Madencilikteki ruhsat krizi çözüldü

Madencilik sektöründeki ruhsat krizi çözüldü. Madencilik yatırımları için gerekli izinlerin ve maden ruhsatlarının ve izinlerinin alınmasını Başbakanlık onayına tabi tutan 16 Haziran 2012 tarih ve 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi sonrasında darboğaza giren Madencilik Sektörü, Başbakanlığın 51 bin dosyayı ilgili bakanlıklara göndermesiyle rahat bir nefes aldı. Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, “Yaptığımız çalışmalar sonucunda sektörün beklediği gelişme bugün yaşandı. Sektörün taleplerine kulak veren Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çok teşekkür ediyoruz” dedi. Maden ve mermer ocaklarının orman izinlerinin alınamaması nedeniyle madencilik sektörünün büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığını anlatan Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, sektörün istihdam, üretim ve ihracat rakamlarının gerileme trendine girdiğini kaydetti. Mermerde çeşitlilik ve farklı renkler arayan müşterilerin taleplerine ruhsat krizi nedeniyle cevap veremez hale geldiklerini ifade eden Erdinç, “İhracat artışının önü tıkanmıştı, ruhsat izinlerinin verilmesi acilen gerekiyordu. Mermer ve madenleri işleyen fabrikalar hammadde temin edemez ve çalışamaz noktaya gelmişti. Bu hafta itibariyle 51 bin dosya Başbakanlık tarafından gerekli bakanlıklara gönderildi, ruhsat krizi aşıldı. Bu gelişmeden dolayı Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Madencilik sektörü adına teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.

İSTİHDAM VE İHRACAT ARTACAK
Türkiye’nin maden ürünleri ihracatından 2013 yılında 5 milyar 57 milyon dolar döviz girdisi sağladığına dikkati çeken Erdinç şöyle devam etti: “Madencilik sektörünün ihracata dolaylı katkısı ise 15 milyar dolar seviyesinde. Ekonomiye ise 35 milyar dolar katkımız var. Diğer sektörlerle mukayese edildiğinde birim yatırım maliyetine oranla, hem de kırsal kesimde 10 kat istihdam sağlıyoruz. İhracatımızdaki katma değer oranı çok yüksek. Ruhsat sorununun çözümü sayesinde ihracat ve istihdamda büyük artış olacak. Madencilik sektörü olarak 2023 yılı ihracat hedeflerine 2017 yılında ulaşmayı hedefliyoruz.”

İŞÇİ KRİZİNE ÇÖZÜM İSTİYORUZ
Türk madencilik sektörünün ruhsat krizinin aşılmasıyla sektörde yeni yatırımların gündeme geleceğini bunun da istihdamı beraberinde getireceğini vurgulayan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Erdinç, sektörün en önemli sorunlarından bir diğerinin ise istihdam edecek işçi bulamamak olduğunu hatırlattı. Türkiye’de herkesin masabaşı işlerde çalışmak istediğini savunan Erdinç, “Bu sorunun çözümü için yurtdışından misafir işçi getirilmesini talep ediyoruz. Bu talebimize olumlu cevap verildiği takdirde madencilik sektörü, üretim, istihdam ve ihracatta büyük bir sıçrama sağlar” şeklinde konuştu.

Kaynak

MEGA SİS Mİ, PEGA”SİS” Mİ?

5 Ocak 2014 günü, Pegasus havayolları tarihine PEGASİS olarak kaydedilmeli. Çünkü sıradan bir doğa olayı, koskoca bir havayolu firmasının  halkla ilişkiler ve kriz yönetimi tarihine sisli bir sayfa olarak iz bıraktı.

Elbette yağmur,fırtına, sis gibi hava olayları, sel ve deprem gibi felaketler havayolları firmalarını zor durumda bırakabilir, çoğu kez bu büyük nedenlere (force majeur) boyun eğmekten başka yapacak birşey kalmaz. Yolcular bu durumu olgunlukla karşılar ve kendi yolculuk planlarını revize ederler.

Yakın tarihte de bu tür doğa olayları nedeniyle günlerce hava alanlarında mahsur kalan yolcuların sıkıntıları hafızalarda çok taze. Yoğun kar yağışı, buzlanma, yanardağ patlamaları ve hatta  grevler nedeniyle binlerce yolcunun sıkıntısı günlerce haber bültenlerinde ilk sırada yer aldı.

Bu doğal durumların bırakın sıkça yaşanma olasılığını, bir defa yaşanması için bile olsa havayolları firmalarının kriz yönetimi konusunda strateji geliştirmeleri gereği ise gün gibi açık. Pegasus’un Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ali SDSCN0183abancı da bir ropörtajında bu konuya değinmiş:

“Hayatta ummadığın anda neler olabileceğini gördüğün için önlemini farklı alıyorsun. Bir Ürdün seyahatinde büyükelçimiz bana zırhlı araç göndermiş. Şoföre “Hayırdır bir sorun mu var” dedim. O da “Yok Ali Bey ama sıkıntının bir defa olması yeterli” dedi. Anladın mı adamın verdiği dersi?”, diyerek[1].

Havayolları firmaları yolcularına güvenli bir uçuş kadar kriz drumlarında azami konforu sağlama sorumluluğnu üstlenmek durumunda. Bu konuda yolcuyla imzalanan sözleşmeler kadar, uluslararası havacılık kuralları ve oluşan gelenekler de geçerli.

Kurumsallaşmış ve sektördeki rekabet koşullarını sadece karlılık düzleminde değil, müşteri sadakati ile de sağlamayı başarmış olan firmalar.Pegasus havayolları ise sadece düşük maliyetli ve çıplak bilet satan bir firma olarak konumlandırma yapmak istiyorsa diyecek sözümüz yok. Uzun ömürler dileriz!

5 Ocak’ta yaşananlar sisli bir sayfa oluşturmakla kalmayacak türden. Neler olmuş yakından bakalım:

  • Saat 19′ da sis nedeniyle THY, Sun Express, Onur Air tarafından iptal edilen İstanbul -İzmir seferleri Pegasus tarafından iptal edilmiyor; yolcuların ısrarlı soruları seferin yapılacağı şeklinde cevaplanıyor. (Sefer iptal etmeme inadı nedir, nedeni anlaşılamamıştır)
  • Saat 21’e yaklaşırken gecikme anonsu yapılıyor. Sonra aynı anonsa daha ileri bir saat için tazeleniyor. Sonra kapı değiştiriliyor. Saat 22.30 da yolcular uçağa alınıyor. THY’nin iptal ettiği seferin nasıl yapılacağı yolcuları tedirgin ediyor.
  • Yolcular kemerleri bağlı olarak 50 dakika uçakta oturuyor. Hiçbir bilgi verilmezken yolcular huzursuz olup soru sormaya başlıyor. Pegasus Hava Yolları Genel Müdür Yardımcısı da olduğu öğrenilen Kaptan Pilot, önce hava raporu beklediklerini; ardından  görüş alanının azaldığını uçusun yapılamayacağını bildirip yolcuların körükten geri giderek tekrar salona alınacağını bildiriyor.
  • Uçağa alınırken “hoşgeldiniz” bile denmeyen ve asık  suratla karşılanan yolcular inerken de muhatap alınmıyor.(daha sonra anlaşılıyor ki bu uçuş ekibi iptal edilen başka bir seferin dinlenmeden İzmir seferine yönlendirilen yorgun ekibi)
  • Bekleme salonundaki eski yerlerine dönen yolcular gerginlik yaşıyor, sorularla muhatap arıyor. “Diğer havayollarının gördüğü sisi Pegasus kaptanı 6 saat sonra mı görmüş ?, uçuş iptal edilecek mi?, neden yetkili bulamıyoruz?” Genç Pegasus personeli birbiriyle tutarlı olamayan cevaplar veriyor.
  • Personelin müşteri hizmetleri telefonuna yönlendirdiği yolcular, başvurmak için 800’lü numarayı soruyor. Personel cevap veriyor:“bilmiyorum”
  • Bu arada anonslardan Trabzon, Antakya, Mardin gibi diğer seferlerin de gecikme anonsları yapılıyor ve yolcular gergin.Her kapı önünde bie  iki Pegasus görevlisi var. Hepsi genç ve yaptıkları açıklamalar ikna edici değil. Yolcular gruplar halinde görevlilerle tartışma yaşıyor.
  • Hava açılınca mutlaka seferin yapılacağı söylenerek yolcuların beklemesi isteniyor. Tepkiler artınca hava raporu beklendiği bildiriliyor. Yarım saat daha kazanılıyor. Nihayet uçusun iptal edildiği ilan ediliyor.
  • Bu arada dış hat bağlantılı uçuş yapan yolculara konaklama olanağı sağlanacağı, bu hakkın iç hat yolcular için geçerli olmadığı, isteyen yolcuların biletlerini iade edebileceği, isteyenlerin sabah uçuşlarıyla bilet değişikliği yapabileceği, sabah uçuşlarında çok sayıda yer bulunduğu söyleniyor.
  • İstanbulda oturan bazı yolcular biletlerinden vaz geçip evlerine dönüyor.
  • Özellikle yurtdışı bağlantılı olan yolcular uzun süredir yorgun olduklarından konaklama için sabırsızlanıyor.
  • Konaklama için belli bir otelle anlaşmaları bulunmadığını, mail yoluyla otellerde boş yer aranacağını , bu nedenle beklemek gerektiğini bildiriyor yetkililer.
  • Yolcular aşağı salona alınarak kapıya yakın bir yerde bekletilirken Miracle Residence’a ait bir otobüs konaklama için yolcuları almaya geliyor. Kimlerin gideceğine dair havayollarına ait bir liste bulunmadığından yolcular kendi aralarında bir kağıda isim yazıp yetkililere veriyor.
  • Bu listeler görevliler tarafından tek tek ve tekrar tekrar isim sorularak salonda ve otobüsün içinde temize çekiliyor. Bir okul gezisinde sınıf temsilcisinin kontrolüne benziyor bu amatör çalışma. Salonda, kapıda ve otobüsün içinde, “siz nerden geldiniz, nereye gideceksiniz” soruları tekrarlanıyor.
  • Konaklama için özel eşyalarına ihtiyaç duyan yolcular bavullarına ulaşmak istiyor. Az önce uçmayı bekledikleri uçaktan boşaltıldığını öğrendikleri bagajlarını bulmak için ters trafikle salonlar arasında koşuşturarak bagajlarını bulmaya çalışıyorlar.
  • Bu arada otele ait otobüs hareket ediyor.Yolcular bagajlarını bulduklarında otobüsün gitmiş olduğunu fark ediyor.
  • Görevlilere ulaşmak, bilgi almak, ilgi görmek gerçek bir iletişim becerisini gerektiriyor.
  • En sık duyulan vaad “otelinize gidin, biz size SMS ile ek sefer bilgisi yollayacagız, siz gelip uçacaksınız”.
  • Otele vasıl olabilenler şanslı yolculardan daha şanslı olanları konaklama olanağı buluyor. Çift olarak yolculuk yapanlar bu yolcular. Tek seyahat edenlere “uygunsuz bir teklif”te bulunuyor. Adını bile bilmediği başka bir yolcu ile geceyi geçirmesi gerektiği bildiriliyor. Pagasusun otel ile anlaşmasının bu şekilde olması nedeniyle yapılabilecek birşey olmadığını söyleyen resepsiyon görevlisine, bu durumda kalan dört yolcudan biri, tek kişilik oda farkı ödeme teklifi yaptığında “otelde boş yer kalmadığı” söyleniyor.
  • Otel lobisinde bekleyen yolculara bir çay bile ikram edilmiyor. Yolcular otel fiyatlarıyla lobideki bardan su, çay vs satın alarak sakinleşmeye çalışıyorlar.
  • Tekrar havaalanına gidecek olan bir minibüsle havaalanına dönmeyi tercih eden şanssız yolcular görüş mesafesini 20 metreye indiren yoğun sisin aslında kendileri kadar Pegasus için de geleceğe uzanan bir sis olduğunu düşünmeye başlıyorlar.
  • Buraya kadar okuyabildiyseniz sabrınız için tebrikler ve teşekkürler.Ancak olay yeni başlıyor.
  • Havalanına dönen yolcular Pegasus bilet gişesi önündeki mahşeri kalablık nedeniyle biletlerini başka bir uçuşla değiştiremiyorlar. İnternet üzerinden değişiklik yapılamıyor. Çünkü internet erişimi çöknüş durumda.Çağrı merkezi cevap vermiyor.Görevliler bunalmış durumda.
  • Bir yolcunun 13 yaşındaki oğlu kayıp. Devamlı anons yapılıyor. Baba perişan.
  • Gişeler önünde kavga çıkıyor, camlar kırılıyor, sağlık görevlileri müdahale ediyor.Nedeni biletlerini iade etmek isteyen çok sayıda insana rutin ekibiyle cevap vermeye çalışan ve talebi karşılamayan gişe görevlileri önünde oluşan uzun can sıkıcı kuyruklar.
  • Almanya uçuşları ve Diyarbakır, Antakya, Kayseri, Mardin gibi İstanbula uzak illerin yolcuları seferlerin de az sayıda olması nedeniyle daha çok mağduriyet yaşıyor.
  • Genç görevliler bunalmış yüz ifadeleriyle sadece yolcu isteklerini geçici bir süre için püskürtmeye çabalıyor. Yoğun bir informel iletişim var. Tüm yolcular birbirinden bilgi alıp hızla çevresine yayıyor.Bu arada taş zeminde sere serpe uyumaya çalışan yolcular perişan.
  • Pegasus görevlileri hala ek sefer yapılacagını söyeleyerek yolcuları oyalıyor. Bilet ofisinden informel bir bilgi alınıyor: Bir görevli diğerine seslenirken duyulan ses “ek sefer imkansız” diyor. Oysa yolculara hala hep beklemeleri söyleniyor, saat sabah 5 iken.Gün ağarırken  sisin kalktığını gören yolcular, uçuş anonslarını suyunca seviniyor. Ancak gişeler önündeki kalabalık devam ediyor.En can yakan kısmı da o söz verilen ek seferlerin konmaması, bu arada ek seferle hakkının saklı kalacağını zanneden yolcuların tarfeli seferlere yönlendirilmesi; tarifeli sabah seferleri dolduğu için yolcuların ortada kalması.Açıkça yetkililerin verdiği hiçbir sözün yerine gelmediğinin görüldüğü an bu an.
  • Bu arada 2 yıldır Pegasus hava Yollarında çakıştığını belirten ve saat 21’den beri çözüm için çabalayan A.Ç. isimli personelle yapılan görüşmede bir itiraf duyuluyor. “Biz böyle durumlar için eğitim almadık, ne yapacağımızı bilmiyoruz doğrusu”.
  • Ek sefer koymanın mümkün olmayacagı, tarifeli seferlerde yer bulunursa bilet değişimi yapabileceği bildirilen yolculardan, şu anda yer bulunamayacağı için  akşama kadar alanda beklemeleri isteniyor.
  • Yabancı yolculara yeterli açıklama yapılamadığı görülüyor. Yetersiz yabancı dil bilgisi nedeniyle personelin görevlerini diğer yolcular üstleniyor. Yabancı bir yolcu geldiğinde hızla alandan uzaklaşan görevlilerin hali gerçekten üzücü.
  • 24 saattir yolda olan bir yolcu daha fazla dayanamayıp bir taksiye atlıyor ve otobüsle İzmir’e dönmeye çalışıyor. Dilinde bir şarkı:”Elveda PegaSİS”

İşletmeciliğin rutinde kolay , krizde zor olduğunu bilen bu satırların yazarı yolcu, yol boyunca düşünüyor.

Tutarlı ve yetkili ağızdan yapılacak bir açıklama yapmak,

Yolcularına saygılı ve sahiplenici olmak,

“Sis bizim suçumuz değil” demeyi bilen ancak bu kargaşayı yönetemediğini kabul etmeyen göevlilere halkla ilişkiler kavramını öğretmek,

Kriz durumunda ne yapacağını bilmeyen ve bu konuda eğitim almadıklarını itiraf eden personeline eğitim vermek, bu kadar zor mu?

Suyu, sandviçi onbin metre yüksekte para bozarak satma becerisi kazandırılmış personel elbette krizde nasıl davranacağını da öğrenebilirdi.Hepsinin çaresizlik içinde koşuşturası ve kimseyi memnun edememeiş olması ayrıca üzücü.

Sadece “low cost” prensibi bir firmayı ne kadar ayakta tutar diye derin düşüncelere sevk ediyor insanı . Sayın Ali Sabancı’nın Ürdün büyükelçisinin proaktif yaklaşımından ders almamış olduğunu düşündürüyor bu durum.

25 milyon dolar baba parası batırdığını söyleyen Sayın Sabancı’nın Pegasus’u da batırmaması dileğinde bulunuyorum. Çünkü müşterisine değer ve önem vermeyen her firmanın para kazansa bile sevilmeyen bir marka olma riski  açıkça görünüyor.

“Sıkıntının bir defa olması” yeterli- miydi? Sanırım Pegasus için değil. Çünkü pek ders alınmış gibi görünmüyor. Değişik yollardan iletilen şikayet mesajlarına bir telefonla cevap verilip özür dilenmiş bile değil.

Tebrikler Pegasis.Harikasınız.



[1] http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/753329-25-milyon-dolar-baba-parasi-batirdim

AVM PAZARI YENİ BİR KRİZE YOL AÇAR MI?

 

2015 yılında ükemizin 60 ilinde AVM açılmış olacağı tahmin ediliyor.

Bir dönem-90’lar- ”kaseti olmayana kız verilmez” esprisi yapılırdı. Müzik sektörü endüstriye dayalı hale gelmeye başladığında, yazılımlar yardımıyla ses kaydı ve müzik üretimi kolaylaşmıştı.Müzik kasedi üretimi kolaylaştığından aaaa diyebilen herkese album yapılabiliyordu.Kısa sürede piyasada “uydu sesler” çoğaldı ve bu espri doğdu.

Şimdi benzer bir durum AVM ler için geçerli. Her ilde AVM açılması adeta bir moda ve yarış. AVM si olmayan şehre kız vermeyecekler neredeyse.

Bugün toplamda 350’ye ulaşan AVM lerin 110 kadarı İstanbul’da.Oysa daha 2005 yılında toplam sayı İstanbul’dakiler kadardı. 2010 yılında AVM sayısı 260’ı buldu. Ankaradakilerin sayısı 40’a,İzmirdekilerin 20’ye yaklaşmakta.

Okul ve hastane inşaat hızıyla karşılaştırıldığında daha kompleks olmasına karşın AVM’lerin neredeyse ışık hızıyla bitirildiği gözlenmekte. AVM’ler İthal markaların Türkiye pazarına girişleri ve perakendecilerin nakit akışı sağlamaları bakımından hayli hareketli bir ortam.

Önceleri tüketiciler tarafından meraktan gezilen AVM ler giderek aynı yerleşim planları, aynı markalar, aynı mağaza tasarımları bakımından ilginç olma özelliğini kaybediyor.Çok büyük bir yatırım değilse, tematik farklılıklar içermiyorsa bir AVM’ni diğerinden ayırdedici özellik bulmak zorlaşıyor. Üstelik yanyana konumlanan bir çoğu, AVM Caddesi veya AVM-İSTAN yakıştırmasıyla  rekabeti de zorlaştırmakta.

AMPD Perakende Endeksi Nisan 2012 verilerine gore, 2012 yılının ilk dört ayında metrekare artışının 2011 yılındaki oranlara göre daha yüksek seviyelerde seyrettiği görülmekte, gıdada metrekare artışının mağaza sayısı artışından geride seyretmesi küçük metrekareli mağaza formatlarının yükselişe geçtiğine işaret etmektedir. Gıdanın tersine, hazırgiyim perakendesinin de mağaza ölçülerini büyütme eğilimine girdiği görülmektedir.

Bugün her AVM içinde kendi markasını ve mağazasını görmek isteyen, bunu bir prestij algısıyla yöneten yatırımcıların, bu çarkın geriye dönmeyeceğini hesaplamamış olmaları mümkün değil diye düşünmek istiyor insan.  Türkiey pazarında kısa sure kalıp çekilen uluslararası birkaç markanın vizyonu ise tartışma konusu. Pazara giriş stratejisinde mi hata aramalı, yoksa erken koku almalarını takdir mi etmeli?

Hızlı büyümenin hazımsızlık yaratma olasılığı malum. Özkaynakları ile büyümeyen yatırımcılar için  yakın gelecekte durgunluk göstermesi mümkün olan perakende piyasaları daha büyük risk demek. Banka kredileriyle büyüyen markalar ise yeni bir krizin erken sinyallerini vermiyordur dileriz. Malum, hazımsızlık varsa bu gaz bir yerden çıkacaktır. Umarız büyük bir gaz değildir.

Dünya Bankası’ndan Türkiye’ye Övgü

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Raiser, Türkiye’nin krizinden sonra bölgesinde en hızlı toparlanan ülke olduğunu söyledi.

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, Türkiye’nin 2008-2009 krizinden sonra bölgesinde en hızlı toparlanan ülke olduğunu söyledi.

Raiser, Kalkınma Bakanlığı ve Dünya Bankası Türkiye Ülke Ofisi’nin “Türkiye: Ekonomik Dalgalanma Boyunca İşgücü Piyasalarının Yönetimi” raporunun Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, son küresel krizin dünyanın dört bir yanındaki iş gücü piyasasında çok büyük etkilere yol açtığını kaydetti.

Dünya ekonomilerinin en çok karşılaştığı sorunun işsizlik olduğunu vurgulayan Raiser, Türkiye’nin 2008-2009 krizinden sonra bölgesinde en hızlı toparlanan ülke olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin kriz öncesi döneme kıyasla 2 kat daha fazla iş oluşturmuş olmakla kalmadığını vurgulayan Raiser, sözlerine şöyle devam etti:

“Aynı zamanda kadınların yeni işleri var, hizmet sektöründe yeni işler var. Bu noktada şu soruların sorulması önemli; ‘Biz belli bir döngüden sonra bir toparlanma mı görüyoruz, yoksa bunlar sadece kriz sonrası önlemler mi?’ Bu son derece kritik sorular üzerine çalışmaya devam edeceğiz.”

İş zorluklarının ardında düşük becerili işgücü “stoku” var

Dünya Bankası’nın “Türkiye: Ekonomik Dalgalanma Boyunca İşgücü Piyasalarının Yönetimi” raporuna göre, Türkiye ekonomisi küresel ekonomik krizden ağır biçimde etkilendi, ancak hızlı ve güçlü bir biçimde düzeldi.

Kriz sonrasındaki dikkate değer bir düzelmeye rağmen, Türk iş gücü piyasasının özellikleri -özellikle kadınlar ve gençler arasında- kalıcı düşük istihdam oranları ve düşük iş gücü verimliliği olmaya devam ediyor.

Türkiye’deki iş zorluklarının ardında, devam eden yapısal dönüşümler ve büyük miktardaki düşük becerili işgücü “stoku” bulunuyor.

Söz konusu rapora göre, Türkiye’de verimli istihdam arttırmaya yönelik politikalar için yeterli alan var ve acilen eyleme geçmenin yüksek bir getirisi olacak.

Krizden önce, ücret dışı iş gücü maliyetlerini azaltan ve aktif iş gücü piyasası programlarının genişletilmesi için temel oluşturan bir iş gücü piyasası reformu yapıldığına işaret edilen raporda yer verilen diğer tespitler ise şöyle:

“Türkiye krize katı iş gücü piyasası düzenlemeleri ve işsizler için sınırlı koruma ile girmiştir. İşsizlik sigortası, kriz sırasında işsizler için sınırlı bir gelir koruması sağlamıştır. Asgari ücretlerdeki artış, muhtemelen iş kayıpları pahasına, kayıtlı sektördeki düşük ücretlilerin gelirini korumuş olabilir. Yeşil Kart Programı, kriz sırasında yoksul kayıt dışı aileler arasında sağlık hizmeti kullanımının korunmasına katkıda bulunmuştur.”

 

 

 

 

Finansal Kriz Nedenleri ve Sonuçları

Screen shot 2013-05-15 at 22.13.48

Kriz, finansal  kriz ya da ekonomik kriz, gündemimizden eksik olmayan her birimizin farklı görüşler beyan ettiği, bazen teğet geçen bazen delip geçen arkasından

işsizlik, depresyon, yoksulluk gibi ekonomik sonuçlarından çok toplumsal sonuçlarını tartıştığımız olgu.  Kelime anlamı olarak , herhangi bir mal, hizmet, faktör veya döviz piyasasında fiyat ve miktarlarda kabul edilebilir bir değişme sınırının dışında gerçekleşen dalgalanmalar biçiminde tanımlanmaktadır.Araştırmalar dünya da her 19 ayda bir kriz yaşandığını göstermektedir.Kriz, bir ekonominin temel dengelerinde ortaya çıkan sürdürülemez yapılanmanın “onarımı” için kendiliğinden oluşan dalgalanmadır.   Finansal krizler, öncesiyle ve sonrasıyla, işletmeler ve genel ekonomi üzerinde birçok kalıcı etki bırakabilen olgulardır.

 

Kriz dönemleri işletmeler açısından risklerin, tehditlerin ve belirsizliklerin fazlalaştığı ve rutin çalışmaların devam ettirilemediği ve acil cevap verme zorunluluğunun söz konusu olduğu dönemlerdir. İşletmeler, kriz dönemlerinde var olan sorunların yanında kriz döneminde oluşan sorunlara çabuk karar vermek zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar.

 

Finansal kriz kavramı ise finans kesiminin alt sektörlerinde para, bankacılık ve dış borç ile ilgili olarak ortaya çıkan ani ve büyük ölçekli sorunları nitelendirmek için kullanılmaktadır. Finansal krizler, bankaların ve diğer finansal kurumların ödeme zorluğu içine düşmesi, menkul kıymet borsalarında yaşanan büyük ölçekli çöküntüler ve ekonomik faaliyetlerdeki belirsizliğin artması şeklinde ortaya çıkmakta, üretimi, istihdamı ve ulusal paranın değerini olumsuz yönde etkilemektedir. Kindleberger, finansal krizlerin ortaya çıkışını, 17. yüzyıl ve hatta daha öncesine kadar götürür. Finansal krizler konusu, günümüzün cari küresel ortamında, gelişen ekonomiler için çok önemli bir meseledir. Finansal krizler, finansal piyasaların etkin bir şekilde işlev görememesi ile oluşur. Bu da ekonomik faaliyet hacminde şiddetli daralmalara yol açar. Genel kabul gören yaklaşıma göre özellikle yükselen piyasalarda yaygın olarak görülen finansal krizler ana hatlarıyla para krizi, bankacılık krizi, borç krizi ve sistemik finansal krizler olmak üzere dört grupta toplanabilmektedir. Bu krizler genellikle birbirini takip ettikleri için bunlar arasında çok kesin çizgilerle ayırım yapılamamaktadır.

 

Finansal kriz sürecinde ulusal refah düşer, işsizlik artar. Ani ortaya çıkışlarına karşın krizlerin etkileri uzunca r süre devam edebilir. Finansal krizler domino etkisiyle bütün ülkeleri etkilemektedir. Ancak finansal krizlerin etkisi gelişmekte olan ülkelerde daha ağır olmaktadır. Finansal kriz süreci aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:

  • Savaş gibi reel olaylardan veya parasal olaylardan kaynaklanan ekonomik koşullardaki değişmelerle uyumlaşan yaygın beklenti değişmeleri,

 

  •  İş dünyasında yaygın kötü firma yönetimi, sürdürülemez bir borç yapısı, sisteme özgü likidite sıkışıklığı gibi faktörlerden dolayı bazı finansal kurumların borçlarını ödeyememe endişesi,
  • Likit olmayan finansal ve reel varlıklardan paraya kaçış girişimleri,
  • Karar birimlerinin, zorunlu varlık satışının bir sonucu olarak, bazı finansal kurumların portföy değerlerinin azalması, diğer kurumların ve bankaların borç ödeyememe endişesi,
  • Borç ödeyememe tehlikesi sonucunda, bankalara yönelik hücumların ve bunun sonucunda yaygın mevduatı nakde dönüştürme girişimleri ile genel banka paniklerinin ortaya çıkması,
  • Banka panikleri ile mevduat/ para arzı ve mevduat /rezerv oranlarının ve sonucunda da para arzının azalması,
  • Para arzının azalması ve paranın dolaşım hızının düşmesi ile birlikte reel ekonomik faaliyet hacminin daralması ve fiyatlar genel düzeyinin düşmesi,
  •  Firma karlarının ve net servetlerinin azalması,,
  • Varlık fiyatlarının ve fiyatlar genel düzeyinin düşmesi sonucunda, ekonominin Fisherci borç bunalımı sürecine girmesi, (banka fonları ile borç finansmanına gidilmesi mevduat para arzının ve fiyatlar genel düzeyini arttırması anlamına gelmektedir.)

 

Screen shot 2013-05-15 at 22.13.59Şüphesiz bütün finansal krizler ekonomik daralmaya neden olmakta ve küçülen ekonomi ve azalan talep bütün işletmeleri etkilemektedir. İşletmeler finansal kriz süreçlerinde temel finansal sorunlarını daha ağır yaşamakta ve finansal kaynak bulamamaktadırlar. İşsizliğin artması, ekonomide negatif büyüme, yatırımların azalması, kapasite kullanım oranlarının düşmesi, kredilerin geri ödenememesi, protesto edilen çek ve senet sayılarındaki artış ve  kapanan işletme sayılarındaki artış finansal krizlerin ortak sonuçlarıdır. Katma değere önemli katkı sağlayan işletmelerin yabancı kaynaklarının en önemli kısmını banka kredileri oluşturmaktadır. Kriz ortamında oluşan belirsizlik ve istikrarsızlık bankacılık sektörünü dolaylı olarak da işletmeleri etkilemektedir. Finansal krizler yüksek faiz, ağır  teminat koşulları, kredi miktarlarında yetersizlik gibi sorunları da beraberinde getirmekte zaten kredi temininde güçlük çeken işletmeler kriz dönemlerinde iflasın eşiğine gelebilmektedir.

 

Kaynaklar:

Güloğlu ve Altınoğlu, Bülent, Ender,  Finansal Serbestleşme Politikaları ve Finansal Krizler : Latin Amerika, Meksika, Asya ve Türkiye Krizleri. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi. Sayı 27. Ekim.2002.

Dinçer, Ömer, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, 2. Baskı., İstanbul: Timas Yayınları.1992.

Karluk, Rıdvan, Güneydoğu Asya ve Rusya Krizi Karşısında Türkiye. O. Oğuz’a Armağan. Marmara Üniversitesi Yayını. İstanbul. 1999.

Kernisky, Debra A.,Proactive Crisis Management and Ethical Discourse: Dow Chemical Issues Management Bulletins 1979-1990. Journal os Business Ethics, 16-8,s.843-853.1997.

Keown-Mcmullan’dan aktaran Güven, Murat; Mısırlı Kamuran,Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde Kriz Yönetimi: Çaycuma Örneği.ZKÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 1.Sayı.1.s.3.2005.

Çarıkçı, İlker, İsmet.Titiz ve Hüsrev Eroğlu, “Küçük ve Orta Ölçekli Üretim İşletmelerinde Kriz Dönemine Özgü Finansman Sorunları ve Alternatif Pazarlama Stratejileri – Göller Bölgesi İsletmeleri Üzerine Bir Araştırma”, Süleyman Demirel Üniversitesi İ.İ.B .F Dergisi, 7-1, s. 229-239,2002.

Bastı, Eyüp, Kriz Teorileri Çerçevesinde 2001 Türkiye Finansal Krizi, SPK Yayınları Yayın No:191/ 2006, s.7.2006.

BordoM.D. 17.4.2008), Growing up to Financial Stability, Economics, Editor: Ronald MacDonald, Vol 2, 2008-12, April 17, 2008. http://www.economics- ejournal.org/ economics/ journalarticles/ 2008-12/version_1/?searchterm=None.

Delice, Güven, Finansal Krizler: Teorik ve Tarihsel Bir Perspektif,. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 20, Ocak- Haziran 2003. 58-64.2003

Parasız, İlker . Kriz Ekonomisi. Ezgi Kitabevi Yayınları. Bursa,1995.

Çeviş İsmail, Para Krizine Amprik Bir Yaklaşım, SPK Yayınları, Yayın No:187/ 2005, s.8.2005.

 

 

EKONOMİDE YILIN İKİNCİ YARISINA DAİR UYARI

EKONOM1209140216501
TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı)
 

Yılın ikinci yarısındaki olası gelişmeleri değerlendirirken Avrupa’ daki krizin derinleşmesi durumunda içeride hem kurun hem de enflasyonun yükseleceğini, buna karşılık cari işlemler açığının azalacağını açıkladı. TEPAV Finans Enstitüsü “Ekonomide Durum” başlıklı bir rapor yayınlamaya başladı. Finans Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Fatih Özatay’ ın gözetiminde 2 ayda bir yayınlanacak raporun ilk sayısında mevcut durumun yanı sıra ekonomideki olası gelişmelere ilişkin senaryolara da yer verildi. Türkiye ekonomisinde yılın ikinci yarısında neler olabileceğini Avrupa’daki olası gelişmeler ışığında değerlendirmek gerektiğine dikkat çekilen raporda “Bu gelişmelere TCMB’ nin vereceği tepkiler de belirleyici olacak” denildi. Raporda Yer Alan 1. Senaryo Avrupa’da krizin şiddetlenmediği, Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden çıkış olasılığının yükselmediği, İspanya’daki durumun ise daha kontrol edilebilir hale dönüştürüldüğü, Portekiz ve İtalya’dan da kötü haberler gelmediği varsayımları üzerine inşa edildi. Bu koşullar altında risk alma iştahında bir ölçüde düzelme bekleneceği kaydedilen rapora, şöyle devam edildi: “Cari işlemler açığının normal kanallardan finansmanında Ağustos 2011 – Mart 2012 döneminde yaşanan güçlük azalır. Döviz kuruna yukarıya doğru baskı hafifler, hatta ortadan kalkabilir. Petrol fiyatlarının mevcut düzeyine yakın bir yerde kalması halinde, bu gelişmeler enflasyonu düşürücü yönde çalışır. Yılın son çeyreğinde enflasyonda beklenen düşme daha belirgin hale gelir. Kredi hacminde nisan ayında başlayan yükselme eğilimi güçlenir. Ekonomik büyüme yılın ilk yarısındaki düzeyinin üzerine çıkar. Ancak büyüme oranının Orta Vadeli Program’ da 2012 için öngörülen yüzde 4’ü aşarak yüzde 4.5-5 arasında olan potansiyel düzeyine ulaşması için bu gelişmeler yeterli olmaz; Avrupa’daki krizin göreli olarak hafifleyeceğine dair emarelerin ortaya çıkması gerekir. Bu gelişmeler ışığında, TCMB enflasyonun 2013 hedefleriyle uyumlu olduğunun altını çizerek para politikasını bir miktar gevşetir. Gerçek politika faizi olan ortalama fonlama maliyeti ile repo faizi arasındaki fark azalır. Avrupa’ daki krizin hafifleyeceğine ilişkin işaretlerin ortaya çıkması halinde repo faizi tekrar politika faizi olabilir; farklı bir ifadeyle kısa vadeli piyasa faizinin iyice düşmesi beklenir. Bu gelişmeler sonucunda kredi talebi ve kredi arzı biraz daha canlanır. Cari işlemlerdeki iyileşme süreci sona erer.” Raporda, bu olumlu sayılabilecek senaryoyu daha da olumlu kılacak olası bir gelişmeye de dikkat çekildi. Bunun Türkiye ekonomisine etkileri şöyle değerlendirildi: “FED’in yeni bir miktarsal gevşemeye gitmesi, Türkiye’ye yönelik kısa vadeli sermaye girişlerini artırır ve döviz kuruna aşağıya yönelik baskı yapar. Enflasyon açısından TCMB’yi rahatlatan bir gelişme olur. Bu durumda TCMB 2010’un sonlarında olduğu gibi kısa vadeli sermaye girişlerinin etkilerine yoğunlaşır. Ancak ekonomik büyüme oranı, potansiyel büyüme oranımız olan yüzde 4.5- 5 aralığının çok üzerine çıkma eğilimi göstermedikçe 2010’un sonundaki ve 2011’in ilk yarısındaki kararları beklememek gerekir.” Avrupa’daki kriz şiddetlenirse içeride hem kur hem enflasyon yükselir Avrupa’daki krizin şiddetlendiği varsayımı üzerine şekillendirilen 2. senaryoda ise şu ifadelere yer verildi: “Bir ilk yaklaşım olarak mevcut durumun biraz daha kötüleştiği ve İspanya için de Euro Bölgesi’nden çıkışın daha sıklıkla gündeme getirildiği bir durumu düşünelim. Bu koşullar altında oluşabilecek olası gelişmelerin, krizin şiddetlenmesi halinde daha keskinleşmesi beklenir. Bu durumda uluslararası risk alma iştahı ve yükselen piyasa ekonomilerine fon akımları azalır. Bu koşullar altında döviz kuruna yukarıya doğru baskı oluşur. Aynı zamanda özellikle yatırım ve dayanıklı tüketim harcamalarının olumsuz etkilenmesi beklenir. Bu, kredi talebini azaltır. Hem riskin artması hem de dış piyasalardan borçlanma olanaklarının azalması kredi arzını sınırlar. Sonuçta kredi hacminin artış hızında yavaşlama beklenir. Döviz kurunun artması enflasyonu yükseltir. Belirsizliğin artması ve kredi hacminin artış hızın azalması ile yurt içi talebin dizginlenmesi enflasyona olumlu etki yapar . Ama enflasyonu yükseltici etkiler ağır basar. Dolayısıyla, bir yandan büyüme oranının azaldığı, belki de ekonomik küçülmenin yaşandığı bir dönem yaşanırken, enflasyonun bir miktar yükseldiğine şahit olunabilir. Aynı ortamda cari işlemler açığının daha da azalması beklenir. TCMB’ nin bu senaryo altında işinin daha zor olduğu açık. Krizin şiddetlenme derecesine bağlı olarak hem lira cinsinden hem de döviz cinsinden likiditeyi artırıcı önlemleri öncelikle devreye sokması beklenir. Elbette enflasyonla mücadele arka plana geçer.” Olumsuz senaryonun gerçekleşme olasılığı daha yüksek! TEPAV’ ın raporunda bu senaryolardan ikisinin de gerçekleşme olasılığı olduğunun altı çizildi. Mevcut koşullar altında ikinci senaryonun yaşanması olasılığının biraz daha yüksek göründüğü ifade edilen raporda, ”Bu durumda Avrupa’ daki krizin ne kadar şiddetleneceği önem kazanıyor. Bu konuda henüz bir yargıya varmak için erken! ” denildi.

http://www.ekonometri.com.tr/index.php?page=habergoster&hbrID=921