AB’den Türkiye’ye dev kaynak

AB_tr_en_colorTürkiye, AB’den “katılım öncesi” yardımlar almaya devam ediyor.

Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında katılım öncesi yardımın ikinci dönemine yönelik imzalanan çerçeve anlaşma kapsamında Türkiye’ye 2014-2020 döneminde 4,5 Milyar avro kaynak sağlanacak.

Avrupa Birliği (AB) Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ile AB arasında tesis edilen mali işbirliği kapsamında Türkiye’nin faydalandığı Katılım Öncesi Yardım Aracı’nın (IPA) 2014-2020 yıllarından oluşan ikinci döneminde Türkiye’ye sağlanacak 4,5 milyar avroluk hibenin kullanımına ilişkin anlaşma imzalandı.

Açıklamada, IPA 2 çerçevesinde AB’nin Türkiye’ye yapacağı mali yardımın uygulanmasına ilişkin anlaşmayı, AB Bakanlığı Müsteşarı ve Ulusal IPA Koordinatörü Büyükelçi Rauf Engin Soysal’ın imzaladığı bildirildi.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle, 2007 yılından bu yana IPA çerçevesinde Türkiye’nin faydalandığı yardımların kullanımına 2014
-2020 döneminde de devam edilecek.

Türkiye’ye tahsis edilen 4,5 milyar avro kaynak, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde çevre, rekabetçilik ve yenilikçilik, ulaştırma, istihdam, sosyal politika ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, enerji, içişleri, yargı ve temel haklar, sivil toplum ile tarım ve kırsal kalkınma alanlarında yer alan program ve projelerin finansmanında kullanılacak.

Kaynak

Bank Asya 80 şubesini kapadı

Bank Asya finansal büyüklüklerinde meydana gelen değişim doğrultusunda 80 şubesini diğer şubelerle birleştirerek kapattığını duyurdu.

 

Bank Asya’dan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, personel sayısının da 2013 sonuna göre 1,708 kişi azaldığı belirtilerek; söz konusu değişimin bankanın faaliyet giderlerini azaltarak 2015 kârlılığına katkı sağlayacağı ifade edildi.

Bank Asya’dan KAP’a yapılan açıklama şöyle:

“Bankamız finansal büyüklerinde meydana gelen değişim doğrultusunda, Bankamızın 80 adet şubesi diğer şubelerimiz ile birleştirilerek kapatılırken, personel sayımız 2013 yılı sonuna göre 1.708 kişi azalmıştır. Bankamız ölçeğinde meydana gelen söz konusu değişim faaliyet giderlerimizi azaltarak 2015 yılı kârlılığımıza katkı sağlayacaktır.”

BANKA 2014’TE ZARAR YAZDI
 Geçen yıl üçüncü çeyrekte 60.6 milyon net kâr elde eden Bank Asya, bu yıl üçüncü çeyrekte, krediler ve mevduattaki düşüş ile gelirlerdeki azalmanın etkisiyle 301 milyon lira zarar açıklarken; bu yılın ilk dokuz ayında da 249.6 milyon lira zarar yazmıştı.

 

 

kaynak

Türkiye’nin 40 katı!

Çinli ICBC’nin varlıklarının toplamı en büyük 16 Türk bankasının toplam piyasa değerinin tam 40 katı

İstihdam, bilanço ve ölçek değerleriyle, küresel piyasalardaki ağırlıklarıyla sistemi domine eden 50 büyük bankanın toplam varlıkları ülke ekonomileriyle yarışırken, bir dev bankanın varlıklarını yaratmak için 129 ülkenin toplam nüfusunun bir yıl boyunca çalışması gerekiyor.
Dünya bankalarının mercek altına alındığı “www.relbanks.com” sitesinden derlediği bilgilere göre, 2014 yılı rakamlarıyla dünyanın en büyük 50 bankasının toplam varlığı 70 trilyon 499 milyar 236 milyon dolar seviyesinde bulunurken, 187 ülkenin GSYH toplamının, 76,8 trilyon dolar seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.

Çin’in 10, ABD’nin 6, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın 5’er, Avustralya’nın 4, Almanya ve Kanada’nın 3’er, İspanya, İtalya, İsviçre ve Hollanda’nın 2’şer, İsveç’in ise 1 bankasının yer aldığı listede, hiç Türk bankası bulunmuyor.

Çin’in Industrial & Commercial Bank of China (ICBC) bankasının 3 trilyon 181 milyar 884 milyon dolar toplam varlığıyla ilk sırada yer aldığı listede, ICBC‘yi 2 trilyon 758 milyar 447 milyon dolar ile İngiliz HSBC Holdings, 2 trilyon 602 milyar 536 milyon dolarla yine Çinli China Construction Bank Corporation, 2 trilyon 589 milyar 191 milyon dolar ile Fransız BNP Paribas ve 2 trilyon 508 milyar 839 milyon dolarla Japon Mitsubishi UFJ Financial Group takip etti.

TÜRK BANKALARININ 40 KATI

Tekstilbank’ı almak için anlaşmaya varan ve yetkili kurumlardan onay bekleyen ICBC‘nin toplam varlığının değeri hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören 16 bankanın toplam piyasa değerinin tam 40 katı seviyesinde. BIST’te işlem gören Türkiye’nin en büyük bankalarının toplam piyasa değeri 80.5 milyar seviyesinde bulunuyor. Orta Vadeli Program’a (OVP) göre Türkiye’nin toplam milli gelirinin 2014 yılında 810 milyar dolar olması bekleniyor. Bu rakama göre de ICBC‘nin varlıkları Türkiye’nin milli gelirinin tam 4 katına eşit.

Listenin sonunda ise 675 milyar 410 milyon dolarlık toplam varlığa sahip AvustralyalıWestpac Banking Corp, 674 milyar 380 milyon dolar ile İngiliz Standard Chartered Plc, 641 milyar 952 milyon dolarla Çinli China CITIC Bank Corp, 638 milyar 99 milyon dolarla Alman KfW Group ve 50’nci sırada ise 611 milyar 581 milyon dolar ile Çinli Industrial Bank Co. Ltd yer aldı.

ICBC, 129 ÜLKEYE BEDEL

IMF verilerinden derlenen bilgilere göre ise 2014 yılı rakamlarıyla 187 ülkenin GSYH toplamının, 76 trilyon 841 milyar 602 milyon dolar seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.
Böylece, dünyanın en büyük 50 bankasının 70,5 trilyon dolarlık toplam varlığı, neredeyse 187 ülkenin 2014 yılındaki toplam GSYH’sini karşılayacak büyüklükte bulunuyor. Başka bir deyişle söz konusu bankaların toplam varlıklarının, yaklaşık 7 milyar 104 milyon 172 bin kişinin bir yıllık GSYH’sine denk olduğu anlamına geliyor.

Tuvalu, Kiribati, Marshall Adaları, Palau, Mikronezya ve Sao Tome ve Principe’in başı çektiği dünyanın en fakir 129 ülkesinin toplam milli geliri ise 3 trilyon 127 milyar 401 milyon dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla, 3,2 trilyon dolarlık toplam varlığa sahip dünyanın en büyük bankası ICBC, tek başına 129 ülkenin bir yıllık yurt içi hasılasını karşılayabiliyor.

 

 

 

 

kaynak

Hasta odaklı uzman eczacılar yetiştirilecek!

Hasta odaklı uzmanlık eğitimi alan eczacıların yetiştirilmesine yönelik kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi

Hasta odaklı uzmanlık eğitimi alan eczacıların yetiştirilmesine yönelik Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi,TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

TBMM Genel Kurulu’nda, İstanbul’da Tahkim Merkezi kurulmasına dair tasarının görüşmeleri yarım bırakılarak, uzman eczacı yetiştirilmesine teklifin görüşmelerine geçildi.

Kabul edilen kanuna göre, eczacılığın herhangi bir uzmanlık dalında uzman olmak ve unvanı ilan edebilmek için Sağlık Bakanlığı’nca kabul ve ilan edilen Türkiye eğitim kurumlarınca verilmiş veya yabancı memleketlerin eğitim kurumlarından biri tarafından tasdik edilmiş ve Sağlık Bakanlığı’nca tescil olunmuş bir uzmanlık belgesini haiz olunacak.

Eczacılıkta uzmanlık eğitimlerine, merkezi olarak yapılacak “eczacılıkta uzmanlık sınavı” ile girilecek.

Uzmanlık dallarının eğitim müfredatları ve bu müfredatlara göre uzmanlık dallarının temel uygulama alanları ile görev ve yetkilerinin çerçevesi “Eczacılıkta Uzmanlık Kurulu” tarafından belirlenecek.

Kanunla, 56 kadro ihdas ediliyor.

Teklifin yasalaşmasının ardından TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, birleşimi 11 Kasım Salı günü saat 15.00’de toplanmak üzere kapattı.

26

Kaynak

 

Zam yağmuru

TÜRKİYE İstatistik Kurumu’nun ekim ayı Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi’ni açıklamasıyla vergi, harç ve cezaların 2015’te ne kadar zamlanacağı belli oldu. Yüzde 10.11 çıkan 12 aylık Yİ-ÜFE’ye göre en düşük otomobil vergisi 591 liraya, sigara içme cezası 100.2 liraya yükselecek

2015 yılından itibaren vergi, cezalar, harçlar yüzde 10.11 ile çift haneli zamlanacak. Geçen yıl yüzde 3.93 olan “yeniden değerleme” oranının, ekim ayı enflasyonunun açıklanması ile yüzde 10.11 olacağı netleşti. Buna göre 1-3 yaş grubunda 1300 silindir hacmindeki otomobiller için ödenecek motorlu taşıt vergisi 537 liradan 591 liraya çıkacak. Kırmızı ışıkta geçenlerin ödeyeceği ceza 189 lira, hız sınırını yüzde 30’a kadar aşanlar 189 lira, yüzde 30’dan fazla aşanlar 392 lira ceza ödeyecekler. Pasaport harcı ise 96.10 liradan 105.82 liraya çıkacak. Kapalı alanda sigara içmenin cezası da 91 liradan 100.2 liraya yükselecek.

EN DÜŞÜK OTOMOBİL VERGİSİ

Her yıl vergi, ceza ve harçların bir sonraki yıl ne kadar zamlanacağı kasım ayında belli oluyor. Kasım ayında ekim ayı itibariyle 12 aylık Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) artışı belirleniyor. Dün de Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) rakamları ile artış oranı belli oldu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren vergi ve cezalar çift haneli zamlanacak. 2015 yılında en düşük motorlu taşıtlar vergisi 591 lira olacak. Yine 1-3 yaş grubunda motor silindir hacmi 1301-1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 860 liradan 946 liraya çıkacak.
Silindir hacmi 1300 cm3’ün altında olup 4-6 yıl yaş aralığındaki otomobillerin vergisi 375 liradan 412 liraya, 7-11 yaş arasındakilerin 210 liradan 231 liraya, 12-15 yaşındakilerin 159 liradan 175 liraya çıkacak. 1301-1600 cm3 arasında olup 4-6 yaş arasında olanların vergisi 644 liradan 709 liraya, 7-11 yaş arasındaki otomobillerin vergisi 375 liradan 412 liraya, 12-15 yaşındaki otomobillerin vergisi de 265 liradan 291 liraya çıkacak.

İÇKİ CEZASI 33.5 BİN LİRA

Yeniden değerleme oranı ile cezalar da artacak. Kapalı mekanda sigara içmenin cezası 91 lira. Yüzde 10.11 artışla birlikte kapalı mekanda sigara içenler 100.2 lira ceza ile karşı karşıya kalacaklar. Yine içki cezaları yeniden değerleme oranında artacak. Gece 22’den sabah 6’ya kadar olan saatlerde içki satanlara verilecek en düşük ceza 30 bin 454 liradan 33 bin 529 liraya çıkacak. Harçlardaki artışla birlikte bir yıllık pasaport harcı 140.50 liradan 154.70 liraya çıkacak. B sınıfı sürücü belgesi harcı da 381.75 lira olacak.

Emlak vergisi ne olacak?

YENİDEN değerleme oranı ile 2015 yılından itibaren uygulanacak emlak vergisi de artacak. Bakanlar Kurulu’nun emlak vergisini yüzde 50 indirimli uygulama yetkisi olduğu gibi arttırarak uygulama yetkisi de bulunuyor.

 

26591876

 

kaynak

Mobilya ve İlaç Verimlilik Şampiyonu

Verimlilik 17 sektörde artarken 7 sektörde azalıyor. Bilgisayar ve tekstildeki düşüş dikkat çekiyor

 

Cumhuriyet’in kuruluşunun 91’inci yıldönümü kutlanırken, Türkiye 2023 hedeflerini tartışıyor. Her sektörde ne kadar yol alınması gerektiği, ihracatın, üretimin ne kadar artması, ne kadar yatırım gerektiği konuşuluyor. İşin bir başka tarafı da verimlilik… Bu konuda da önemli yollar katedildi, verimlilik arttı. Ancak daha yapılacak çok şey olduğu da görülüyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı Verimlilik Genel Müdürlüğü’nün son 10 yılı kapsayan verileri, aynı zamanda ‘verimli’ üretim yapan bir Cumhuriyet için özellikle bazı sektörlerde verimlilik konusunun özel ilgi istediğini gösteriyor. Verimlilik Genel Müdürlüğü’nün ölçümleri, ilaç sanayiinde, mobilyada, mobilya hariç ağaç ürünlerinde, elektrik, gaz ve iklimlendirmede yüzde 50’nin üzerinde verimlilik artışı olduğunu ortaya koyuyor. 7 sektörde kayıp var. Bilgisayar ve tekstilin olumsuz hali dikkat çekici.

Teknoloji yoğun sektörlerden “bilgisayar, elektronik ve optik ürünleri imalatı” ile “kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri” sektöründeki verimlilik kaybı yüzde 30’un üzerinde. Tekstil, deri ile diğer ulaşım araçları üretiminde de 10 yıl aralığa rağmen 2005’e kıyasla sırasıyla yüzde 8.1’le yüzde 14 oranında düşüş dikkat çekiyor.

2010 yılını 100 kabul eden ve 2005 yılına kadar geriye giden verimlilik rakamlarının 2014/2. çeyrek sonuçları sektörlerde son 10 yılda verimlilikte neler olduğunu ortaya koyuyor. Toplam sanayide 2005 – 2014/2. çeyrek arasında yüzde 18.4 verimlilik artışı olmuş. 2005 – 2014 döneminde, “çalışan kişi başına üretimi” baz alan rakamlara göre imalat sanayiinin 24 kolundan 17’sinde artış, 7’sinde düşüş var.

Genel müdürlüğün sonuçlarla ilgili değerlendirmesine göre, 2005 – 2014/2. çeyrek arasını kapsayan dönemde imalat sanayiini oluşturan 24 bölümden ‘kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı’, ‘bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı’, ve ‘tekstil ürünlerinin imalatı’ sektörlerinde verimlilik düşme eğiliminde. En yüksek verimlilik artış eğilimi yıllık ortalama yüzde 10.1 ile ağaç, ağaç ürünleri ve mantar ürünleri imalatı (mobilya hariç); saz, saman ve benzeri malzemelerden örülerek yapılan eşyaların imalatında.

Trend değişimleri de incelendi 

“Sanayi kısımları” içinde ‘elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı’ yüzde 5.96 ile en yüksek yıllık ortalama verimlilik büyümesine sahip. En düşük yıllık ortalama verimlilik büyümesi ise yüzde 1.81’le madencilikte. “Ana Sanayi Grupları” içinde ise en yüksek verimlilik artışı yıllık ortalama yüzde 4.28’le ‘dayanıklı tüketim mallarında. Dayanıklı tüketim mallarına ilişkin 2010 =100 temel yıllı çalışan kişi başına üretim endeksi 105.01 değerine ulaşmış durumda.
Çalışan kişi başına üretim endeksinde, orijinal seriden mevsimsel ve diğer etkilerin çıkarılmasıyla elde edilen trend değişimlerine göre ara malı ve sermaye malı üretiminde iş gücü verimliği, küresel krizden oldukça etkilendi. Dayanıklı tüketim malı üretimi ile dayanıksız tüketim malı üretiminde trend eğilimleri, küresel kriz dönemi de dahil, istikrarlı şekilde artıyor. Kömür ve linyit çıkartılması, ham petrol ve doğalgaz çıkarımı, kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sistemi üretim ve dağıtımı, suyun toplanması, arıtılması ve dağıtılması faaliyetlerinden oluşan enerji ana sanayi grubunda belirgin ve istikrarlı bir biçimde artan verimlilik trendi 2012 yılından itibaren azalma eğilimine girdi.

2005 – 2014/2. çeyrek arasında; dayanıklı ve dayanıksız tüketim malı üretimine ait iş gücü verimliliği yıllık ortalama trend büyümeleri sırasıyla yüzde 3.21 ve yüzde 2.41 olarak gerçekleşti. Enerji ana sanayi grubunda ise iş gücü verimliliği trendinin yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 4.48 olarak gerçekleşti. Küresel kriz döneminden etkilenen ara malı üretimi ile sermaye malı üretimi sanayi gruplarının verimlilik trendleri ise dalgalı seyrediyor.

Bir önceki döneme göre düşüş var 

2010=100 endeksli olarak hesaplanan çalışan kişi başına üretim endeksi, 2014 yılı II. döneminde, 2013 yılı II. dönemine göre yüzde 1.28 azalarak 102.82 değerine geriledi. Çalışan kişi başına üretim endeksi, bir önceki döneme göre ise (2014 yılı I. dönemine göre) yüzde 5.42 arttı. Çalışılan saat başına üretim endeksi 2014 yılı II. döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0.49 artarak 106.26 değerini alırken, bir önceki döneme göre yüzde 5.41 artış yaşandı.

İmalat sanayiinde çalışan kişi başına üretim endeksi bir önceki döneme göre yüzde 5.42 artarken, mevsimsel etkilerden arındırılmış çalışan kişi başına üretim endeksi bir önceki döneme göre yüzde 2.09 azaldı. Bu rakamlar mevsimsel etkilerden arındırılmamış verimlilik endeksinin bir önceki döneme göre değişiminin pozitif yönde olduğunu, mevsimsel etkiler giderildiğinde ise çalışan kişi başına üretim endeksindeki değişimin negatif yönde olduğunu gösteriyor.

kaynak:http://www.dunya.com/mobilya-ve-ilac-verimlilik-sampiyonu-243024h.htm

verimlilik

Küresel israfın faturası 750 milyar dolar!

Küresel ekonomi yaşanan israflar yüzünden her yıl 750 milyar dolarlık bir fatura ile karşı karşıya. Gıda üretiminden tüketimine kadarki süreçte yaşanan israf, ekonomilerin sırtında kambur olmaya devam ediyor

Dünyada her geçen gün nüfus artıyor, ekilebilir tarım arazileri hızla azalıyor ve insanoğlu doğal kaynaklarını yarını düşünmeden tüketiyor.

Tasarrufun önemi ve gerekliliğinin her gün arttığı bir ortamda insanoğlu maalesef israfa dur diyemiyor.

Bunda olumsuz tüketim alışkanlıklarının etkisi de hakim, bilinçsiz üretim ve pazarlama süreci de.

31 Ekim Dünya Tasarruf Günü.

Biz de tasarrufun önemine dikkat çekilen bu tarih yaklaşırken tarımsal açıdan insanoğlununisraf boyutuna yeniden dikkat çekmenin faydalı olduğunu düşünüyoruz.

Aslında paylaşacağımız veriler herkesin bildiği rakamlar ancak farkındalık yaratmak adına bu tablo üzerinde tekrar tekrar düşünmekte yarar var.

– Üretilen her 3 gıdadan birisi çöpe gidiyor –

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve TarımÖrgütü’nün (FAO) ‘2014 Tarım Görünüm Raporu’nda küresel israf ekonomisine yönelik çarpıcı rakamlar ve tespitler var.

OECD ve FAO’nun derlediği verilere göre dünyada tüketim için üretilen her 3 gıdadan biri yenmeden çöpe gidiyor.

Her yıl 1.3 milyar ton gıda israf ediliyor. Bunun yarısı bile 900 bin aç insanı doyurmaya yetiyor.

Kuraklığı, su kıtlığı gibi riskleri konuştuğumuz böyle bir dönemde dünyada kullanılan suyun dörtte biri hiç tüketilmeyen bu gıdaların üretiminde kullanılıyor.

Bu israfın toplam yıllık maliyeti ise yaklaşık 750 milyar Dolar’ı buluyor. Yani her yıl neredeyse, 800 milyar Dolar civarındaki Türkiye’nin gayri safi milli hasılası kadar bir rakam çöpe gidiyor.

Adil gıda paylaşımının olmadığı dünyada rakamlar dehşet verici.

İşte size birkaç örnek:

ABD’de üretilen gıdaların yüzde 40’ı hiç yenmiyor.  Avrupa’da her yıl 100 milyon ton yemek çöpe atılıyor.

En çok israf edilen gıdalar ise Asya’da tahıl, Latin Amerika’nın zengin bölgelerinde ise et olarak öne çıkıyor.

– Dünyada 842 milyon insan yetersiz besleniyor –

Ve tüm bu israfa karşın dünyada yaklaşık 842 milyon insan kronik olarak yetersiz besleniyor. Her gün 5 yaşın altındaki 20 bin çocuk açlık ya da yetersiz beslenme sonucu hayatını kaybediyor. Oysa verilere göre, tüm insanlığa yetecek kadar gıda kaynağına sahibiz.

Öte yandan dünyada yaklaşık 1,4 milyar insan aşırı kilo problemiyle karşı karşıya. Rapora göre, bu insanların üçte biri obez, koroner kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı riski taşıyor.

Aslında mevcut sorun, üretimden ziyade tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamamız gerektiğine işaret ediyor.

Sürdürülebilir kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvencesinin sağlanması için doğal kaynakları akıllı biçimde kullanmak ve israf bir kenara, tasarruf etmek zorundayız.

Aslında bu bir bilinç meselesi. Sorun sadece gıda kaynaklı tüketim alışkanlıkları da değil. İnsanoğlunun yaşam tarzını ve alışkanlıklarını sorgulaması gerekiyor. Daha fazla üretim mi yoksa bilinçli tüketim mi? Beslenme alışkanlıklarının değiştiği bir dünyada aslında tüketimihtiyaçtan çok israfla artıyor.

– Sebze ve meyve ürünlerinde israf oranı %44 –

Gelin resmi rakamlara göz atmaya devam edelim…

FAO’nun rakamlarına göre her yıl ekilen tahıl ürünlerinin yüzde 72’si tüketilirken  yüzde 28’siisraf ediliyor.

İsraf edilen söz konusu gıdalar arasında yüzde 44 ile meyve ve sebzeler önemli bir paya sahip.

Balık ürünlerinde israf oranı yüzde 35 seviyelerinde iken ette bu oran yüzde 21 civarında. Süt ve süt ürünlerinde ise israf oranı yüzde 16 olarak dikkat çekiyor.

indir

 

Peki bu israf nasıl oluşuyor?

Hangi aşamalarda insanoğlu israf ediyor?

Son tüketici tarafındaki israf ve kayıp kadar, tarım sektöründe hasat öncesi, hasat sırası ve hasat sonrasında yaşanan ürün kayıpları da dikkat çekici boyutta.

FAO’dan yapılan açıklamaya göre, gelişmekte olan ülkelerde israfa çoğunlukla kötü hasat yöntemleri sebep oluyor. Burada tarımsal üretimdeki arz-talep dengesizliği de önemli bir etken. Plansız ve talebin çok üzerinde gerçekleştirilen üretim de ürünlerin para etmemesi sonucu elde kalarak israfa neden oluyor.

Gıdaların sağlıklı koşul ve ortamda saklanamaması ve tarladan sofraya kadarki süreçte nakliye tarafında yaşanan olumsuz koşullar da gıdaların bozulması ve israfında etkili.

Gelişmiş ülkelerde ise son tüketiciler gıdaya gereken değeri vermemesi sebebiyle israf yaşanıyor.

Gıda israfı, gereksiz karbon gazı salınımına yol açarken, fazla su tüketilmesi ve biyolojik çeşitliliğin azalmasına da sebep oluyor.

– Harcanan fazla su 9 milyon insanın günlük su ihtiyacına denk –

Çevresel etkiler israf edilen gıdalar üzerinde çok önemli bir etkiye sahip. Bitkileri sularken, harcanan fazla su 9 milyon insanın günlük su ihtiyacını karşılayabilecek seviyede.

İsraftan kaynaklanan kaybın tam anlamıyla önüne geçmek mümkün olmasa da, sebeplerine göre önlemler alınarak azaltılması mümkün.

FAO tarafından yapılan araştırmalar, 2050’de 9 milyar olması beklenen dünya nüfusunun beslenebilmesi için bugün üretilen gıda miktarının yüzde 60 artırılması gerekeceğini öngörüyor. Dünya nüfusundaki hızlı artış, gıda güvenliği, su ve diğer doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından büyük tehdit oluştururken üretim ve tüketim tarafında israfın rolü ve etkisi daha ön plana çıkıyor.

Özetin özeti, israf, küresel gıda güvenliğini tehdit eden bir risk olarak karşımızda duruyor. Bu yüzden israfın nedeni ve sonuçları kadar çözüm yollarını konuşmanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Tasarruf etmenin ilk adımı israfı önlemekten geçiyor.

Kaynak

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate    

Apple’ın yeni akıllı telefonları iPhone 6 ve iPhone 6 Plus’ın 9 Eylül 2014’te tanıtılmasından sonra, daha 1 ay geçmeden iPhone 6 Plus’ın büküldüğüne ilişkin videonun yayımlanmasıyla akıllı telefon piyasasında Apple’ı hedef alan ve Apple’a gönderme yapan reklamlar yapıldı. İşin garip tarafı bu reklamlara sadece akıllı telefon pazarının önemli oyuncuları değil, diğer markalar da katıldı. Ortaya da aşağıdaki gibi dikkat çekici ve tüketicileri gülümseten reklamlar çıkmış oldu.

Samsung: Eğrilebilir. Bükülmez. #GalaxyNoteEdge

11

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LG: Bizim telefonumuz bükülmez, esnek tasarlanmıştır. #bendgate

22

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HTC: Cepleriniz gibi en zorlu ortamlara dayanacak şekilde tasarlanmıştır. #HTCOneM8

33

 

 

 

 

 

Nokia: Bükülecek mi? Bu ya da şu tarafı bile olsa fark etmez. #bükülemez #bendgate

44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nestle Kitkat: Bükmedik, kırdık. #bendgate #iPhone6plus

55

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Heineken: Endişeye gerek yok. Bu bize her zaman olur. Sevgili Apple… #BendGate

66

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Chex Mix:Bazı şeyler büküldüğünde daha iyidir. #BendGate #iPhone6plus

77

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pringles:Birazcık bükülmede sorun ne ki? Bükülme kuralları! #bendgate

88

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Coca-Cola: Biz şimdiye kadar sadece tüm doğru yerleri bükmekteyiz. #bendgate99

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günümüzdeki rekabet ortamının ne kadar kızıştığını gösteren bu olay, markaların sosyal medya sayesinde her olayı kendileri açısından avantaja çevirmesi boyutuyla da dikkate değerdir.

Notlar:

* Markaların tweetleri, mashable.com ve creativecriminals.com sitelerinden derlenmiştir.

** Bu yazı 30 Eylül 2014 tarihinde Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejileri adlı blog sitesinde yayımlanmıştır.

 

İhracat mı İhracat Pazarlaması mı?

İhracat mı İhracat Pazarlaması mı?

Türk işletmelerinin dünya pazarlarında faaliyette bulunmaya başlamaları yakın bir geçmişe dayanmaktadır. Globalleşme iç pazarda sıkışıp kalan firmalarmızın dışa açılmalarında önemli bir itici güç olmuştur. Süreçte yakın pazarları hedefleyerek öncelikle Avrupa pazarına yönelen firmalar son yıllarda ortaya çıkan ekonomik krizle birlikte yeni pazarlara yönelmektedirler. Ancak mevcut ürün kompoziszyonu ve stratejiler ile belirlenen hedeflere ulaşmak zor görünmektedir. Zira Avrupa ve A.B.D ekonomilerindeki krizler nedeniyle Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya Cumhuriyetleri pazarlarına yönelen firmalarımız bu pazarlarda ciddi rakiplerle mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

Türk ekonomisinin büyümesine ciddi destek sağlayan ihracatın artarak devam etmesi ve belirlenen iddialı hedeflere ulaşabilmesi için yapısal önlemlerin alınması zorunludur. Cari açığın önemli kaynaklarından birisi olan yatırım ve ara malı ithalatının ikamesi olabilecek yerli ürünlerin üretilmesi, yüksek enerji maliyetlerinin yol açtığı maliyet artışlarına çözüm bulunması gibi önlemler öncelikli olarak alınmalıdr. Bu önlemler kısa ve orta vadede hızlıca sonuç verebilir. Ancak ihracat artışını sürdürülebilir hale getirmek için yapısal önlemlerle birlikte yürütülmesi gereken bir başka çalışma da “pazarlama kültürü”nün oluşturulmasıdır. Bunun için de bütün firmalarımızın pazarlamayı yeniden keşfetmeleri gerekmektedir. Bu kapsamda dikkate alınması gereken temel unsurlar şu şekilde sıralanabilir;

Ihracat ile ihracat Pazarlaması farklı kavramlardır; Firmaların en çok düştükleri yanlış iharcat ile ihracat pazarlamasını karıştırmaktır. İhracat basit bir süreçtir. Dünya ticaret hacmine bakldığında her ülkenin birbiriyle alışveriş yaptığı görülür. Kısa bir çalışmayla elinzdeki ürünlere hemen bir pazar bulmanız mümkündür. Ancak o pazarlarda kalıcı olmak, sürekli siparişler olmak, o pazardan pay almak, sattığınız ürünlerin parasını zamanında tahsil etmek için ve para kazanmak için pazarlamaya ihtiyaç vardır. Ayrıca zamanla o pazarda karşınıza çıkabilecek rakiplerle baş edebilmek için de pazarlamayı bilmek ve bütün pazarlama yönetimi süreçlerini başarıyla yönetmek gerekir. Bunun için ilk adım pazarlama araştırmasıdır. Kulaktan dolma bilgilere dayanarak, basit bir internet araştırmasıyla yola çıkmak istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Iyi bir pazarlama araştırması sadece ürünleriniz için uygun pazarların hangisi olacağını söylemez. Ek olarak o pazarlara hangi yöntemlerle girmeniz, ürünlerinizde, fiyatlarınızda, pazarlama iletişimi çalışmalarında ve dağıtım uygulamalarında ne gibi düzenlemelere gitmeniz gerektiğini de söyler.

Ölçek ekonomisi her zaman üstünlük sağlamaz; Dış pazarlara açılmada en büyük engellerden birisi fiyat rekabetidir. Gidilen pazarlarda hem yerel hem de küresel rakiplerle mücadele etme gerekecektir. Bilinen en kolay rekabet aracı da fiyattır. Fiyatların aşağı çekilmesiyle rakiplere üstünlük sağlanabilir. Ancak fiyatların aşağı çekilmesi kolay bir yöntem olsa da akılcı değildir. İhracat pazarlaması maliyetli bir süreçtir. Başka bir pazarda faaliyette bulunmanın güçlüklerine ayrıca pazarlama araştırması, pazarlama iletişimi, depolama, stoklama ve lojistik maliyetleri eklenince rekabet avantajı yakalamak giderek zorlaşmaktadır. Bu noktada ölçek ekonomisi devreye girer. Aynı üründen ne kadar çok üretirseniz birim başı sabit maliyetleriniz düşeceğinden fiyatları aşağı çekmeniz kolaylaşır. Ancak çok fazla üretim üretim maliyetlerini aşağı çekse de çok fazla satmak için bu kez operasyonel maliyetlerin artışı söz konusu olacaktır. Ayrıca satıştan kaynaklanabilecek riskleri de unutmamak gerekir. Bu nedenle ölçek ekonomisi aramak yerine katma değeri daha yüksek ürünler üretmeye yönelmek daha doğru bir yöntem olacaktır.

 

Teklifinizin içeriğini zenginleştirin; Çok sayıda firmanın rekabet ettiği pazarlarda sunulan ürünlerin somut bölümleri birbirine çok fazla benzemektedir. Benzemeyenler de kısa zamanda taklit edildiğinden ürünler üzerinden rekabet etmek giderek zorlaşmaktadır. Bu nedenle özellikle ihracat pazarlarında farklılık yaratabilmek için ürünün soyut taraflarını da gözden geçirmek gerekir. Daha geniş bir çerçevede pazara sunduğunuz ürün değil teklif olarak ele alınmalıdır. Sizin teklifinizin içeriği ne kadar zengin ve tüketicinin beklentilerine ne ölçüde cevap verebiliyorsa o kadar rekabetsel üstünlüğe sahip olursunuz. Başka bir ifadeyle ürününüzü üretir ve satarken hemen her aşamada ona bir katma değer eklemenin yolunu bulmak gerekir. O nedenle kullandığınız hammaddeden, imalat süreçlerine, ambalajdan, etiketlere, depolama koşulllarından, satış sonrası hizmetlere dek her bir süreci ayrı ayrı değerlendirip ürünü zenginleştirmek gerekir. Ürün ne kadar zengin olursa talep o denli yüksek ve sürekli olacaktır.

Pazarları bölme, hedefleme ve konumlandırma; Başlangıçta bütün ihracatçılar herkesin gittiği, moda olan ve devlet büyüklerinin siyasi ilişkilerine dayalı olarak işaret ettikleri pazarlara yönelirler. Ancak o pazarların ürünlerimiz için doğru bir pazar olup olmadığı deneme yanılma yöntemiyle belirlenecek bir çalışma değildir. Bunun yerine sunduğunuz ürün veya hizmetler hangi pazarın ihtiyaçlarına cevap veriyorsa ve o pazarlar da bizim için uygun pazarlarsa orada yer almak gerekir. Bunun için de başlangıçta bir bölme çalışması yapmak gerekir. Bütün pazar içinden bizim servis verebileceğimiz ve kârlı olan pazarlara gitmek uzun vadede karşılaşabilecek sorunların da öüne geçecektir. Seçilen pazarlarda hedefleme yaparak var olan kaynakları en etkili bir şekilde kullanmak ikinci aşamadır. Hedefleme firmaların sahip oldukları finansal kaynakları, yönetim yetenekleri ve pazarlama becerilerini doğru kullanmalarına yardımcı olur. Son aşamada seçlien pazarda konumlanmak gerekir. Konumlanma hedef pazardaki tüketicinin beyninde yer kapmak ve yerleşmek demektir. Kurumsal ya da bireysel müşterilerin daha sonraki satın almalarda da hatırlayabilmeleri için onlara yardımcı olacak ipuçları vermelisiniz. Ürünün fiyatından bağımsız, kalitesi, dayanıklılığı, garantisi, satış sonrası hizmetleri, ambalajı, etiketi, tasarımı, rengi. Kokusu, dokusu ve benzeri bir çok özelliği işaretleri yaratılabilir. Pazarları bu bakış açısıyla incelemek her şirket için yeni fırsatları oluşmasını sağlar. Girilmez denilen pazarlara girilir, satılmaz denilen ürünler bu yolla kolaylıkla satılabilir. Son zamanlarda az da olsa Çin pazarına ürün satmaya çalışan Türk firmalarının varlığı bu düşünceyi destekler. Çin pazarının da ihtiyaç duyduğu ancak Çin’de üretilmeyen ürünleri o pazara götüren şirketlerin başarı şansı yüksektir. Bunu sağlamak için pazarlama araştırmasından başlayan bir sürecin izlenmesi gerekir. Pahalı bir süreç olduğu söylense bile günümüzde özellikle kalitatif pazarlama araştırma yöntemleri daha kısa sürede ve daha düşük maliyetlere pazar bilgisi sağlamanıza yardımcı olabilir. İyi pazarlama yöneticilerinin gözlemleri bile bazen işe yarayabilir. Bu noktada pazarları sürekli izlemek ve toplanan bilgilerle yeni pazarlama tekliflerini oluşturmak gerekir

 

Mutlaka bir markanız olmalı; Günümüz firmalarının önünde iki temel seçenek vardır. Ya kendi markalarını yaratıp pazarda var olmayı deneyecekler ya da güçlü markaların imalathanesi gibi çalışacaklar. Pazarlarda var olan markalara baktığımızda ne gibi avantajlara sahip olduklarını kolaylıkla görebiliriz. Iyi bir marka için her pazarda çok büyük fırsatlar vardır. Mevcut markaya yeni ürünler ekleyebilirler, yeni ürün hatları oluşturabilirler ya da yeni pazarlara kolaylıkla gidebilirler. İkinci grup firmalar ise güçlü markların düşük fiyatlı tedarikçisi olduklarından imalathane görevini yüklenirler. Günün birinde farklı bir firma daha düşük maliyetle üretmeyi başararısa müşterilerini kolaylıka kaybederler. Ülkemizde tekstil sektöründe çok sayıda firma bu süreçten geçerek pazardan çekilmek zorunda kaldı. Marka yaratma yoluna başvuran az sayıda firma ise pazarda varlığını sürdürmeyi başardı. Marka yaratmak avantajlı olsa da marka yaratmak öyle kolay bir iş değildir. Devlet tarafından verilen onca teşviğe ragmen uzun yıllardan beri dünya pazarlarını tutmayı başaran markalar yaratmak konusunda çok fazla mesafe kat edilmiş değildir. Marka yaratma sadece seçilen bir marka isminin iletişimin yapmaktan ibaret görüldüğünden çoğu firma bu konularda biraz para harcayarak marka yaratabileceklerini düşünmektedrir. Oysa marka firmanın bütün süreçleriyle ilgili bir kavramdır. Basit bir isim olmaktan çok içinde firmanın adı, misyonu, vizyonu, temsil ettiği değerler, müşterisiyle iletişimi, müşterisine vaad ettikleri ve müşterisine yaşattığı deneyimlerin toplamıdır. Güçlü markaların müşterilerine yaşattıkları deneyimler hep olumlu hikayelerden oluşur. Ihracatçı ile ihracat pazarlamacısı arasındaki en belirgin fark da marka konusunda ortaya çıkmaktadır. Ülkemizden ihracat yapan firmaların sayısı ellibini aşmış durumdadır. Elli binden fazla ihracatçı yurt dışı pazarlarda ürünlerine müşteri bulabilirken bunların arasında markasını pazarlayanların sayısı çok azdır. Özellikle tüketici pazarlarında başka bir ifadeyle markaların gerçek savaş alanında yer alan Türk markasının sayısı iki elin parmaklarını geçmez.

56256