin 220’ye ulaştı. 2010’da 8 bin 343 olan patent tescil başvurusu sayımız 2011’de 10 bin 241, 2012’de ise %13 artarak 11 bin 599’a ulaştı. Bu artışta Ar-Ge yatırımlarındaki artışın katkısı büyük. 2011’de Ar-Ge harcamaları 6,7 milyar dolara ulaştı. Böylece Ar-Ge harcamaları GSYİH’nin binde 8,6’sına yükseldi. Ama hedefimiz 2023’te yüzde 3’e çıkarmak” dedi.

“TURQUALITY® klasik bir devlet yardım programı değil”

Katma değerli ürünün aynı zamanda belirli bir marka değeri olan ürün anlamına geldiğini vurgulayan Bakan Çağlayan, “Türkiye’nin de markalaşması olarak gördüğümüz bu yolculukta Bakanlığımızın markalaşmaya verdiği önemi ve destekleri hepiniz biliyorsunuz. TURQUALITY® Programı bu alanda Amiral Gemimiz. TURQUALITY® bugün itibariyle 90 firmamızın 102 markası ile kapsama dâhil olduğu, birçok markamızın ise programa girmek için yoğun çaba gösterdiği en iyiler kulübü haline geldi. TURQUALITY® adeta bir prestij ligi. TURQUALITY® Programı’na hazırlık süreci olarak düşünebileceğimiz Marka Programı’mız kapsamında ise 41 firmamızın 44 markası bir üst lige çıkmak için antrenman yapıyor” diye konuştu. Bakan Çağlayan, “TURQUALITY® Programı’nda yer alan firmalarımızın 2012’de sadece destek kapsamındaki markalarıyla yaptıkları ihracatın birim fiyatı 3,28 dolar olmuştur. Bu, marka olmanın, markalı mal satmış olmanın ortaya koyduğu katma değerdir. Bu bize şunu gösteriyor, markalaşmaya devam, markalaşmayı desteklemeye sonuna kadar devam” diye konuştu.

“Bölgesel anlamda lider markalarımız oluşmaya başladı”

Küresel anlamda, henüz en değerli marka listelerinde ilk 100’de, ilk 500’de Türk markaları olmadığını anlatan Bakan Çağlayan şunları söyledi: “Ama bölgesel anlamda lider markalarımız oluşmaya başladı. Ancak, bizim kazandırdığımız vizyon ile bu hedefe er veya geç ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Çünkü marka olmak ve markalaşmak uzun vadeli, sabır isteyen bir yatırımdır. Biz de Bakanlık olarak her zaman sizin yanınızda olacağız, bu yolculukta size her türlü desteği vereceğiz.”

Kaynakhttp://www.haberler.com/zafer-caglayan-markalasmayi-destekliyor-4667924-haberi/

Emtia fiyatlarına Çin ve Hindistan damgası

Emtia fiyat endeksindeki artışta, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin talepleri etkili oldu.

Emtia piyasalarında son yılda yaşanan fiyat değişimlerinde,Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin talepleri etkili oldu.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Ekonomi Bakanlığı, emtia piyasalarına ilişkin rapor hazırladı.
Dünya Bankasının emtia fiyat istatistiklerine yer verilen rapora göre, son 10 yılda ham petrol, doğal gaz ve kömürden oluşan enerji ham maddeleri endeksi yüzde 240,1, tarım, metal ve mineraller ile gübrelerden oluşan enerji-dışı emtia fiyat endeksi yüzde 141,5, altın, gümüş ve platinyumdan oluşan kıymetli metaller endeksi yüzde 380,5 arttı.

Bu yılın ilk çeyreğinde 2012’nin son çeyreğine göre enerji fiyat endeksi yüzde 3,2 artarken, enerji-dışı emtia fiyat endeksi yüzde 0,4, kıymetli metaller fiyat endeksi ise yüzde 5,5 azaldı. 2012’in ilk çeyreğiyle karşılaştırıldığında ise enerjide yüzde 6,4, enerji dışı emtialarda yüzde 3,4, kıymetli metallerde de yüzde 4,4 düşüş yaşandı.

Emtia fiyatlarına ilişkin tahminlere göre 2013 yılında enerji fiyat endeksinin 2012 yılına göre yüzde 2,6, enerji-dışı emtia fiyat endeksinin yüzde 2 azalması beklenirken, kıymetli metaller fiyat endeksinde ise değişiklik öngörülmüyor. 2025 yılında ise enerji fiyat endeksinin 2012’ye göre, yüzde 2,1, enerji-dışı emtia fiyat endeksinin yüzde 6,5, kıymetli metaller fiyat endeksinin de yüzde 21,6 azalması bekleniyor.

-Gıdada istikrarsızlık azaldı-

Son 10 yılda, 1993-2002 dönemiyle karşılaştırıldığında bitkisel yağlar ve yağlı tohumlar ile gıda maddelerinde istikrarsızlık azalırken, bunların dışında kalan emtia gruplarında ise istikrarsızlık arttı. Bu kapsamda, istikrarsızlığın en çok arttığı emtia grubu mineral, cevher ve metaller; en çok azaldığı grup ise gıda maddeleri oldu.

Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerinin yoğun taleplerinin fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmasına karşın, söz konusu talep geçen yıl enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarının düşmesinin ana nedenini oluşturdu.

Avrupa borç krizi, dünyanın önde gelen gelişmiş ekonomilerindeki yavaşlama ile Çin‘in üretiminde ve girdi talep artış hızındaki azalma, fiyatlarda yaşanan gerilemeyi doğrudan etkiledi.

Fiyatlarda artış trendinin uzun vadede devam etmesi beklense de kısa ve orta vadede emtia fiyat hareketlerindeki değişimlerin, küresel ekonomik görünümden ve özellikle Avro Bölgesi’ndeki gelişmelerden etkileneceği tahmin ediliyor.

Kaynak : http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1358521-emtia-fiyatlarina-cin-ve-hindistan-damgasi