Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukları ve Pazarlama

Alışveriş deneyimleri hakkında cevaplar:
*-Sinan, (5 yaş): “işe gitmezsek paramız biter, o zaman kartla alışveriş
yaparız.”
*-Defne, (5 yaş): “pahalı olunca kart veririz”
*-Görkem, (5 yaş): “Karta para ödemiyoruz”
*- İlayda, (3 yaş): “Kart para yerine geçiyor ama ürün almak için sadece
kart değil paraya da ihtiyaç var”
*-Arda, (5 yaş): Ödemeyi nasıl yapıyorsun?
-Kartla
-Kart yoksa nasıl ödersin?
-Nakit
-Nakit ne demek?
-Para.
Pazar ve Ürün Hakkında
*-Sinem, (5 yaş): Pazar, şeylerin alındığı yer; pazarda herşey ürün.
Yumurta, kıyafet, peçete, forma var. Çarşıda çok şey var, oyuncak bile
var.
Migros’ta daha çok mağaza var, pazar bile var.
Markalar Hakkında
*-Nelerin markası olur?
-Araba, süt, çikolata…
Reklam Hakkında
*-“Reklam müzikli bişey, televizyonda çıkan”
*-“Reklam insanlara bilgi veriyor. Buradaki (market resmini göstererek)
eşyaların kaç para olduklarını insanlara söylüyor.”
*-“oyuncağı reklamlarda gördüm”.

Böyle söylüyor çocuklar.

Yapılan bir araştırmaya göre çocuklarımızın pazarlama kavramlarına yakınlığı, algıları ve farkındalığı konusunda ölçülmeye çalışılmıştır.

Elde edilen sonuçlara göre, çocukların 3 yaşından itibaren pazarlamayla ilgili temel kavramların anlamlarını öğrenmeye başladıkları, bu yaştan itibaren alışveriş, para, market, pazar kavramlarını doğru anlamlarıyla kullandıkları, para ve ürün alma verme davranışlarını sergileyebildikleri, 4 yaşından itibaren ise müşteri, AVM, kredi kartı, indirim, etiket, ambalaj, marka, alışveriş sepeti kavramlarına da doğru anlamları yükledikleri ve etiket kavramının öğrenilmesiyle birlikte ürün etiketinin de göstermeye başladıkları tespit edilmiştir. Bu bul- gular ışığında 3 ile 4-5 yaşındaki çocuklar arasında pazarlama kavramlarına yönelik bilişsel farklılıkların bulunduğu ancak davranışsal anlamda belirli farklar olmadığına ulaşılmıştır. Bu farkın çocukların okul öncesi eğitimde geçirdikleri süre, ebeveynleriyle yaşadıkları alışveriş deneyimlerinin artması, ailelerinin sosyo-ekonomik durumları nedeniyle çeşitli uyaranlara (daha fazla alışverişe çıkma, anne-babanın araba sahipliği ve markaya duyulan ilgi, vs.) daha fazla/daha az maruz kalmalarından kaynaklandığı söylenebilir.

Çocukların pazarlama kavramlarına yönelik biliş ve davranış düzeyle- rinin belirlenmesi pazarlama uzmanlarına çocukların ve dolaylı olarak ailelerinin hedef alındığı pazarlama uygulamalarına ışık tutması beklenmektedir. Aile sorumluluğu ve eğitim açısından ele alındığında, çocukların bu konulardaki farkındalığı onlara kendi seçimlerini daha bilinçli olarak yapabilmeleri için hazırlanmış bir zemin olarak görülebilir. Bu bağlamda konu, hem alışveriş pratiğindeki kuralları öğrenme, hem de küçük yaştaki tüketiciler olarak haklarının farkındalığını bilgilenme yoluyla kavrama açısından eğitmenler, aileler ve pazarlamacılar için önem- li bir özel alan olarak ele alınmaya değerdir.

Çocukların pazarlama kavramları hakkındaki farkındalığı firmalar tarafından reklam, satış geliştirme ve satış yeri kampanyalarında dikkate alınabilir. Özellikle çocuklar tarafından doğru algılanan kavram ve terimlerin seçimi; doğru algılanmayanların kullanılmasından kaçınma gibi bir titizlik hedef kitle filtrasyonunda kılavuz olabilir.

 

Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukların Pazarlama
Kavramları Farkındalığı1,Zeki Atıl BULUT,Feyza TEKİNBAŞ,Muazzez BABACAN,

http://betadergi.com/uploads/pdf/okul-oncesi-yas-grubu-cocuklarin-pazarlama-kavramlari-farkindaligi-1.pdfScreen shot 2014-11-18 at 15.27.18

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate    

Apple’ın yeni akıllı telefonları iPhone 6 ve iPhone 6 Plus’ın 9 Eylül 2014’te tanıtılmasından sonra, daha 1 ay geçmeden iPhone 6 Plus’ın büküldüğüne ilişkin videonun yayımlanmasıyla akıllı telefon piyasasında Apple’ı hedef alan ve Apple’a gönderme yapan reklamlar yapıldı. İşin garip tarafı bu reklamlara sadece akıllı telefon pazarının önemli oyuncuları değil, diğer markalar da katıldı. Ortaya da aşağıdaki gibi dikkat çekici ve tüketicileri gülümseten reklamlar çıkmış oldu.

Samsung: Eğrilebilir. Bükülmez. #GalaxyNoteEdge

11

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LG: Bizim telefonumuz bükülmez, esnek tasarlanmıştır. #bendgate

22

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HTC: Cepleriniz gibi en zorlu ortamlara dayanacak şekilde tasarlanmıştır. #HTCOneM8

33

 

 

 

 

 

Nokia: Bükülecek mi? Bu ya da şu tarafı bile olsa fark etmez. #bükülemez #bendgate

44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nestle Kitkat: Bükmedik, kırdık. #bendgate #iPhone6plus

55

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Heineken: Endişeye gerek yok. Bu bize her zaman olur. Sevgili Apple… #BendGate

66

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Chex Mix:Bazı şeyler büküldüğünde daha iyidir. #BendGate #iPhone6plus

77

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pringles:Birazcık bükülmede sorun ne ki? Bükülme kuralları! #bendgate

88

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Coca-Cola: Biz şimdiye kadar sadece tüm doğru yerleri bükmekteyiz. #bendgate99

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günümüzdeki rekabet ortamının ne kadar kızıştığını gösteren bu olay, markaların sosyal medya sayesinde her olayı kendileri açısından avantaja çevirmesi boyutuyla da dikkate değerdir.

Notlar:

* Markaların tweetleri, mashable.com ve creativecriminals.com sitelerinden derlenmiştir.

** Bu yazı 30 Eylül 2014 tarihinde Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejileri adlı blog sitesinde yayımlanmıştır.

 

Herkesin İnovasyon Tanımı Farklı

imagesSon yılların en talihsiz kavramlarından birisi de “inovasyon”. Körlerin fil tanımlamasına benzer bir şekilde herkes tuttuğu yerinden tarif ediyor. İnovasyon ülkemizde genel olarak herhangi bir sektörde buluş, icat, yeni bir ürün, yeni bir proses olarak görülüyor. Üniversiteler teknoparkları ardı arkasına açıyor. Devlet çeşitli kurumları aracılığıyla teşvikleri yağdırıyor. araştırma kurumları herhangi bir konuda ortaya çıkabilecek yeni projeleri dört gözle bekliyor. Fakat gelin görün ki yeri yerinden oynatacak, dengeleri değiştirecek, ülkeye döviz yağdıracak inovasyon projeleri bir türlü ortaya çıkmıyor.

 

Diğer taraftan son yıllarda dünyada yaşanan yeni iş bölümüne göre yenilik, inovasyon, icat, buluş gibi yüksek katma değerli işler gelişmiş batı ülkelerine kaldı. Üretim, lojistik, depolama emek yoğun işler de Çin, Hindistan doğudaki ülkelerin işi oldu. İnovasyon ve üretim aslında birbirini dengeleyen kavramlar. Yüksek yaratıcılık ve yenilikçilik kapasitesi ile güçlü üretim kapasitesi dünyada kurulan yeni düzenin iki önemli ayağı. Birinde değilse diğerinde mutlaka söz sahibi olmalı bir ülke. Ancak her iki alanın da olmazsa olmazları var; inovasyon kültürü ve geleneği veya sağlam bir sanayi üretimi altyapısı.

 

Türkiye bir yandan “sanayisizleşme” nedeniyle var olan üretim gücünü de kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya. Uzun vadeli stratejik planlara dayanan bir sanayileşme yol haritasına sahip olmadığı ya da olamadığından “orta gelir tuzağı”na saplanıp kalmış durumda. Kişi başına milli gelir seviyesini onbin dolarlardan yirmi bin dolar seviyelerine çıkaracak sıçramayı bir türlü yapamıyor.

İşte tam bu noktada hiç olmazsa inovasyon kavramının tanımını doğru yaparak kıt kaynaklarını doğru bir şekilde kullanmayı başarsa sanayi üretimindeki eksiklerini kapatarak öndeki ülkelere yaklaşma konusunda bir şans yakalayabilir.

İnovasyonu nasıl tanımlanmalı sorusunun cevabı ise; hayatı kolaylaştıran, basitleştiren, verimliliği, üretkenliği, etkinliği, ekonomikliği geliştiren, yüksek maliyetli, uzun süreçleri sadeleştiren her türlü yeni yol ve yöntem inovasyon olarak tanımlanırsa kavram daha geniş bir tabana oturur ve daha yararlı sonuçlar yaratabilir. Bu tanımın içine üretimden, satışa, lojistikten pazarlamaya, müşteri memnuniyetinden, satış sonrası süreçlere kadar her türlü işletme faaliyeti dahil edilebilir. Bu yolla sadece yüksek teknolojili ürünler üreterek inovasyon yapılabileceğine dair dar ve sınırlı yaklaşımın yarattığı sorunlar da ortadan kalkar.

 

Üniversitesi mali ve idari anlamda özerk olmayan, orta öğretim sistemi her yıl yeni baştan düzenlenen, yüksek teknolojiye dayalı üretimleri inovasyon olarak bellediği için sadece bu konuda teşvik dağıtan, üniversitesi ile sanayisi arasında güçlü bağlar kuramayan bir ortamdan “hadi bakalım yenilik yaratın” beklentisinde olmanın yarattığı sonuçlar ortada. Bu yaklaşımla ne kadar beklerseniz bekleyin ülkeyi önde gelen ülkeler seviyesine çıkaracak bir sıçrama görmezsiniz. Ne yazık ki uzun sure orta gelir tuzağından kurtulamayan ülkeleri bekleyen daha büyük tehlike de “yoksulluk tuzağıdır”

1. VAN EKONOMİ FORUMU AMACINA ULAŞTI

Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer, Van Ekonomist Dergisi tarafından ilki düzenlenen Van Ekonomi Forumu’nun amacına ulaştığını belirterek, “Doğu ve Güneydoğu huzur bulmadıkça, batı huzur bulamaz” dedi.

Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer, Van Ekonomist Dergisi tarafından ilki düzenlenen Van Ekonomi Forumu’nun amacına ulaştığını belirterek, “Doğu ve Güneydoğu huzur bulmadıkça, batı huzur bulamaz” dedi.

İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer, Van’da ilki yapılan ekonomi forumunun genel anlamda amacına ulaştığını söyledi. Yaklaşık iki yüz civarında işadamının katıldığı 1. Van Ekonomi Forumu’nun bu dönemde yapılmış olmasının iki önemli amacının olduğunu ifade ederek, “Yıllardan beri bir çatışma ortamı var. Bir Kürt meselesi var. Fakat çok şükür ki yaklaşık bir yıldır ölüm haberleri gelmiyor, bir çözüm ve barış süreci yürüyor. Bugüne kadar Van gibi yerlerde yatırım yapmanın önündeki en büyük engel, bu siyasi istikrarsızlıktı. Çünkü ekonomik istikrarın vazgeçilmez koşulu, siyasal istikrardır. İşte bu ülkenin dört bir yanından Van’a koşarak gelen, bizim davetimize icabet eden bu arkadaşlar buradan bu sesi verdiler. Hükümet ve devlete barış sürecini koruma çağrısında bulundular. Bu hem demokrasimiz için hem de kalkınmamız için vazgeçilmez bir unsurdur. Dolayısıyla biz demokrasimizi tekâmül etmemiz için bunu gerçekleştirmemiz lazım. Bana göre bu da amacına ulaştı” dedi.

Türkiye’nin 2023 vizyonunda iki önemli hedefi olduğuna dikkat çeken Özer, “Birisi dünyanın en büyük önemli 10 ekonomisi arasına girmek, ikincisi de aynı zamanda Avrupa Birliği’ne (AB) girmeyi başarabilmektir. Ama bunun önünde en büyük engel bölgeler arası dengesizliktir. Bölgeler arası dengesizliği giderebilmek için de cazibe merkezlerine ihtiyaç var. Bu cazibe merkezlerinin başında Van geliyor. Van, hem bir bölgesel merkez, hem bir sınır kent, hem uluslar arası bir kent, hem bir tarım kenti, hem bir turizm kenti, hem de ticaret kenti. Bütün bunlar bir araya geldiğinde Van, önemli bir bölgesel kalkınma ve cazibe merkezi rolünü oynuyor. Bizim Ağrı’yı, Muş’u, Bitlis’i, Bingöl’ü, Hakkari’yi kalkındırmamız için önce Van’ı kalkındırmamız lazım. Bu çerçevede biz mesaj verdik. Dolayısıyla gelen işadamları da, Van’ın güzelliklerini, özelliklerini, turizm, tarihi ve kültür değerlerini gördüler ve buna aşık oldular. Bir kısmı da Van’a tekrar gelmek istediklerini, hatta Mersin grubu Van’da bir tatil köyü yapmayı planladıklarını belirttiler. Eğer Mersinliler, İstanbullular, İzmirliler, Antalyalılar oranın sorunlarını çözmek istiyorlarsa, önce Van’ın, Batman’ın Tatvan’ın, Diyarbakır’ın sorunlarını çözmek durumundadırlar. Buranın sorunları çözülmeden, İstanbul’un, Mersin’in sorunları çözülemez. Doğu, Güneydoğu huzur bulmadan, batı huzur bulamaz” şeklinde konuştu.

Van Ekonomist Dergisi imtiyaz sahibi Orhan Olgun ise, ilki yapılan 1. Van Ekonomi Forumu’na yoğun bir katılımın olduğunu ve bu katılımın kendilerini memnun ettiğini belirterek, “En büyük sermayemiz, misafirlerimizin ilimizden memnun ayrılmasıdır. İnşallah ilkini bu yıl yaptığımız bu forumun ikincisini de yapacağız. Bana bu konuda destek olan sponsorlara, kurumlara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Kaynak

van

Bill Gates’ten dijital paraya destek

Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Bitcoin ve benzeri dijital paraların önümüzdeki beş yılda fakir halkların işine yarayabileceğini söyledi.

Teknoloji dünyasının efsanevi isimlerinden Bill Gates’ten dijital paraya övgü geldi.

İnternet üzerinden yaptığı bir soru cevap etkinliğinde Bitcoin ve benzeri dijital paralar hakkında görüşleri sorulan Gates, “Dijital para işlem ücreti oldukça düşük bir para birimi bu da fakir halklar için harika bir şey. Çünkü onlar çok küçük paralarla finansal işlemler gerçekleştiriyor. Önümüzdeki beş yılda dijital paranın Hindistan ve Afrika’nın bazı bölgelerinde daha sık kullanılacağını düşünüyorum. Dünyanın en fakir halklarının işine yarayacak” dedi.

Kaynak

Internet of Things

Pazarlama yirminci yüzyılda öğrenilen ve öğretilenden çok farklı bir noktaya geldi. Eski dünyanın kodlamalarıyla yapılan tanımlar bugünkü gerçekleri karşılamıyor. Amerikan Pazarlamacılar Derneği (AMA) her yıl küçük eklemelerle özene bezene geliştirdiği tanımda yakın bir zamana büyük değişiklik yapmak zorunda kalabilir.

Bu işle ilgili, ilgisiz herkesin çok kolay bir şekilde söylediği pazarlama değişiyor ifadesine müşteri, paydaş, sosyal sorumluluk ve benzeri perspektiften bir çok karşılık bulunabilir. Ancak bilişim teknolojilerinin yarattığı etki bunların çok ötesinde sonuçlar yaratıyor. Özellikle internet kullanımının baş döndürücü bir hızla yayılması pazarlama tanımını ciddi ölçüde değiştiriyor. İnternet kabaca  birbirine bağlı milyonlarca bilgisayardan oluşan bir ağ sisteminin adıdır. Her bilgisayar bir kişiyi ya da kurumu temsil ettiğinden internet deyince kişiler ve kurumlar düşünülmektedir. Günümüzde bu yaklaşım aşıldı. Her bir cihaz, aygıt, araç ya da adına ne derseniz deyin “herşey” ağ sisteminin bir parçası oldu. Kişiler ve kurumlardan bağımsız unsurlar da ağ sistemine girdiler. İnternet Protokol numarası (IP) aynı olsa da aynı lokasyondaki bir çok cihaz ağ sisteminde bağımsız olarak çalışabiliyor. Örneğin telefonlar, tabletler, saatler, televizyonlar, klimalar, kombiler, müzik sistemleri, fırınlar, soğutucular, ısıtıcılar ağ sisteminde tanımlanabiliyorlar. Bunların yanısıra kazaklar, gömlekler, ceketler, kabanlar, ayakkabılar da ağ sistemindeki yerlerini almaya başladılar. Giyilebilir teknolojiler dünya pazarlarana sunulmaya başlandı.

Herşeyin internetle ilişkilendirilmesi “şeylerin interneti” dünyasına geçişi getirdi. Ağ sistemindeki herşey birbiriyle konuşabiliyor. Veri aktarımı yapabiliyor. Basit algoritmalarla bu verileri yorumlayıp hayatı kolaylaştıracak önlemleri alabiliyor. Makinelerin birbiriyle haberleşmesi “M2M” tüketiciler kadar şirketlerin de verimlilik, karlılık ve ekonomiklik sorunlarına çözümler yaratabiliyor. Bu durumda “ihtiyaçlar mı pazarlamayı yoksa pazarlama mı ihtiyaçları harekete geçirir?” sorusunu daha derin analiz etmek gerekiyor.

Teknolojik altyapı, araştırma geliştirme geleneği, üniversite-sanayi işbirliği, mühendislik birikimi, yetenek yönetimi gibi kavramlar yeni pazarlamanın köklerini oluşturuyor. Pazarlama yönetimi iletişimde ve dağıtımda ağ sistemlerinin yarattığı tüm yeni imkanları kullanabiliyor. Fiyat yönetimi ise başlı başına yeni bir iş alanına işaret ediyor. Ürün yönetimi ise daha geniş bir perspektifle değerlendiriliyor. Pazara sunulacak yeni ürünler hangi diğer ürünlerle uyum içinde konuşacak ve paylaşımda bulunacak sorusu hep aklımızda.  Her yeni ürün diğer ürünlerin tamamlayıcısı, bileşeni ve destekleyicisi olmak durumunda. Yakın bir zamanda pazarlama yönetimi alanı kendi içinde daha da uzmanlaşmış alt kırımlara bölünecek. Şirketlerde pazarlama yöneticilerinin yerini farklı isimlerle anılan ancak pazarlama bileşenlerinin işlerini yürüten yöneticiler alacak. İşte o zaman Amerikan Pazarlamacılar Derneği’nin yaptığı tek tanım bölünerek çok sayıda tanıma dönüşecek.

imagesİbrahim Kırcova

Pardon “Değerli Müşterim” mi Dediler?

Pardon “Değerli Müşterim” mi Dediler?

Paramı emanet ettiğim bankamı sevmiyorum. GSM operatörümden haz ettiğim, doğalgaz tedarikçimden elektrik, TV yayın platformumdan keyif aldığım da söylenemez.  Zira, müşteri olarak değer gördüğüme inanmıyorum.  Oysa hayatımızdaki markalar bulduğu her fırsatta “değerlisin” diyor.  Misal internette binlerce markaya ait değerli müşterimiz sayfası var.  Elimi uzatsam telefonuma, ulaşırım markama.  Ama…

İşte sevgi de nefret de bu ama’da saklı.  Elimi uzattığım telefonda; on beş dakika telesekreterin istediği tuşlara bastıktan sonra uzunca süre hatta bekliyorum.  Zira markam başka bir değerli müşterisi ile konuşuyor.  Çok da zevkim olmayan bir müzikle başbaşayım.  Markamın vakti benimkinden değerli.  Unutmadan söyleyeyim.  Bir ara tuşlamada geç kalıp hattan düşüyorum. Yeni baştan başlıyorum. “Ya bu sürece annem-babam girmek zorunda kalsaydı?  Tuşlamaya yetişemezlerdi” düşüncesi geçiyor zihnimden ışık hızıyla. Sonra aklıma geliyor, değerli babam, markanın ayağına gidiyor böylesi hallerde.

Zaman en değerli şey denir ya, o değerli şeyden hatırı sayılır bir harcama yaptıktan sonra, bana değerli olduğumu hissettirmesini beklediğim çalışan ile konuşmaya başlıyorum. Güler yüzlü personelin gülüşünü telefonun öbür ucunda hissediyorum.  Şahane!  Güler yüzlü personel, “Haklısınız! Evet! Sizi anlıyorum” diyor sürekli, ama ilgili kimse o değilmiş, yetkisi yokmuş, sistemde kayıt bulamıyormuş, başka bir numarayı aramam gerekirmiş…  Haklıyım, güler yüzlü personel beni anlıyor! Harika.  Ama sorunum çözülmüyor.  Öfkem daha da artıyor.  Tüm bu lafları bir başka güler yüzlü personele tekrarlayasım yok.

Sorunum ne mi? Adres değişikliği yaptım ve bunu bildirdiğim günlerde benimle ilgilenen bir başka güler yüzlü ancak işitme kaybı olması hayli muhtemel kardeşim adresimi yanlış almış.  Ondan sonraki tanışım güleryüzlü kardeş nedenini hiç anlayamadığım bir şekilde düzeltmeyi yapmamış.  Tek istediğim hatanın düzeltilmesi.

Bozulan sinirlerimi, kaybettiğim yarım günümü, ekstrelerim elime geçmediği için yüklendiğim faizlerimi alıp gidesim geliyor bir başka markaya, da öfkeliyim. Bilgisayarımın bile soğumaya ihtiyacı oluyor zaman zaman.  Benim neden olmasın?

Değerliyim,  ama  “Değerli müşterimiz, değerini abartma” diyor ya güler yüzlü eleman,  şiddetli bir haksızlık duygusundaydım.  İnternetten arayıp tarayıp, genel müdür yardımcısının faks bağlantısını buluyorum.  Beyefendinin kankisi olmadığım için e-mail yazacak değildim.  Bir mektup yazıp, genel müdür yardımcısına faks olarak gönderiyorum.  Yanıt gelmiyor haliyle.  Koskoca markanın genel müdür yardımcısı her öfkelenen haklı müşterisine yanıt mı verecek? Değerli müşteri! Haddini bil!

Değerli olduğumu söyleyen bir başka kurumun hizmetini de her gün kullanıyorum.  Öyle değerliyim ki bir dolu seçenek sunuyorlar bana.  Ama itiraf ediyorum kafam karışıyor, hangisi benim için en akıllıca seçenek? Bilmiyorum.  Misal, telefonumla hem gece hem gündüz konuşurum, şehir içi-dışı, ülkelerarası, hafta sonu-hafta başı, kademe kademe uzaklıkta ülkelerarası konuşurum.  İnternete girerim, mesaj atarım, fotoğraf gönderirim.  Telefonum olmadan asla! Ama öyle ince hesaplamalar yapmışlar ki dakikası dakikasına, mesajı mesajına, gb’si gb’sine.   Lakin hala net değilim hesaplı tarifem konusunda. Net olan kimseyle de karşılaşmadım.   Birileri böylesi karmaşık tarifeler yaratan, ödeme seçenekleri sunan markalara “ortalama müşteri” kavramını anlatmalı.  Belki onlar da bize seçeneklerle kafası karışmış müşterilerin bıraktığı muhteşem kar oranını açıklarlar.

Öyle özel durumlar vardır ki değerli olduğumuzu gerçekten hissetmemiz şarttır.  Sağlığımız söz konusu olduğunda ötesi yok zaten.  Hastanın ultrason çekilebilmesi için su içmesini sağlamak yerine 450 liralık serum bağlamak, ambulans hizmet bedeli olarak 1400 lira talep etmek, buna hazırlıklı olmayan ailenin elinden altınların almak herkesin başına gelebilecek şeyler değil elbette.  Ama yaşanmış örnekler. Hepimizin yaşadığı daha yaygın, basit tirikler de yok değil.  Belirli bir laboratuvardan tahlil yaptırmaya yönlendirildiğimiz deneyimler yaşamış, yönlendirilen kurum dışında yapılan tahlilleri dikkate almayan hekimlere siz de rastlamışızdır… İnanması zor, ama, değerli müşterileriz…

İşte bu yüzdendir ki her kim bana “değerli müşterim” dese az biraz irkilirim ben.  Pazarlama alanında çalışan bir bilimci olarak irkilirim üstelik.  Lakin bildiğim tek şey var, samimi olmayan bireyler, şirketler, işletmeler, kurumlar kaybetmeye mahkumdur.  Hangi “değerli müşteri” kaybettiği bir oyunu ikinci kez oynar ki?  Eskiden, rekabetin böylesine güçlü olmadığı günlerdeymiş “yenilen pehlivanın güreşe doymazlığı”.

İşletmeleri ne işgörenleri, ne tedarikçileri ne de borç kaynakları, önce memnun edemedikleri müşterileri terk eder…

 

Gülfidan Barış

gbaris@anadolu.edu.tr

Twitter Kampanyalarında Hashtag Önemi

Twitter Kampanyalarında Hashtag Seçimi Önemlidir

2012 yılında McDonalds Twitter’dan bir kampanya başlattı. McDonalds, #McDStories

hashtagi ile kullanıcılardan şirketle ilgili yaşadıkları hikayeleri paylaşmasını istedi.

Fakat bu kampanyadaki beklentisi kullanıcıların iyi hikayelerini paylaşması iken, çoğu kullanıcı şirketle ilgili kötü hikayelerini paylaşınca işin rengi değişti.

McDonalds bu kampanya için Promoted Trend satın almıştı ve kendi parasıyla kendi kötü reklamını yapar duruma gelmiş oldu. McDonalds’ın sosyal medya yöneticisi yaptıkları Twitter kampanyasının geri teptiğini kabul etmek zorunda kaldı.

Şirketlerin Twitter’da kampanyalarını yürütürken dikkat etmeleri gereken şeylerden biri de uygun ve doğru kelimeleri hashtag olarak seçmeleridir. Hashtag, gönderilerin etiketlenmesini ve kategorize edilmesini sağlar. Yapılan hashtag ile ilgili paylaşımlar kolaylıkla izlenebilir. Açılan hashtag ile yeni müşteriler elde edilebilir. Böylece daha fazla kişinin kampanyadan haberdar olması sağlanabilir. Aynı zamanda hashtagler

Twitter’da trend topic olmayı kolaylaştıracaktır. Twitter kampanyalarının başarısında hashtaglerin önemli bir rol oynadığı bilinmelidir. Hashtag seçimine gerekli önem verilmemesi şirketlere çok pahalıya mal olabilir.

 

Doç. Dr. Erkan AKAR

 

Tüketim Kavramı ve Mekan İlişkisi

Yüzyıllar boyunca insanlar  değişen ya da dönüşen biçimlerde alışveriş yapmışlar ve yaşanan çağın gereklerine uygun alışveriş mekanları yaratmışlardır. Alışveriş için Antik Yunan’da “agora”, Roma döneminde “forum” yapılarıyla ilk planlı alışveriş mekanları oluşturulmuştur. Ortaçağda kurulan pazaryerleri ve panayırlar katedraller çevresinde ve meydanlarda oluşturulmuştur.12.Yüzyıldan sonra, üstü kapalı tekil dükkanlar aynı zamanda depo ve tüccarın evi olarak hizmet vermiştir.

Portikolar, bedestenler, kapalı çarşılar, arastalar çağın alışveriş mimarisinin canlı örnekleridir (Batı, 2007,3-8; Ayhan,1987,5-15; Coleman 2006). Tarihsel gelişim içinde 17.Yüzyılda fuar, panayır türü alışveriş etkinlikleri, dökme demirden çok katlı kapalı fuar mekanlarını, iki katlı mağazaları içererek çeşitlilik gösteren bu mekanlar, yerini Endüstri Devriminden sonra çelik ve cam teknolojisiyle şeffaf çatılı, aydınlık, geniş pasajları olan yapılara bırakmaya başlamıştır.

Özellikle, II.Dünya Savaşı’ndan sonra AVM mimarisinde değişim yaratan unsurlar büyük iç genişlikler, havalandırma sistemleri ve yürüyen merdivenlerin bulunuşu olmuş, katlar arasındaki bölmeler kesintisizliğe uğramıştır (Tokyay,2005,www.yapi.com.tr).

1950’li yıllarda banliyölerin gelişimiyle açık mekanlarda kurulu olan ticaret merkezleri, 1960’lı yıllarda A.B.D.’de “mall” kavramını ilk kez ortaya atan mimar Victor Gruen ile kapalı ve entegre yeni bir forma kavuşmuştur. “Alışveriş merkezlerinin, değişik gelir gruplarına hitap eden konut alanları, sosyal, kültür  merkezleri, eğlence ve dinlenme yerleri ile beraber geliştiği durumlarda bu merkezlerin daha insancıl ve yaşayan mekanlar haline geldiği” fikrini savunan Gruen, (Ayhan,1995,21; Uffelen,2008,8) atrium ve arkadlarla alışveriş mekanlarının birbirine bağlandığı bu mekanların tasarım olgusunu şöyle açıklamıştır: “..iç mekan dükkanlarıyla fiziksel ve görsel karşıtlık yaratarak insanlara dışarda olma hissi verirken, iklimlendirme, mola verme, havuz, peyzaj ve heykellerden görsel tad alma eylemi asıl amaçtır” (Hornback’ten aktaran,Önbilgin vd,2002,23) Aynı yıllarda Batı Avrupa’da aynı hızla gelişme gösterememiş olan AVM hareketi, ancak 1970’lerde önce kent içinde daha sonra kent dışında yerleşim göstererek gelişmiştir (Alkibay,2007,29-30).

Tüketimin mekansal olarak organize olduğu AVM’leri, pazarlama karmasının ”yer” (place) bileşeninin somutlaşmış boyutu olup   tarih boyunca şekil değiştiren perakende satış noktaları entegrasyonunda son noktadır.Tüketim, zaman içinde nitelik bakımından değişen yapısına bağlı olarak, ihtiyaca dayalı akılcı alışverişten, kitlesel, simgesel, plansız, hedonik ve deneyimsel tüketimle; nicelik bakımından artan tüketim miktarına bağlı olarak büyüyen alışveriş mekanlarıyla açıklanabilir.

Günümüzde gündelik yaşamın örüntüsünü oluşturan havaaalanları, oteller, müzeler, alışveriş merkezleri ve hatta konut, tüketimin kendine özel mantığı içinde oluşturulmakta, bu mekanları kullanan insanlar ile mekan arasındaki ilişki de artık kullanıcı ve fayda ilişkisi temelinde değil, tüketici kavramı üzerinden oluşmaktadır. Hatta, Marc Auge’nin mekan  tipolojisi yorumlarıyla tanımladığı “yok-yer,yok-mekan” (non lieu) kavramları havaaalanı, market, AVM gibi mekanlar gibi bir amaca bağlı olarak ve belli talimatlarla orada bulunulan, kültürel pratiği olmayan, anı biriktirilmeyen mekanlardır” (Yırtıcı,2009,134). Üretilen ve tüketilen bir nesne olarak mekan, toplumsal göstergeler sisteminin ve tüketim kalıplarının bir parçası olarak hem edilgen olgu; hem de tüketim ilişkilerini doğrudan etkileyen, örgütleyen bir dizi dinamiği barındıran” (Yırtıcı,2002,9) etken bir olgudur. Dolayısıyla mimari ve tüketim arasında karşılıklı, tetikleyici ve dönüştürücü bir etkiden sözedilebilir.

Kent içi yerleşimlere bakıldığında alışveriş mekanları yapısal olarak  cadde üzerinde,  şehrin merkezinde çekiciliği olan dükkan ve mağazalar, trafiği yoğun arterlerde yapılanmış veya eklenmiş yapılar veya alışveriş merkezleri şeklinde ortaya çıkmıştır. Nüfus artışı ve kentleşme ile artan arazi bulma zorluğuna araç sahipliğinin artışı da eklenince alışveriş mekanları giderek kent dışına taşınmaya başlamıştır. 2000’li yıllarda standart alışveriş biçimleri başarısızlığına tepki olarak, yeni bir perakende biçimi kurmak için kapalı ve dış alanı birleştirme yoluyla hibrid merkezler ortaya çıkmıştır ve yeni kent formları ihtiyacı da dikkate alınarak terörist saldırılara karşı önlemler de tasarımlarda yer almaya başlamıştır. (Coleman, 2006,68)

Günümüzün tüketim mekanları, bugün kentsel ve kamusal alanların yerine geçen, açık ya da kapalı alanlarda yapılanmış, “kent içinde kent-kasaba-köy” konumunda olan ve geleceğin tüketim kalıplarının ve sosyal yaşamının zeminini oluşturan yapılardır.

İnsan davranışlarının bu mekanlar içinde yeni boyutlar kazandığı, sosyalleşme biçimlerinin değiştiği, alışveriş kültürünün yeniden boyutlandığı gözlenirken AVM ler çok yönlü araştırmalar için de verimli bir zemin oluşturmakta.

 

Yazının tamamı için

Kaspersky Lab uyarıyor: Web sayfalarında “av”lanmayın!

Kaspersky Lab tarafından hazırlanan ve 2011-2013 aralığındaki sonuçları değerlendiren “Kimlik avı saldırılarının gelişimi” (The evolution of phishing attacks 2011-2013) anketine göre, son 12 ayda kimlik avı saldırılarına maruz kalan internet kullanıcılarının sayısı %87’lik bir artışla 19,9 milyondan 37,3 milyona ulaştı. Ankete göre, Facebook, Yahoo, Google ve Amazon, siber suçluların ana hedefleri arasında yer alıyor. “Kaspersky Security Network” bulut hizmetinden alınan verilerle yapılan bu çalışma, bir zamanlar istenmeyen e-postanın bir alt kümesi olarak karşımıza çıkan saldırıların kendi içinde hızla büyüyen bir siber tehdide dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kimlik avı kısaca, suçluların popüler bir sitenin (bir e-posta hizmeti, internet bankacılığı web sitesi, sosyal ağ sitesi, vb.) sahte bir kopyasını yapmak suretiyle kullanıcıları bu web sayfalarına yöneltmek ve tuzağa düşürmeye çalıştıkları bir internet sahtekarlığı olarak tanımlanıyor. Hiçbir şeyden şüphelenmeyen kullanıcı, oturum açma bilgilerini ve parolalarını özenle taklit edilmiş bu web sitelerine her zamanki gibi giriyor; ancak bu kez tüm bu erişim kimlik bilgileri doğrudan siber suçlulara gönderiliyor. Dolandırıcılar çaldıkları bu kişisel bilgileri, banka bilgilerini veya şifreleri kullanıcıdan para çalmak, gizliliği ihlal edilmiş e-posta veya sosyal ağ hesapları aracılığıyla istenmeyen e-posta ve zararlı yazılım yaymak için kullanabiliyor. Ayrıca çalınan şifrelerden oluşan veritabanlarını diğer suçlularla da paylaşabiliyor.

Tek kanal e-posta değil!
Kimlik avı çok uzun bir süre tipik istenmeyen e-postaların bir çeşidi olarak kabul gördü. Ancak, bu anketten çıkan veriler, kimlik avı saldırılarının çok önemli bir seviyeye ulaştığını doğruluyor. Ayrıca, bu saldırıların genel istenmeyen e-postanın bir parçası olmak yerine tehlikeli bir tehdit oluşturan başlı başına bir sınıf olarak değerlendirilmesi gerekliliğini de ortaya koyuyor. Hatta artık kimlik avının en yaygın ulaştırma kanalının e-posta olmadığını bile söyleyebiliriz. Örneğin, kayıtlı kimlik avı saldırılarının yalnızca %12’si istenmeyen e-postalar yoluyla çalıştırılıyor. Kalan %88 ise kullanıcıların bir web tarayıcısını, bir mesajlaşma sistemini (Skype vb.) kullanırken veya bilgisayar ile etkileşim halindeyken kimlik avı sayfalarına yönelten bağlantıları takip etmeleri sonucu bulaşıyor.

Kaspersky Lab Kötü Amaçlı Yazılım Karşıtı Araştırma Birimi Müdürü Nikita Shvetsov, anketin sonuçlarıyla ilgili olarak, “Bu anketle saptanan kimlik avı saldırılarının hacmi ve çeşitliliği, kimlik avının dolandırıcıların yasa dışı zenginleşme için kullandıkları birçok araçtan sadece biri olmadığını, aynı zamanda önemli ve göze çarpan bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor” diyor. Bu saldırıların organize edilmesinin basit olması ve yöntemin açık bir şekilde etkili olması nedeniyle her geçen gün daha fazla sayıda siber suçlunun bu yöntemi kullandığına değinen Shvetsov, “Kaspersky Security Network’e göre sadece bir yılda neredeyse iki katına çıkan kimlik avı saldırılarının hacmi de bu trendi doğruluyor” diye ekliyor.

Saldırı iki katına çıktı
Kaspersky Lab uzmanları, 2012-2013 aralığında 50 milyonun üzerindeki Kaspersky Security Network kullanıcılarına yapılan kimlik avı saldırılarındaki verileri, 2011-2012 verileriyle karşılaştırdı. Çıkan sonuçlar şu şekilde özetleniyor:

Kullanıcılar
• 2012-2013 döneminde, kimlik avcıları dünya genelinde her gün ortalama 102.100 kullanıcıyı etkileyen saldırılar düzenlediler. Bu rakam 2011-2012 döneminde gerçekleşenin neredeyse iki katı.
• Kimlik avı saldırıları en çok Rusya, ABD, Hindistan, Vietnam ve İngiltere’deki kullanıcıları hedef aldı.
• Vietnam, ABD, Hindistan ve Almanya saldırılan kullanıcı sayısında ilk sıralarda yer alıyor. Bu bölgelerdeki saldırıların sayısı geçen yıla oranla iki kat arttı.

Saldırganlar
• Kimlik avı sayfalarını barındıran sunucuların çoğunluğu ABD, İngiltere, Almanya, Rusya ve Hindistan’da kayıtlı…
• Sahte web siteleri ve sunucular gibi benzersiz saldırı kaynaklarının sayısı 2012-2013 döneminde neredeyse üç katına çıktı.
• Tanımlanan benzersiz saldırı kaynaklarının yarısından fazlası (%56) sadece 10 ülkede bulundu. Bu da bize saldırganların saldırılarını gerçekleştirmek üzere tercih ettikleri belli başlı sayıda “merkez üsleri”nin olduğunu gösteriyor.

Hedefler
• Yahoo!, Google, Facebook ve Amazon kimlik avcıları tarafından en fazla hedef alınan hizmetler arasında. Kayıtlı olan tüm saldırıların %30’u bu web sitelerinin sahte sürümlerini içeriyor.
• Kimlik avı saldırılarının %20’den fazlası bankalar ve diğer finansal kuruluşlarının sayfalarını taklit etti.
• American Express, PayPal, Xbox live, Twitter, vb. en çok hedef alınan İlk 30 site arasında yer alıyor.

 

 

 

Kaynak: http://www.marketingturkiye.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=12326:kaspersky-lab-uyaryor-web-sayfalarnda-avlanmayn-&catid=65:guencel-haberler&Itemid=160