Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukları ve Pazarlama

Alışveriş deneyimleri hakkında cevaplar:
*-Sinan, (5 yaş): “işe gitmezsek paramız biter, o zaman kartla alışveriş
yaparız.”
*-Defne, (5 yaş): “pahalı olunca kart veririz”
*-Görkem, (5 yaş): “Karta para ödemiyoruz”
*- İlayda, (3 yaş): “Kart para yerine geçiyor ama ürün almak için sadece
kart değil paraya da ihtiyaç var”
*-Arda, (5 yaş): Ödemeyi nasıl yapıyorsun?
-Kartla
-Kart yoksa nasıl ödersin?
-Nakit
-Nakit ne demek?
-Para.
Pazar ve Ürün Hakkında
*-Sinem, (5 yaş): Pazar, şeylerin alındığı yer; pazarda herşey ürün.
Yumurta, kıyafet, peçete, forma var. Çarşıda çok şey var, oyuncak bile
var.
Migros’ta daha çok mağaza var, pazar bile var.
Markalar Hakkında
*-Nelerin markası olur?
-Araba, süt, çikolata…
Reklam Hakkında
*-“Reklam müzikli bişey, televizyonda çıkan”
*-“Reklam insanlara bilgi veriyor. Buradaki (market resmini göstererek)
eşyaların kaç para olduklarını insanlara söylüyor.”
*-“oyuncağı reklamlarda gördüm”.

Böyle söylüyor çocuklar.

Yapılan bir araştırmaya göre çocuklarımızın pazarlama kavramlarına yakınlığı, algıları ve farkındalığı konusunda ölçülmeye çalışılmıştır.

Elde edilen sonuçlara göre, çocukların 3 yaşından itibaren pazarlamayla ilgili temel kavramların anlamlarını öğrenmeye başladıkları, bu yaştan itibaren alışveriş, para, market, pazar kavramlarını doğru anlamlarıyla kullandıkları, para ve ürün alma verme davranışlarını sergileyebildikleri, 4 yaşından itibaren ise müşteri, AVM, kredi kartı, indirim, etiket, ambalaj, marka, alışveriş sepeti kavramlarına da doğru anlamları yükledikleri ve etiket kavramının öğrenilmesiyle birlikte ürün etiketinin de göstermeye başladıkları tespit edilmiştir. Bu bul- gular ışığında 3 ile 4-5 yaşındaki çocuklar arasında pazarlama kavramlarına yönelik bilişsel farklılıkların bulunduğu ancak davranışsal anlamda belirli farklar olmadığına ulaşılmıştır. Bu farkın çocukların okul öncesi eğitimde geçirdikleri süre, ebeveynleriyle yaşadıkları alışveriş deneyimlerinin artması, ailelerinin sosyo-ekonomik durumları nedeniyle çeşitli uyaranlara (daha fazla alışverişe çıkma, anne-babanın araba sahipliği ve markaya duyulan ilgi, vs.) daha fazla/daha az maruz kalmalarından kaynaklandığı söylenebilir.

Çocukların pazarlama kavramlarına yönelik biliş ve davranış düzeyle- rinin belirlenmesi pazarlama uzmanlarına çocukların ve dolaylı olarak ailelerinin hedef alındığı pazarlama uygulamalarına ışık tutması beklenmektedir. Aile sorumluluğu ve eğitim açısından ele alındığında, çocukların bu konulardaki farkındalığı onlara kendi seçimlerini daha bilinçli olarak yapabilmeleri için hazırlanmış bir zemin olarak görülebilir. Bu bağlamda konu, hem alışveriş pratiğindeki kuralları öğrenme, hem de küçük yaştaki tüketiciler olarak haklarının farkındalığını bilgilenme yoluyla kavrama açısından eğitmenler, aileler ve pazarlamacılar için önem- li bir özel alan olarak ele alınmaya değerdir.

Çocukların pazarlama kavramları hakkındaki farkındalığı firmalar tarafından reklam, satış geliştirme ve satış yeri kampanyalarında dikkate alınabilir. Özellikle çocuklar tarafından doğru algılanan kavram ve terimlerin seçimi; doğru algılanmayanların kullanılmasından kaçınma gibi bir titizlik hedef kitle filtrasyonunda kılavuz olabilir.

 

Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukların Pazarlama
Kavramları Farkındalığı1,Zeki Atıl BULUT,Feyza TEKİNBAŞ,Muazzez BABACAN,

http://betadergi.com/uploads/pdf/okul-oncesi-yas-grubu-cocuklarin-pazarlama-kavramlari-farkindaligi-1.pdfScreen shot 2014-11-18 at 15.27.18

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Kapıda

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Kapıda

Ülkemizde genellikle yayın tarihinde yürürlüğe giren yasalar bu kez değişik bir uygulama ile karşımızda.Özellikle bankacılık sisteminde tüketicileri ilgilendiren düzenlemelere uyum sağlanması akımından bu sürenin anlam kazandığı düşünülmektedir.

28.11.2013 tarihinde 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, 4077 Sayılı Kanunun yerine yayın tarihinden 6 ay sonra geçecektir. 5 kısım ve 34 maddeden oluşan 4077 Sayılı Kanun, 6502 Sayılı Kanunda 9 kısım ve 88 maddeye kavuşmuştur.

6502 sayılı kanundan önceki kanunlara bakıldığında, 4822 Sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun temeli, 23 Şubat 1995 tarihinde kabul edilerek 8 Mart 1995 tarih ve 22221 Sayılı T.C. Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun olduğu; 4077 Sayılı Kanunun da 13 Haziran 2003’de yürürlüğe giren 4822 Sayılı Kanundan temel aldığı ve 4822 Sayılı kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun adını taşıdığı bilinmektedir. Avrupa Birliği uyum süreci içinde daha uygar ve ihtiyaçlara cevap veren bir yasa özelliği taşıyan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile, 2007 yılında bazı maddelerde yapılan değişikliklerle tüketici lehine olan haklarda artış ve esneklik sağlanmıştır.

28.11.2013 tarihinde 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, temelde tüketici haklarının türünde değil kapsamında genişleme sağlayan yeni kanuna göre özellikle yaptırımların açıklığa kavuşması ve hukuki ilişkilerin düzenleyici ve emredici konularını detaylandırmaktadır.

Belli başlı değişikliklere kısaca göz atılacak olursa yeni tüketici yasası kapsamı genişletilerek ve günümüz koşullarına uyarlanarak, tüketiciye daha çok koruma kalkanı yaratan bir nitelik kazanmıştır. Üzerinde teknik ve hukuki olarak tartışma bulunan bazı konuları göz ardı ederek kısaca şu konuların öne çıktığı görülmektedir.

1)Ayıplı mallarda tüketicilerin hakları satıcı/üreticilerin yükümlülükleri yeniden belirlenmiştir.

2)Konut kredisindeki erken ödeme tazminatı düşürülmüştür.

3)Ön ödemeli konut satışlarında sözleşmeden dönme ve teslim süresi yeniden düzenlenmiştir.

4)İşyeri dışında (kapıdan) yapılan satışlarda tüketicileri daha iyi koruyacak tedbirler alınmıştır.

5)Mesafeli sözleşmelerle ilgili teknolojideki gelişime paralel olarak tüketicilere ilave koruma sağlanmıştır.

7)Tüketici sorunları hakem heyetlerinin ismi tüketici hakem heyeti olarak değiştirilerek, anlaşmazlığa konu olan bedel sınırları yükseltilmiştir.

download

 

İZMİR’İN YEREL SEÇİMLERDEN SONRA MARKALAŞMA ŞANSI

Bir kentin markalaşması birkaç logo ve sembol binayla olmayacak kadar derin konudur. Bu güne kadar hep gündeme gelen, EXPO seferberliği ile zirve yapan, ancak sonra unutulan bu konu korkarım bu yerel seçimlerden sonra da rafta duracak, ihtiyaç olduğunda indirilip tekrar üst raflara konacak bir dosya. Ülkenin “normal dışı gündem”i o kadar büyük ve sürükleyici ki, İzmir’in markalaşması gibi”normal” bir konu dış kapının mandalı durumunda. İzmir’de yaşayanların ruh halini yaşayanlar bilir. İzmirli Ege’nin Akdeniz’in, mavi sularının ruhunu taşır. Özgür, hareketli,dalgalıdır her daim. Sıkıntılı işleri, fazla disiplini sevmez. Yaşamın tadını çıkarmaya zaman ayırmak için gece gündüz çalışmayı aklına bile getirmez. Yani, İzmirlinin “marka olma” derdi yok gibidir. Sorarasanız “daha iyi marka bulamazsın abicim” cevabını alırsınız. Saat Kulesi vardır, yıllardır mirası yenen Fuarı vardır, Karşıyakası, çipurası, rokası vardır. Bunlar yetmez mi marka olmaya? Marka olmak için yaşayanların orayı sevmesi değil, hiç fikri olmayanların bile oraya gitmek için ilgi ve merakla beslenmesi gerekir. İçimizden biri New York’u, Venedik’i, Tokyo’yu merak edip görmek istediği şehirler arasında sayıyorsa, bu durum orada yaşayanların kentlerini sevip yüceltmeleriyle ilgili değildir. Singapur, Venedik ve Tokyo kentlerini merak edilir, görmek istenir hale getirmek için yıllarca planlı, sistemli ve kararlı çalışmalar yapmış olmalılar. İzmir, marka kentler projeleri sayılırken, devlet bütçesinden paylar ayrılırken nerede yer almaktadır? Sahip olduğu eşsizizmir-alsancak-kusadasi-efes-sirince-meryemana-tire-birgi-turu-buyuk-resim-ves6923488 tarihi ve kültürel özellikleri ve şehrini çok seven insanı dışında İzmir’i geliştirecek kaç projesi vardır? Kenti yıllardır ataletle yönetem yerel yöneticiler kenti beton yığını olmaktan bile kurtaramamışlarken, bir kez daha seçim zaferi kazanmış olmanın sorumluluğunu hangi yeni projelerle destekleyecekler merakı içindeyiz. Çünkü marka olma derdi olmayan İzmir’linin oy vererek sorumlu kıldığı yerel yöneticiler, bu sorumluluğu İzmir’liyi ortak ederek gerçekleştirmek durumundadır. Sayın yöneticilerin, İzmir’le hiç bir tarihi ve tematik bağlantısı olmayan ve dünyanın en büyük heykeli olma iddiası bulunan Nasreddin Hoca heykelinin İzmir’e bir markalaşma katkısı olacağını düşünüyorlarsa yerel yöneticilerin yeni projelerini merak etmek keyifli bir uğraş haline gelecek.

Tüketim Kavramı ve Mekan İlişkisi

Yüzyıllar boyunca insanlar  değişen ya da dönüşen biçimlerde alışveriş yapmışlar ve yaşanan çağın gereklerine uygun alışveriş mekanları yaratmışlardır. Alışveriş için Antik Yunan’da “agora”, Roma döneminde “forum” yapılarıyla ilk planlı alışveriş mekanları oluşturulmuştur. Ortaçağda kurulan pazaryerleri ve panayırlar katedraller çevresinde ve meydanlarda oluşturulmuştur.12.Yüzyıldan sonra, üstü kapalı tekil dükkanlar aynı zamanda depo ve tüccarın evi olarak hizmet vermiştir.

Portikolar, bedestenler, kapalı çarşılar, arastalar çağın alışveriş mimarisinin canlı örnekleridir (Batı, 2007,3-8; Ayhan,1987,5-15; Coleman 2006). Tarihsel gelişim içinde 17.Yüzyılda fuar, panayır türü alışveriş etkinlikleri, dökme demirden çok katlı kapalı fuar mekanlarını, iki katlı mağazaları içererek çeşitlilik gösteren bu mekanlar, yerini Endüstri Devriminden sonra çelik ve cam teknolojisiyle şeffaf çatılı, aydınlık, geniş pasajları olan yapılara bırakmaya başlamıştır.

Özellikle, II.Dünya Savaşı’ndan sonra AVM mimarisinde değişim yaratan unsurlar büyük iç genişlikler, havalandırma sistemleri ve yürüyen merdivenlerin bulunuşu olmuş, katlar arasındaki bölmeler kesintisizliğe uğramıştır (Tokyay,2005,www.yapi.com.tr).

1950’li yıllarda banliyölerin gelişimiyle açık mekanlarda kurulu olan ticaret merkezleri, 1960’lı yıllarda A.B.D.’de “mall” kavramını ilk kez ortaya atan mimar Victor Gruen ile kapalı ve entegre yeni bir forma kavuşmuştur. “Alışveriş merkezlerinin, değişik gelir gruplarına hitap eden konut alanları, sosyal, kültür  merkezleri, eğlence ve dinlenme yerleri ile beraber geliştiği durumlarda bu merkezlerin daha insancıl ve yaşayan mekanlar haline geldiği” fikrini savunan Gruen, (Ayhan,1995,21; Uffelen,2008,8) atrium ve arkadlarla alışveriş mekanlarının birbirine bağlandığı bu mekanların tasarım olgusunu şöyle açıklamıştır: “..iç mekan dükkanlarıyla fiziksel ve görsel karşıtlık yaratarak insanlara dışarda olma hissi verirken, iklimlendirme, mola verme, havuz, peyzaj ve heykellerden görsel tad alma eylemi asıl amaçtır” (Hornback’ten aktaran,Önbilgin vd,2002,23) Aynı yıllarda Batı Avrupa’da aynı hızla gelişme gösterememiş olan AVM hareketi, ancak 1970’lerde önce kent içinde daha sonra kent dışında yerleşim göstererek gelişmiştir (Alkibay,2007,29-30).

Tüketimin mekansal olarak organize olduğu AVM’leri, pazarlama karmasının ”yer” (place) bileşeninin somutlaşmış boyutu olup   tarih boyunca şekil değiştiren perakende satış noktaları entegrasyonunda son noktadır.Tüketim, zaman içinde nitelik bakımından değişen yapısına bağlı olarak, ihtiyaca dayalı akılcı alışverişten, kitlesel, simgesel, plansız, hedonik ve deneyimsel tüketimle; nicelik bakımından artan tüketim miktarına bağlı olarak büyüyen alışveriş mekanlarıyla açıklanabilir.

Günümüzde gündelik yaşamın örüntüsünü oluşturan havaaalanları, oteller, müzeler, alışveriş merkezleri ve hatta konut, tüketimin kendine özel mantığı içinde oluşturulmakta, bu mekanları kullanan insanlar ile mekan arasındaki ilişki de artık kullanıcı ve fayda ilişkisi temelinde değil, tüketici kavramı üzerinden oluşmaktadır. Hatta, Marc Auge’nin mekan  tipolojisi yorumlarıyla tanımladığı “yok-yer,yok-mekan” (non lieu) kavramları havaaalanı, market, AVM gibi mekanlar gibi bir amaca bağlı olarak ve belli talimatlarla orada bulunulan, kültürel pratiği olmayan, anı biriktirilmeyen mekanlardır” (Yırtıcı,2009,134). Üretilen ve tüketilen bir nesne olarak mekan, toplumsal göstergeler sisteminin ve tüketim kalıplarının bir parçası olarak hem edilgen olgu; hem de tüketim ilişkilerini doğrudan etkileyen, örgütleyen bir dizi dinamiği barındıran” (Yırtıcı,2002,9) etken bir olgudur. Dolayısıyla mimari ve tüketim arasında karşılıklı, tetikleyici ve dönüştürücü bir etkiden sözedilebilir.

Kent içi yerleşimlere bakıldığında alışveriş mekanları yapısal olarak  cadde üzerinde,  şehrin merkezinde çekiciliği olan dükkan ve mağazalar, trafiği yoğun arterlerde yapılanmış veya eklenmiş yapılar veya alışveriş merkezleri şeklinde ortaya çıkmıştır. Nüfus artışı ve kentleşme ile artan arazi bulma zorluğuna araç sahipliğinin artışı da eklenince alışveriş mekanları giderek kent dışına taşınmaya başlamıştır. 2000’li yıllarda standart alışveriş biçimleri başarısızlığına tepki olarak, yeni bir perakende biçimi kurmak için kapalı ve dış alanı birleştirme yoluyla hibrid merkezler ortaya çıkmıştır ve yeni kent formları ihtiyacı da dikkate alınarak terörist saldırılara karşı önlemler de tasarımlarda yer almaya başlamıştır. (Coleman, 2006,68)

Günümüzün tüketim mekanları, bugün kentsel ve kamusal alanların yerine geçen, açık ya da kapalı alanlarda yapılanmış, “kent içinde kent-kasaba-köy” konumunda olan ve geleceğin tüketim kalıplarının ve sosyal yaşamının zeminini oluşturan yapılardır.

İnsan davranışlarının bu mekanlar içinde yeni boyutlar kazandığı, sosyalleşme biçimlerinin değiştiği, alışveriş kültürünün yeniden boyutlandığı gözlenirken AVM ler çok yönlü araştırmalar için de verimli bir zemin oluşturmakta.

 

Yazının tamamı için

İZMİR, EXPO ve “SAĞLIK OLSUN”

1

27 Kasım’da hem İzmir’de hem de Türkiye’de nefesler tutuldu.Expo adaylığımız için tek yürek olunup şanslar dilendi.

Türkiye’nin Olimpiyatlar ve Expo için aday olma gücü ve iddiasını kendisinde görerek bu tür adaylıklara soyunması kuşkusuz bir özgüven göstergesi. Geçmiş yıllarda bu tür adaylıklara kalkışmak aklımızdan bile geçmezdi. İşin doğrusu korkardık da. Aday olabilme cesareti için tebrik edelim kendimizi.

Dünyanın en büyük tanıtım organizasyonlarından biri olarak kabul edilen EXPO,ülkelerin kendilerini ve kültürlerini anlatabildikleri uzun süreli bir sergi türü olarak 19. Yüzyıldan bu yana yapılagelen bir organizasyon. Spor dalları için olimpiyatlar ne ise, kültürel sunumlar, yenilikçi fikirler ve bir nevi uygarlık yarışı için de EXPO fuarları aynı anlama geliyor.

Sergileme,sergi, fuar  anlamına gelen “exposition” kelimesi, kırpılıp EXPO olarak anılırken; kapsamına bilim, teknoloji, gelecek biçimleme, vizyon, gibi kavramları alarak genişlemiş ve klasik olarak ürün ve markaların sergilendiği fuar kavramını geride bırakmıştır.

Ükelerin gövde gösterisi yaptığı bu organizasyonlar, ilk kez, 1851 yılında Sanayi Devrimine paralel olarak İngiltere’de düzenlenmiştir.

EXPO’lar, Olimpiyatlara gore alan ve süre bakımından daha kapsamlı olarak, en az 1500 dönüm arazi ve 6 ay süre gerektirdiğinden ,kurulduğu kente ve ülkeye büyük prestij, ekonomik yarar ve sosyal ve kültürel bir alışveriş  bağlamında katkı sağlamakla kalmayıp kentsel değişim, şehirleşme ve mimari açısından da önemli projeler kazandırmaktadır. Bu mimari düzenleme kentlere kalıcı yararlar da sağlamakta, kentin dokusu ve merkezi değişmektedir. Örneğin, Paris’te Eyfel Kulesi, Brüksel’de Atomium, Londra’da Kristal Palas Expo düzenlenmesi nedeniyle yapılmış tekil yapılardır.

EXPO’lar, 1928 yılından bu yana , “Bureau International des Expositions-Uluslararası Sergiler Bürosu  (BIE)” uluslararası kuruluş tarafından organize edilmekte. Beş yılda bir düzenlenen ve günümüze dek 55 kez kapılarını dünyaya açan Expo’ların, 56. ve 57.si için aday olan şehirler arasına adını yazdıran İzmir ve  dolayısıyla Türkiye de tarihteki yerini aldı.

Ancak maalesef, nefeslerin tutulduğu o gün coşkulu bir sevinç çığlığı atılamadı. Çünkü, Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) Genel Kurulu’nda yapılan oylamada BIE üyesi 167 ülke delegesinin katıldığı Paris’teki OECD binasındaki toplantıda yapılan oylamada Birleşik Arap Emirlikleri’nden Dubai 77, Rusya’dan Ekaterinburg 39, Türkiye’den İzmir 33, Brezilya’dan Sao Paulo 13 oy aldı.

Oysa İzmir adaylığı için “bu kez”, deneyimden söz edilerek, her olayda olduğu gibi “Türk gibi” başlamıştık. Heyecanla, iddiayla, yüksek motivasyonla. İzmir için  iyi niyetlerle, çok sayıda çalışma, ekip, proje,iletişim ve tanıtım etkinliği planlandı.Bu çalışmalar içim 70 trilyon TL ‘lik bütçer harcandı.

Neden başarısız olundu sorusunun ardından söylenecek çok şey olabilir. Zaten başlangıçta  da neden başarılı olabiliriz için çok sayıda neden sayabiliyorduk.

Bu nedenler arasında, hem İzmir’e özgü, hem ülkesel gündem ve sorunlar, Expo üzerinden siyaset yapılması, İzmir Valisi ve Belediye Başkanı’nın yeterince etkin olmasına engel olan şartlar (ilk akla gelenler arasında, İzmir Valisinin başka bir kente tayini, Belediye başkanının Başvuru mektubunu götürme arefesinde emniyet güçlerince belediyeye baskın yapılması; Paris sunumu öncesi aynı olayın tekrarlanması nedeniyle  Belediye Başkanının konuşma yapamadan İzmir’e dönmesi) ve kentte dev bayraklar dışında EXPO adına halka yansımış bir etkinliğin, sahiplenme ve bilincin yaşanmadığı algısı var.

2008 yılında 2015 Expo’suna aday olurken lanse edilen “Daha İyi Bir Dünya İçin Yeni Yollar ve Herkes İçin Sağlık “ ya da kısaca “herkes için sağlık” teması 2020 için de tekrarlandı. Ancak, Expo oylamasından 2 gün önce İzmir’de yaşanan sel baskını ile sayısız insanın maddi ve sağlık sorunu yaşadığı, salgın hastalık gündeminin oluştuğu  bir kentte, halkın kulaklarında  “herkes için sağlık” sloganı çınlamış olmalı.

Bir futbol maçı süresinde sele teslim olan bir kente Expo yerine kanalizasyon sistemi,ulaşım sistemi, kurtarma ve sağlık yatırımları yapılsa, yani keşke Expo bütçesiyle kente kalıcı projeler kazandırılsa, Expo olmadan da   “Daha İyi Bir İZMİR İçin Yeni Yollar ve İZMİRLİ İçin Sağlık “ diyebilsek, demek geliyor içimizden.

Şu anda dışımızdan söyleyebildiğimiz ise sadece, “sağlık olsun “.