Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukları ve Pazarlama

Alışveriş deneyimleri hakkında cevaplar:
*-Sinan, (5 yaş): “işe gitmezsek paramız biter, o zaman kartla alışveriş
yaparız.”
*-Defne, (5 yaş): “pahalı olunca kart veririz”
*-Görkem, (5 yaş): “Karta para ödemiyoruz”
*- İlayda, (3 yaş): “Kart para yerine geçiyor ama ürün almak için sadece
kart değil paraya da ihtiyaç var”
*-Arda, (5 yaş): Ödemeyi nasıl yapıyorsun?
-Kartla
-Kart yoksa nasıl ödersin?
-Nakit
-Nakit ne demek?
-Para.
Pazar ve Ürün Hakkında
*-Sinem, (5 yaş): Pazar, şeylerin alındığı yer; pazarda herşey ürün.
Yumurta, kıyafet, peçete, forma var. Çarşıda çok şey var, oyuncak bile
var.
Migros’ta daha çok mağaza var, pazar bile var.
Markalar Hakkında
*-Nelerin markası olur?
-Araba, süt, çikolata…
Reklam Hakkında
*-“Reklam müzikli bişey, televizyonda çıkan”
*-“Reklam insanlara bilgi veriyor. Buradaki (market resmini göstererek)
eşyaların kaç para olduklarını insanlara söylüyor.”
*-“oyuncağı reklamlarda gördüm”.

Böyle söylüyor çocuklar.

Yapılan bir araştırmaya göre çocuklarımızın pazarlama kavramlarına yakınlığı, algıları ve farkındalığı konusunda ölçülmeye çalışılmıştır.

Elde edilen sonuçlara göre, çocukların 3 yaşından itibaren pazarlamayla ilgili temel kavramların anlamlarını öğrenmeye başladıkları, bu yaştan itibaren alışveriş, para, market, pazar kavramlarını doğru anlamlarıyla kullandıkları, para ve ürün alma verme davranışlarını sergileyebildikleri, 4 yaşından itibaren ise müşteri, AVM, kredi kartı, indirim, etiket, ambalaj, marka, alışveriş sepeti kavramlarına da doğru anlamları yükledikleri ve etiket kavramının öğrenilmesiyle birlikte ürün etiketinin de göstermeye başladıkları tespit edilmiştir. Bu bul- gular ışığında 3 ile 4-5 yaşındaki çocuklar arasında pazarlama kavramlarına yönelik bilişsel farklılıkların bulunduğu ancak davranışsal anlamda belirli farklar olmadığına ulaşılmıştır. Bu farkın çocukların okul öncesi eğitimde geçirdikleri süre, ebeveynleriyle yaşadıkları alışveriş deneyimlerinin artması, ailelerinin sosyo-ekonomik durumları nedeniyle çeşitli uyaranlara (daha fazla alışverişe çıkma, anne-babanın araba sahipliği ve markaya duyulan ilgi, vs.) daha fazla/daha az maruz kalmalarından kaynaklandığı söylenebilir.

Çocukların pazarlama kavramlarına yönelik biliş ve davranış düzeyle- rinin belirlenmesi pazarlama uzmanlarına çocukların ve dolaylı olarak ailelerinin hedef alındığı pazarlama uygulamalarına ışık tutması beklenmektedir. Aile sorumluluğu ve eğitim açısından ele alındığında, çocukların bu konulardaki farkındalığı onlara kendi seçimlerini daha bilinçli olarak yapabilmeleri için hazırlanmış bir zemin olarak görülebilir. Bu bağlamda konu, hem alışveriş pratiğindeki kuralları öğrenme, hem de küçük yaştaki tüketiciler olarak haklarının farkındalığını bilgilenme yoluyla kavrama açısından eğitmenler, aileler ve pazarlamacılar için önem- li bir özel alan olarak ele alınmaya değerdir.

Çocukların pazarlama kavramları hakkındaki farkındalığı firmalar tarafından reklam, satış geliştirme ve satış yeri kampanyalarında dikkate alınabilir. Özellikle çocuklar tarafından doğru algılanan kavram ve terimlerin seçimi; doğru algılanmayanların kullanılmasından kaçınma gibi bir titizlik hedef kitle filtrasyonunda kılavuz olabilir.

 

Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukların Pazarlama
Kavramları Farkındalığı1,Zeki Atıl BULUT,Feyza TEKİNBAŞ,Muazzez BABACAN,

http://betadergi.com/uploads/pdf/okul-oncesi-yas-grubu-cocuklarin-pazarlama-kavramlari-farkindaligi-1.pdfScreen shot 2014-11-18 at 15.27.18

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate

Markalar Arasındaki Rekabette Yeni Trend: #bendgate    

Apple’ın yeni akıllı telefonları iPhone 6 ve iPhone 6 Plus’ın 9 Eylül 2014’te tanıtılmasından sonra, daha 1 ay geçmeden iPhone 6 Plus’ın büküldüğüne ilişkin videonun yayımlanmasıyla akıllı telefon piyasasında Apple’ı hedef alan ve Apple’a gönderme yapan reklamlar yapıldı. İşin garip tarafı bu reklamlara sadece akıllı telefon pazarının önemli oyuncuları değil, diğer markalar da katıldı. Ortaya da aşağıdaki gibi dikkat çekici ve tüketicileri gülümseten reklamlar çıkmış oldu.

Samsung: Eğrilebilir. Bükülmez. #GalaxyNoteEdge

11

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LG: Bizim telefonumuz bükülmez, esnek tasarlanmıştır. #bendgate

22

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HTC: Cepleriniz gibi en zorlu ortamlara dayanacak şekilde tasarlanmıştır. #HTCOneM8

33

 

 

 

 

 

Nokia: Bükülecek mi? Bu ya da şu tarafı bile olsa fark etmez. #bükülemez #bendgate

44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nestle Kitkat: Bükmedik, kırdık. #bendgate #iPhone6plus

55

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Heineken: Endişeye gerek yok. Bu bize her zaman olur. Sevgili Apple… #BendGate

66

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Chex Mix:Bazı şeyler büküldüğünde daha iyidir. #BendGate #iPhone6plus

77

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pringles:Birazcık bükülmede sorun ne ki? Bükülme kuralları! #bendgate

88

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Coca-Cola: Biz şimdiye kadar sadece tüm doğru yerleri bükmekteyiz. #bendgate99

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günümüzdeki rekabet ortamının ne kadar kızıştığını gösteren bu olay, markaların sosyal medya sayesinde her olayı kendileri açısından avantaja çevirmesi boyutuyla da dikkate değerdir.

Notlar:

* Markaların tweetleri, mashable.com ve creativecriminals.com sitelerinden derlenmiştir.

** Bu yazı 30 Eylül 2014 tarihinde Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejileri adlı blog sitesinde yayımlanmıştır.

 

Satış Mühendisi Kimdir?

En kısa yoldan söylemek gerekirse, satış mühendisliği diye bir unvan olmamalı.

Neden?

Üniversitelerin mühendislik fakültelerinde böyle bir bölüm -henüz- yok. Eğitimi verilmeyen bir işin unvanını kim veriyor?

Cevap: Piyasa koşulları.

Neden?

Satış mühendisi terimi bir unvan olarak melezlik içeriyor. Aslında mühendislik branşlarından birinde diploması olan kişilerin satışla şilgili bir sektörde yer alması durumunda firmalar bu unvanı kendileri üretiyor. Örneğin bir ziraat mühendisi tarım ilaçları veya peyzaj alanında tanıtım ya da satış yapacaksa, bir inşaat mühendisi inşaat malzemeleri, bir elektrik mühendisi elektrikli motor satışı yapacaksa firma yeni bir kartvizit bastırırken, “size satış mühendisi diyelim, hem mühendissiniz zaten hem de satış yapacağınıza göre, müsterilerimiz üzerinde daha ikna edici bir etki sağlarız” diye düşünüyor.

Peki bu durumda yanlış olan nedir?

Birincisi böyle bir mühendislik dalı yokken durumdan haberi olmayanların böyle bir uzmanlık olduğunu düşünmeye başlamaları; ikincisi satışın mühendislik bilgisini gerektiren bir iş olduğu algısını yaratmasıdır.

Ayrıca mühendislerin satış sektöründe istihdamı nedeniyle tasarım yapmak dışında varolan bir ürünün satışına talip olmakla kendi işlerinden uzaklaşmaları, satış eğitimi alarak istihdam edilmeyi umanların mühendislerle rekabeti nedeniyle işsiz kalmaları da durumun uzantılı sonuçları da yok değil.

Ülkemizde eğitim alanların başka sektörlerde rahatça iş bulabilmeleri, belli bir akreditasyon süreci veya yeterlilik onayları aranmaması nedeniyle istihdam hareketliliğinin meslekler arasındaki trafiği oldukça heyecanlı ve hareketli bir akış izlemektedir.

Buna paralel olarak melez unvanlar oluşturmak da kolaylaşmakta, bazen ne olduğu anlaşılamayan, bazen eş değerde olan birkaç unvanın aynı departmanda farklı işler yapıyormuşcasına yan yana yer aldığı görülmektedir.

Satış mühendisi de böyle bir unvan. Aslında var olmayan ve olmaması gereken bir unvan.

Üniversiteler bu unvanı vermek üzere bir bölüm açar ve diploma verirse ne ala; yoksa “satış mühendisliği” diye bir mesleğin olmadığını fark ederek bu unvan yerine “satıştan sorumlu mühendis “demek daha uygun görünmektedir.

Bizden söylemesi.

 

İhracat mı İhracat Pazarlaması mı?

İhracat mı İhracat Pazarlaması mı?

Türk işletmelerinin dünya pazarlarında faaliyette bulunmaya başlamaları yakın bir geçmişe dayanmaktadır. Globalleşme iç pazarda sıkışıp kalan firmalarmızın dışa açılmalarında önemli bir itici güç olmuştur. Süreçte yakın pazarları hedefleyerek öncelikle Avrupa pazarına yönelen firmalar son yıllarda ortaya çıkan ekonomik krizle birlikte yeni pazarlara yönelmektedirler. Ancak mevcut ürün kompoziszyonu ve stratejiler ile belirlenen hedeflere ulaşmak zor görünmektedir. Zira Avrupa ve A.B.D ekonomilerindeki krizler nedeniyle Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya Cumhuriyetleri pazarlarına yönelen firmalarımız bu pazarlarda ciddi rakiplerle mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

Türk ekonomisinin büyümesine ciddi destek sağlayan ihracatın artarak devam etmesi ve belirlenen iddialı hedeflere ulaşabilmesi için yapısal önlemlerin alınması zorunludur. Cari açığın önemli kaynaklarından birisi olan yatırım ve ara malı ithalatının ikamesi olabilecek yerli ürünlerin üretilmesi, yüksek enerji maliyetlerinin yol açtığı maliyet artışlarına çözüm bulunması gibi önlemler öncelikli olarak alınmalıdr. Bu önlemler kısa ve orta vadede hızlıca sonuç verebilir. Ancak ihracat artışını sürdürülebilir hale getirmek için yapısal önlemlerle birlikte yürütülmesi gereken bir başka çalışma da “pazarlama kültürü”nün oluşturulmasıdır. Bunun için de bütün firmalarımızın pazarlamayı yeniden keşfetmeleri gerekmektedir. Bu kapsamda dikkate alınması gereken temel unsurlar şu şekilde sıralanabilir;

Ihracat ile ihracat Pazarlaması farklı kavramlardır; Firmaların en çok düştükleri yanlış iharcat ile ihracat pazarlamasını karıştırmaktır. İhracat basit bir süreçtir. Dünya ticaret hacmine bakldığında her ülkenin birbiriyle alışveriş yaptığı görülür. Kısa bir çalışmayla elinzdeki ürünlere hemen bir pazar bulmanız mümkündür. Ancak o pazarlarda kalıcı olmak, sürekli siparişler olmak, o pazardan pay almak, sattığınız ürünlerin parasını zamanında tahsil etmek için ve para kazanmak için pazarlamaya ihtiyaç vardır. Ayrıca zamanla o pazarda karşınıza çıkabilecek rakiplerle baş edebilmek için de pazarlamayı bilmek ve bütün pazarlama yönetimi süreçlerini başarıyla yönetmek gerekir. Bunun için ilk adım pazarlama araştırmasıdır. Kulaktan dolma bilgilere dayanarak, basit bir internet araştırmasıyla yola çıkmak istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Iyi bir pazarlama araştırması sadece ürünleriniz için uygun pazarların hangisi olacağını söylemez. Ek olarak o pazarlara hangi yöntemlerle girmeniz, ürünlerinizde, fiyatlarınızda, pazarlama iletişimi çalışmalarında ve dağıtım uygulamalarında ne gibi düzenlemelere gitmeniz gerektiğini de söyler.

Ölçek ekonomisi her zaman üstünlük sağlamaz; Dış pazarlara açılmada en büyük engellerden birisi fiyat rekabetidir. Gidilen pazarlarda hem yerel hem de küresel rakiplerle mücadele etme gerekecektir. Bilinen en kolay rekabet aracı da fiyattır. Fiyatların aşağı çekilmesiyle rakiplere üstünlük sağlanabilir. Ancak fiyatların aşağı çekilmesi kolay bir yöntem olsa da akılcı değildir. İhracat pazarlaması maliyetli bir süreçtir. Başka bir pazarda faaliyette bulunmanın güçlüklerine ayrıca pazarlama araştırması, pazarlama iletişimi, depolama, stoklama ve lojistik maliyetleri eklenince rekabet avantajı yakalamak giderek zorlaşmaktadır. Bu noktada ölçek ekonomisi devreye girer. Aynı üründen ne kadar çok üretirseniz birim başı sabit maliyetleriniz düşeceğinden fiyatları aşağı çekmeniz kolaylaşır. Ancak çok fazla üretim üretim maliyetlerini aşağı çekse de çok fazla satmak için bu kez operasyonel maliyetlerin artışı söz konusu olacaktır. Ayrıca satıştan kaynaklanabilecek riskleri de unutmamak gerekir. Bu nedenle ölçek ekonomisi aramak yerine katma değeri daha yüksek ürünler üretmeye yönelmek daha doğru bir yöntem olacaktır.

 

Teklifinizin içeriğini zenginleştirin; Çok sayıda firmanın rekabet ettiği pazarlarda sunulan ürünlerin somut bölümleri birbirine çok fazla benzemektedir. Benzemeyenler de kısa zamanda taklit edildiğinden ürünler üzerinden rekabet etmek giderek zorlaşmaktadır. Bu nedenle özellikle ihracat pazarlarında farklılık yaratabilmek için ürünün soyut taraflarını da gözden geçirmek gerekir. Daha geniş bir çerçevede pazara sunduğunuz ürün değil teklif olarak ele alınmalıdır. Sizin teklifinizin içeriği ne kadar zengin ve tüketicinin beklentilerine ne ölçüde cevap verebiliyorsa o kadar rekabetsel üstünlüğe sahip olursunuz. Başka bir ifadeyle ürününüzü üretir ve satarken hemen her aşamada ona bir katma değer eklemenin yolunu bulmak gerekir. O nedenle kullandığınız hammaddeden, imalat süreçlerine, ambalajdan, etiketlere, depolama koşulllarından, satış sonrası hizmetlere dek her bir süreci ayrı ayrı değerlendirip ürünü zenginleştirmek gerekir. Ürün ne kadar zengin olursa talep o denli yüksek ve sürekli olacaktır.

Pazarları bölme, hedefleme ve konumlandırma; Başlangıçta bütün ihracatçılar herkesin gittiği, moda olan ve devlet büyüklerinin siyasi ilişkilerine dayalı olarak işaret ettikleri pazarlara yönelirler. Ancak o pazarların ürünlerimiz için doğru bir pazar olup olmadığı deneme yanılma yöntemiyle belirlenecek bir çalışma değildir. Bunun yerine sunduğunuz ürün veya hizmetler hangi pazarın ihtiyaçlarına cevap veriyorsa ve o pazarlar da bizim için uygun pazarlarsa orada yer almak gerekir. Bunun için de başlangıçta bir bölme çalışması yapmak gerekir. Bütün pazar içinden bizim servis verebileceğimiz ve kârlı olan pazarlara gitmek uzun vadede karşılaşabilecek sorunların da öüne geçecektir. Seçilen pazarlarda hedefleme yaparak var olan kaynakları en etkili bir şekilde kullanmak ikinci aşamadır. Hedefleme firmaların sahip oldukları finansal kaynakları, yönetim yetenekleri ve pazarlama becerilerini doğru kullanmalarına yardımcı olur. Son aşamada seçlien pazarda konumlanmak gerekir. Konumlanma hedef pazardaki tüketicinin beyninde yer kapmak ve yerleşmek demektir. Kurumsal ya da bireysel müşterilerin daha sonraki satın almalarda da hatırlayabilmeleri için onlara yardımcı olacak ipuçları vermelisiniz. Ürünün fiyatından bağımsız, kalitesi, dayanıklılığı, garantisi, satış sonrası hizmetleri, ambalajı, etiketi, tasarımı, rengi. Kokusu, dokusu ve benzeri bir çok özelliği işaretleri yaratılabilir. Pazarları bu bakış açısıyla incelemek her şirket için yeni fırsatları oluşmasını sağlar. Girilmez denilen pazarlara girilir, satılmaz denilen ürünler bu yolla kolaylıkla satılabilir. Son zamanlarda az da olsa Çin pazarına ürün satmaya çalışan Türk firmalarının varlığı bu düşünceyi destekler. Çin pazarının da ihtiyaç duyduğu ancak Çin’de üretilmeyen ürünleri o pazara götüren şirketlerin başarı şansı yüksektir. Bunu sağlamak için pazarlama araştırmasından başlayan bir sürecin izlenmesi gerekir. Pahalı bir süreç olduğu söylense bile günümüzde özellikle kalitatif pazarlama araştırma yöntemleri daha kısa sürede ve daha düşük maliyetlere pazar bilgisi sağlamanıza yardımcı olabilir. İyi pazarlama yöneticilerinin gözlemleri bile bazen işe yarayabilir. Bu noktada pazarları sürekli izlemek ve toplanan bilgilerle yeni pazarlama tekliflerini oluşturmak gerekir

 

Mutlaka bir markanız olmalı; Günümüz firmalarının önünde iki temel seçenek vardır. Ya kendi markalarını yaratıp pazarda var olmayı deneyecekler ya da güçlü markaların imalathanesi gibi çalışacaklar. Pazarlarda var olan markalara baktığımızda ne gibi avantajlara sahip olduklarını kolaylıkla görebiliriz. Iyi bir marka için her pazarda çok büyük fırsatlar vardır. Mevcut markaya yeni ürünler ekleyebilirler, yeni ürün hatları oluşturabilirler ya da yeni pazarlara kolaylıkla gidebilirler. İkinci grup firmalar ise güçlü markların düşük fiyatlı tedarikçisi olduklarından imalathane görevini yüklenirler. Günün birinde farklı bir firma daha düşük maliyetle üretmeyi başararısa müşterilerini kolaylıka kaybederler. Ülkemizde tekstil sektöründe çok sayıda firma bu süreçten geçerek pazardan çekilmek zorunda kaldı. Marka yaratma yoluna başvuran az sayıda firma ise pazarda varlığını sürdürmeyi başardı. Marka yaratmak avantajlı olsa da marka yaratmak öyle kolay bir iş değildir. Devlet tarafından verilen onca teşviğe ragmen uzun yıllardan beri dünya pazarlarını tutmayı başaran markalar yaratmak konusunda çok fazla mesafe kat edilmiş değildir. Marka yaratma sadece seçilen bir marka isminin iletişimin yapmaktan ibaret görüldüğünden çoğu firma bu konularda biraz para harcayarak marka yaratabileceklerini düşünmektedrir. Oysa marka firmanın bütün süreçleriyle ilgili bir kavramdır. Basit bir isim olmaktan çok içinde firmanın adı, misyonu, vizyonu, temsil ettiği değerler, müşterisiyle iletişimi, müşterisine vaad ettikleri ve müşterisine yaşattığı deneyimlerin toplamıdır. Güçlü markaların müşterilerine yaşattıkları deneyimler hep olumlu hikayelerden oluşur. Ihracatçı ile ihracat pazarlamacısı arasındaki en belirgin fark da marka konusunda ortaya çıkmaktadır. Ülkemizden ihracat yapan firmaların sayısı ellibini aşmış durumdadır. Elli binden fazla ihracatçı yurt dışı pazarlarda ürünlerine müşteri bulabilirken bunların arasında markasını pazarlayanların sayısı çok azdır. Özellikle tüketici pazarlarında başka bir ifadeyle markaların gerçek savaş alanında yer alan Türk markasının sayısı iki elin parmaklarını geçmez.

56256

Perakende Yasası Başbakanlık’ta

imagesBaşbakanlık’a gönderilen yeni perakende yasası ile her şeyin kuralı net olarak belirleniyor.

 

 

Perakende sektörünü düzenleyen yasa, Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı tarafından Başbakanlık’a gönderildi.

Yasa tasarısı ve içeriği ile ilgili yazılı açıklama yapan Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “1996 yılında Gümrük Birliği’nin başladığı süreçten beri bekleyen perakende sektörünü düzenleyen yasanın Başbakanlık’a sevk edilmesi oldukça sevindiricidir. Çünkü küçük esnaf ve sanatkârın en önemli sorunu perakende sektörünün bir kuralının olmaması idi. Perakende sektörünü düzenleyen yasanın çıkarılması esnaf ve sanatkârın olmazsa olmazıdır. Yasanın çıkması ile artık tüketiciler kandırılamayacak. Sebebi ise artık her şeyin bir kuralı var.” dedi.

“OTOPARKSIZ AVM OLMAYACAK”

Yeni düzenleme ile isteyenin istediği yere alışveriş merkezi kuramayacağını da ifade eden Palandöken, “Artık alışveriş merkezlerinin kurulması bir kurala bağlı olacak. En önemlisi otoparkı olmayan AVM olmayacak ve kurulamayacak.

Yeni alışveriş merkezleri kurulurken illerde Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birlikleri ile Ticaret Odalarının görüşleri alındıktan sonra büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisi, illerde il belediye meclisleri ve bağımsız ilçelerde ise ilçe belediye meclisleri ilgili odaların kararından sonra yapılıp yapılmayacağına karar verilecek. İşyerleri açılırken de artık bürokraside bekleme kaldırılıyor ve en fazla 4 gün içerisinde açılış işlemleri tamamlanacak.” diye belirtti.

“HAFTA TATİL RUHSATI KALKIYOR”

Yeni düzenleme ile perakende sektörünü düzenleyen yasa ile artık perakende iş yerleri için hafta tatil ruhsatı zorunluluğunun kalktığını de aktaran Bendevi Palandöken, şöyle dedi:
“Yeni düzenleme ile her şeyin kuralı konuyor. İsteyen istediği gibi AVM açamayacak. İsteyen istediği zaman indirim ve kampanya yapamayacak. Yine en önemlisi küçük esnaf ve sanatkârlara da AVM’lerde yüzde beş oranında ve rayiç bedeli üzerinden yer ayrılacak. En önemlisi yöresel ürünlerin ve yok olmaya yüz tutmuş meslek gruplarının da AVM’lerde satışa sunulması için yer verilecek ve bu yerlerin kiraları rayiç bedellerinin dörtte birinden fazla olmayacak. Bir diğer konuda indirimler artık kurala bağlı olacak. İsteyen istediği zaman indirim yapamayacak. En önemlisi yıl boyu kapatıyoruz tasfiye ediyoruz indirimleri sadece 3 ayla sınırlı.”

 

 

kaynak http://www.haberler.com/perakende-yasasi-basbakanlik-ta-6083288-haberi/

E-Dönüşüm Yazı Dizisi 1- Etkileşelim mi?

İnternetin, geleneksel pazarlamadan elektronik pazarlamaya (e-pazarlama) geçişte iş modellerini değiştirebilecek bir güce sahip olduğu açıktır. Yine de günümüzde geleneksel pazarlamanın yerini alan bir e-pazarlama düşüncesindense geleneksel pazarlamayı tamamlayan ve bütünleşik pazarlama çabaları yaratmaya katkı koyan e-pazarlama düşüncesi daha kabul edilebilirdir. İşte bu düşünceden hareketle bu yazıdan itibaren internetin ve buna bağlı olarak elektronik dönüşümün pazarlamaya etkilerini bu köşeden tartışmaya çalışacağımız bir yazı dizisine başlıyoruz.

Geleneksel iş modellerinde işletmeler tüketiciler ile pasif iletişim kurmaya yarayan çeşitli medya araçları kullanırken, internet bu ilişkilerin radikal bir şekilde değişmesini sağlamıştır (Waring and Martinez, 2002: 55). Ancak internet sadece pazarlama iletişimi üzerinde etkili değildir. Bunun yanı sıra pazarlama planlamasından, hedef pazar seçimine; konumlandırmadan pazarlama karması bileşenlerinin tamamına kadar pazarlama stratejisinin tüm unsurlarında önemli farklılaştırıcı etkilere sahip olduğu söylenebilir.

Hiç kuşkusuz internet sadece işletmelerin pazarlama faaliyetlerinde değil öncelikli olarak iş modellerinde yenilikler yaratmıştır. İnternet sayesinde faaliyetlerini hem geleneksel hem de elektronik ortamda yürüten Click & Mortar (Teknosa, Migros gibi) iş yapıları ile faaliyetlerini sadece internet üzerinden yürüten e-business (Morhipo, HepsiBurada gibi) iş yapıları doğmuştur. Bu yapılarda internetin öncelikli etkisi; iş süreçlerinde daha fazla otomasyon, bilgi ve iletişim teknolojisi kullanımı ve iş süreçlerine internetin yansıması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Tedarikten satışa, performans değerlemeden halkla ilişkilere kadar pek çok iş sürecinde internet işletmelere zaman ve maliyet tasarrufu sağlamakta, böylelikle verimlilik artışına zemin oluşturmaktadır. Bu iki etki, “zaman” ve “maliyet tasarrufu”, internetin iş yapılarında ve pazarlamada yarattığı en önemli iki değişimdir.

İnternetin etkileşimli olma özelliği işletmelere tüketicilere verdikleri mesajlara karşı alacakları tepkinin hızı, hedef kitleye sunulan bilginin sürekli güncellenmesi ve tüketicilerin web sitesinde ilgi duydukları/tepki verdikleri içeriklerin belirlenmesinde de işletmelere zaman ve maliyet tasarrufu sağlamaktadır (Kırcova, 2005:38). Ayrıca internet sayesinde işletmelerin pazarı tanımlanması belki de daha güç olan küresel bir yapıya bürünmektedir. Bu da potansiyel müşteri sayısının ve gelir yaratma kaynaklarının arttığını göstermektedir.

İnternet ortamında mübadelenin daha kolay bir şekilde gerçekleştiği açıktır. Klasik tabirle tüketiciler evlerinden hiç çıkmadan ihtiyaçları olan bir ürünle ilgili bilgi toplayabilmekte, alternatifleri karşılaştırabilmekte ve beğendikleri ürünü birkaç dakika içinde satın alabilmektedir. Ancak internetin alış-verişe esas etkisi bence sağladığı bu kolaylık değil. Evet tüketiciler çok daha rahat bir şekilde bilgi edinebiliyor ve internet sayesinde bilgi kaynakları eskiye oranla daha fazla, artık mağaza mağaza gezmeden ve daha az zaman harcayarak alışveriş yapabiliyorlar ancak internetin esas etkisi bence daha geniş bir çerçeveden bakmayı gerektiriyor.

Bilgi sağlama, kolaylık ve rahatlık sunma işlevinin dışında internetin etkileşim yaratma ve yaratılan etkileşimi uzun süreli bir şekilde yürütebilme/yönetebilme olanağı sunması e-dönüşümün işletmelere sunduğu önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bundan en etkin şekilde faydalanmaya çalışan işletmeler; e-posta/haber grupları, sosyal medya, anketler, mobil uygulama ve araçlar, canlı sohbet uygulamaları, çevrimiçi topluluklar, forumlar, sohbet odaları gibi araçlar yardımıyla tüketicileriyle etkileşim kurabilirler. Dahası, onlardan aldıkları fikir ve görüşleri birer kaynak/fırsat olarak görerek ürün ve hizmetlerini bu bildirimler doğrultusunda şekillendirebilirler. Bu araçların dışında web sitelerinin etkileşimli olma özelliğini arttırmak isteyen işletmeler için aşağıdaki tabloda etkileşim düzeyi yüksek ve düşük olan web sitesi uygulamalarını görebilirsiniz.

Etkileşim Düzeyi

Yüksek

Düşük

İletişim Çevrimiçi iletişim formu e-posta, telefon numarası ve adres
Kayıt Ürün güncellemelerini alabilmek için kayıt imkanı vardır Ürün güncellemelerini alabilmek için kayıt imkanı yoktur
Tavsiye Web sitesini başkalarına tavsiye etme olanağı vardır Web sitesini başkalarına tavsiye etme olanağı yoktur
Ürün katalogu Doğrusal olmayan ürün katalogu bulunmaktadır. Bu kataloglar site içi linklerle zenginleştirilmiştir Doğrusal ürün katalogu bulunmaktadır.
Mağazalar

Etkileşimli mağaza bulma/görme ekranı (haritalar üzerinden ve tarifler yardımıyla)

Sadece mağaza listesi
Dil desteği Web sitesinin dilini seçme olanağı Dil seçme olanağı bulunmamaktadır
Gezinti rehberi Site haritası vardır Menü çubuğu vardır
Ürün sunumu 3 boyutlu gösterim Durağan ürün fotoğrafları

Kaynak: van Noort, G., Voorveld, H.A.M., van Reijmersdal, E.A. (2012), Interactivity in Brand Web Sites: Cognitive, Affective and Behavioral REsponses Explained by Consumers’Online Flow Experience, Journal of Interactive Marketing, 26, s. 227.

Starbucks
http://mystarbucksidea.force.com/ideaList?ext=0&lsi=0&category=Coffee+%26+Espresso+Drinks

Örneğin, Starbucks “My Starbucks Idea” isimli bir etkileşim uygulaması aracılığıyla tüketicilere Starbucks ürünleri, mağaza atmosferi, sosyal sorumluluk uygulamaları gibi kategorilerdeki ilginç fikirlerini, yorumlarını ve isteklerini sunma imkanı tanıyarak tüketicilerinden elde ettiği bilgileri kullanmaya çalışmakta, bu fikirleri diğer tüketicilerin de görmesine olanak sağlamaktadır. Bu uygulama ile en çok puan alan görüşler belirlenebilmektedir (söz konusu sayfa fotoğrafın altındaki linkten de ziyaret edilebilir). Ayrıca aynı sayfa üzerinden yorumlar soysa medyada paylaşılabilmekte, sıkça sorular sorular (SSS-FAQ) bölümünde tüketicilerin yanıt aradığı sorulara cevaplar sunulmaktadır.

Dell, tüketicileri ile etkileşimi arttırmak için Direct2Dell isminde kurumsal bir blok, tartışma forumları ve Dell çevrimiçi topluluğunu kullanmakta, site haritası, ürün videoları, 360° ürün fotoğraflarıyla zenginleştirilmiş ürün bilgisi sunumuyla da etkileşimi arttırmaya çalışmaktadır.

Dell’in ABD ve Türkiye web sitelerinde aynı ürüne ait sayfalar yardımıyla web sitelerinin etkileşim düzeylerini inceleyebileceğimiz birer görüntü aşağıdaki şekilde yer almaktadır (ilgili sayfalara fotoğrafların altındaki linklerden erişilebilir). Görüldüğü gibi ABD web sitesinde Türkiye sitesinde olmayan etkileşim araçları “canlı yardım” uygulaması ile Facebook, Google Plus, Twitter, LinkedIn, Baidu gibi sosyal mecralarda yorum ve ürün tavsiyelerinin paylaşılabileceği bir “soysa medya çubuğu” bulunmaktadır. Ayrıca tüketicilerin geri bildirimde bulunabilecekleri geri bildirim kutusu yardımıyla etkileşim arttırılmaktadır.

dell 1
http://www.dell.com/us/p/dell-venue-7/pd
dell 2
http://www.dell.com/tr/p/dell-venue-7/pd

dell3

İnternetin etkileşimi arttırma işlevi tüketicilerin ürün ve hizmet tasarımında da söz sahibi olmasını sağlamaktadır. Otomotiv sektöründe pek çok firma tüketicilere istedikleri özellikleri taşıyan arabaları tasarlamalarına olanak tanıyan sistemler kullanmaktadır. Örneğin Ford “Fordunuzu Oluşturun” uygulaması ile şanzımandan motora, renkten döşemeye kadar pek çok ürün özelliğinde tüketicilerin kendi kombinasyonlarını oluşturmasına olanak tanımaktadır.

Bugün tüketicileriyle kurdukları iletişimde işletmelerin etkileşimi internetin aracılığıyla nasıl artırabileceklerinden bahsettik. Önümüzdeki yazıda internetin pazar yapısında yarattığı değişimden ve bu değişimin örneklerinden söz edeceğiz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Ta Kendisidir

Geçmiş yıllarda ilkel formları ile hayatımıza giren sosyal medya araçları, akıllı telefonların hayatımıza girişi ile kişilerin yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini eş zamanlı paylaşmalarına imkân sağlayarak, bugün bulundukları güçlü konuma ulaştılar ve güçlenmeye devam ediyorlar. Sosyal medyanın yalnızca insanların sosyalleştikleri bir mecra olmaktan öte, organizasyonlar için pazarlama, tanıtım, koordinasyon, yönetim vb. faaliyetleri yapabilecekleri bir alan olduğu açıktır. Bunların yanı sıra, sosyal medyanın siyasi olaylarda görüldüğü gibi -klasik medyanın kriz zamanlarında çoğu zaman tekelleşen yapısına ters bir biçimde- çok sesli ve çok merkezli bir haber alma ve haberleşme kanalı olarak da kullanıldığını görmekteyiz.

Sosyal medya araçları içerisinden, twitter için ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Toplam kullanıcı sayısı 500 milyonu geçen ve aylık aktif kullanıcı sayısı 241 milyona ulaşan Twitter’ın, kurulduğu günden bu yana doğru stratejilerle hem Türkiye’deki hem de dünyadaki gelişimi, takdire değer.

Günümüzde, sosyal medya araçları ticari faaliyetler açısından da büyük önem taşımakta. İngiltere ve İrlanda’da faaliyet gösteren 100 küçük ve orta ölçekli şirketin katılımıyla yapılan  bir araştırmanın sonuçlarına göre; şirketlerin %72’si pazarlama konusunda Twitter’ın kendileri için önemli olduğunu belirtiyorlar. Şirketlerin %56’lık bir bölümü ise Twitter’ın kendi sitelerine trafik sağladığını belirtiyor. Yine, şirketlerin %69’luk bölümü Twitter’ı yararlı bir iş aracı olduğunu düşünmekte. Araştırmaya katılan firmaların yüzde 83’lük bir bölümü de Twitter kullanmayan küçük ve orta ölçekli şirketlerin bu platformu kullanmaları gerektiğini düşünüyor.

“Twitter” kelimesinin son olarak Oxford sözlüğünde bugün kullandığımız anlamı ile kendine yer bulmuş olması da bir başka ilginç konu. Nesi ilginç derseniz, Oxford sözlük kurallarına göre bir kelimenin sözlükte yer alabilmesi için en az 10 yıldır kullanılıyor olduğunun belirlenmesi gerekmekte. Ancak, Twitter ’ın kuruluş tarihi 2006, yani twitter kelimesi henüz 7 senedir bugün kullandığımız anlamı ile kullanılıyor. Yani, Oxford twitter kelimesi için bu kuralını delmiş oldu.

Ayrıca, son zamanlarda Türkiye’de ve dünyadaki toplumsal olaylarda sosyal medya araçlarının ve özellikle Twitter’ın yoğun bir haberleşme ve bilgilendirme aracı olarak kullanılması, Twitter’ın Türkiye’de yasak olduğu günlerde cumhurbaşkanının tweet atması, bütün üniversitelerde bütünleme sistemine geçileceği bilgisinin, yetkililer tarafından ilk önce twitter aracılığı ile duyurulması aklıma ilk gelen dikkati çeken hususlardan.

Gündelik paylaşımların yapıldığı, ticari faaliyetlerin yürütüldüğü, haber alma ve verme mecrası olarak kullanılan, köklü kurumların kurallarını değiştirebilen, üzerine uzun uzun konuşabileceğimiz birçok alana etkisi olan, sosyal medya gerçeği; her enstrümanı ve her yeniliği ile üzerine dikkatlice düşünmeye değer bir konu olarak önümüzde duruyor. Marshall McLuhan ‘ın “Medya, mesajın kendisidir” mottosunun yanına sosyal medya için yeni bir şeyler söylenmesi şart. Buyurun boşluğu siz doldurun; “Sosyal medya, mesajın …………..”

 

Kaynakça:
http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/twitter

http://www.bizreport.com/2014/02/83-of-businesses-recommend-use-of-twitter-as-marketing-tool.html

Resim: http://diyalog.biz/sosyal-medya/sosyal-medyanin-tercih-edilmesi.html

General Motors’dan 2.4 milyon geri çağırım

ABD’li otomotiv devi General Motors, emniyet kemerlerindeki hata nedeniyle 2009 ve 2014 yıllarında üretilen bazı modellerdeki 2.4 milyon aracını geri çağırdı.

BD’li otomotiv şirketi General Motors (GM), 2.4 milyon aracını geri çağırdı.

Şirketten yapılan açıklamada, 2009 ve 2014 yıllarında üretilen bazı modellerin ön koltuklarında bulunan emniyet kemerlerindeki bir hata nedeniyle araçların geri çağrıldığı belirtildi.

General Motors, belirlenen hatanın önemli olduğunu kaydederek, hatalar giderilene kadar bu araçların sıfır model ve ikinci ellerinin satılmamasını istedi.

General Motors, hataların giderilmesinin şirkete ek maliyet getireceğini belirterek, ikinci çeyrekteki maliyetin 400 milyon dolar olacağını duyurdu.

Böylece, GM’nin yıl başından bu yana dünya genelinde geri çağırdığı araç sayısını 13 milyonun üzerine çıkarmış oldu.

1908 yılında ABD’de kurulmuştur. İsmi General Motors’un kısaltmasıdır. Dünya çapında çalışan sayisi 244.500’dür. 2007 yılı cirosu 181,1 Milyar Dolar’dır. 77 yıl boyunca sürdürdüğü dünyanın en büyük Otomobil üreticisi ünvanını Toyota’ya kaptırmıştır. Şirket en büyük şanssızlığını küresel ekonomik kriz öncesinde teknoloji ve sanayi yatırımı yapmasına ve bu suretle likiditesini bitirmesiyle yaşamıştır. Alternatif enerji kaynaklı motor teknolojileri ile araç güvenlik ve inovasyonunda dünya lideridir.

General Motors tarihçesi

Firma 2008 yılında yaşadığı mali kriz neticesinde ABD hükümetinden destek talebinde bulunmuş ve göreve gelen ABD başkanı Barack Obama’nın isteği üzerine GM CEO’su Rick Wagoner 29.03.2009 tarihinde istifa etmiştir. GM grubun elinde tuttuğu SAAB firması 20.02.2009 tarihinde, olası bir satılma durumunda ticari ve hukuki süreci kısaltmak amacıyla, GM grubundan bağımsız hareket etme kararı almıştır. GM 1 Haziran 2009 tarihinde iflas koruması için mahkemeye başvurmuştur. Birleşik Devletler ticaret hukukuna göre en fazla 90 gün sürebilen iflas koruma programında yönetim kurulu kararları, ilgili mahkeme hakimliğinin onayına bırakılmakta, bunun yanında şirket bir nevi ticari dokunulmazlıkla iflas sürecini engellemeye çalışmaktadır.

Amerikan Hükümeti ile GM yönetiminin üzerine anlaştığı yeniden yapılanma programına göre, Amerikan ve Kanada Hazinelerinin yaklaşık 40 milyar dolarlık yardımıyla GM’in yaklaşık % 60’ı Amerikan hazinesine, % 15’i Kanada Hükümetine, % 15’i GM işçi sendikaları birliğine (Sendika bunun karşılığında 2015 yılına kadar greve gitmeme ve yönetim kurulunda oy hakkı olmaması anlaşmasına imza atmıştır), % 10’u ise mevcut hissedarlarda olacaktır. GM’in küresel operasyonları yenilenen GM’e aktarıldığı bu günlerde, GM Avrupa Operasyonlarına ait Opel’in çoğunluk hisselerini Magna International liderliğindeki Rus Sberbank’ında yer aldığı konsorsiyuma satmıştır. Opel’in %35’ni GM, %35’ni Rus Sberbank, %20’sini Magna International, %10’nunu da Alman devleti kontrol edecek, tasarım-mühendislik desteği GM tarafından verilmeye devam edecek, yeni durumun GM küresel pazar yönetimine ait hakim kararlar statüsü korunacaktır.

GM iflas sonrası Pontiac ve Saturn markalarının üretimini durdurmuştur. Saab markası ise satılmıştır. Hummer firmasını da Çinli Sichuan Tengzhong Heavy Industries şirketine satmıştır. Fakat sonrasında satış Çin hükümeti tarafından desteklenmeyince satış gerçekleşmemiş ve GM Hummer’ı kapatmıştır. İflas koruma esnasında yeniden yapılanan GM; Cadillac, chevrolet, Buick ve GMC markalarına odaklanmıştır.

Kaynak:

Ttnet Dijital Oyun Yapımcılarına “Dükkan Sizin” Dedi

TTNET, dijital girişimcilere kapılarını açarak, dijital ekosistemin büyümesine katkı sağlamaya devam ediyor.

 

TTNET, dijital oyun platformu Playstore üzerinde hayata geçirdiği “Dükkan Sizin” uygulamasıyla, yerli dijital oyun pazarında yeni bir dönemi başlatıyor. TTNET, “Dükkan Sizin” uygulaması ile dijital oyun platformu Playstore’un kapılarını yerli oyun yapımcılarına ve girişimcilere açıyor. Bu yeni uygulama ile yerli oyun yapımcıları oyunlarını herhangi bir ücret ödemeden Playstore üzerinden geniş kitlelere sunabilecek.

TTNET’in “Dükkan Sizin” uygulamasının tanıtımı amacıyla İzmir İleri Teknoloji Enstitüsü’nde düzenlenen basın toplantısında konuşma yapan TTNET Genel Müdürü Abdullah Orkun Kaya; “Geleceğin dijital dünyasını girişimcilerle, gençlerimizle beraber hayal etmek, inşa etmek istiyoruz. ‘Dükkan Sizin’ yaklaşımımız, bu girişimcilik vizyonumuzun en güzel örneklerinden biri. Dijital oyun platformumuz Playstore’un kapılarını, girişimcilere ve gençlere açıyoruz, ‘Dükkan Sizin’ diyoruz. Oyun sektörünün gelişimine ve yerli oyun yazılımına destek vermek istiyoruz” dedi. Abdullah Orkun Kaya konuşmasında, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğrencilerinin düzenlediği “TTNET IEEE BuildUp” yarışmasının da yerli oyun içeriğin gelişmesine katkı sağlayacak güzel bir örnek olduğunu söyleyerek, yarışmaya destek olmaktan heyecan duyduklarını ifade etti.

Türkiye‘nin lider internet şirketi TTNET, dijital oyun platformu Playstore üzerinde hayata geçirdiği “Dükkan Sizin” uygulamasıyla, yerli dijital oyun pazarında yeni bir dönemi başlatıyor.

Dijital girişimcilik ekosistemine ve yerli oyun sektörünün gelişimine destek olmak hedefiyle başlatılan “Dükkan Sizin” uygulaması ile oyun girişimcilerinin geliştirdiği oyunlar, oyunseverlerle buluşturulacak.

Tüm yerli oyun girişimcilerine açık olacak “Dükkan Sizin” uygulamasında, satılacak konuma gelmiş “PC” veya “Mac” platformunda çalışan yeni oyun projelerine yer verilecek. “Dükkan Sizin” uygulamasında yer almak için başvuran girişimciler değerlendirmeler sonucunda geliştirdikleri oyunları sunabilecekleri bir platforma, oyunseverler ise yepyeni oyunlara kavuşacaklar.

“Dükkan Sizin” uygulamasının tanıtımı amacıyla İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında bir konuşma yapan TTNET Genel Müdürü Abdullah Orkun Kaya;

“Türkiye’nin lider internet şirketi olarak, ülkemizde dijital dönüşüme öncülük ederken, bu süreçteki rolümüzü sadece internet erişimiyle sınırlı görmüyoruz. Yeni dijital servislerimiz ve uygulamalarımız ile ekosistemi büyüterek dijital dönüşümü hızlandırmaya odaklandık. İş ortaklarımızla birlikte hayata geçirdiğimiz teknolojik yeniliklerin her biri, dijital inovasyonun önemli birer örneği ama daha fazlasını yapmak istiyoruz. Geleceğin dijital dünyasını girişimcilerle, gençlerimizle beraber hayal etmek, inşa etmek istiyoruz. İşte ‘Dükkan Sizin’ yaklaşımımız, bu girişimcilik vizyonumuzun en güzel örneklerinden biri” dedi.

“Yerli oyun yapımcılarına platform ve pazarlama desteği vereceğiz”

“Dükkan Sizin” uygulaması ile ilgili bilgiler veren Abdullah Orkun Kayakonuşmasını şöyle sürdürdü: “Dijital oyun platformumuz Playstore’un kapılarını, girişimcilere ve gençlere açıyoruz. ‘Dükkan Sizin, Playstore Sizin’ diyoruz. ‘Dükkan Sizin’ uygulamasıyla, Türkiye‘de oyun yapmak isteyen yerel oyun yapımcılarına Playstore platformumuz üzerinden destek olmak istiyoruz. Yerli oyun yapımcılarının oyunlarını herhangi bir ücret ödemeden Playstore üzerinden oyun severlere sunmalarını sağlıyoruz. Yerli oyunlara Playstore’da diğer popüler oyunlara olduğu gibi yer ayırıp, aynı zamanda tanıtım desteği de vereceğiz. Bu desteğimiz ile yerel oyunların geniş kitlelerle buluşmasını hedefliyoruz.”

Dijital oyun sektörü büyümesini sürdürüyor

Oyun sektörünün dijital ekosistemin önemli bir parçası olduğunu ifade eden Abdullah Orkun Kaya sözlerini şöyle sürdürdü: “Playstore ile dijital oyun pazarının en büyük oyuncusuyuz. Playstore’un kataloğunda 1000’den fazla farklı oyun var. Oyunseverlere en popüler oyunlara dünyayla aynı anda ulaşma imkânı sunmamız, platformumuzun en önemli özelliklerinden biri. Bununla beraber, farklı satın alma seçenekleri, ödeme kolaylığı sağlayan kampanyalar ve taksit imkânı sunuyoruz.

“TTNET IEEE BuildUp yarışmasına sponsor olmaktan heyecan duyuyoruz”

Abdullah Orkun Kaya basın toplantısında, TTNET olarak İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Kampüsü’nde düzenlenen TTNET IEEE BuildUp yarışmasına destek olmaktan dolayı da heyecan duyduklarını söyledi. Bağımsız oyun geliştiricilerin ve amatörlerin yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri TTNET IEEE BuildUp yarışmasının, “Dükkan Sizin” uygulamasında olduğu gibi yerli içeriğin gelişmesine katkı sağlayacak güzel bir örnek olduğunu ifade etti.

9-11 Mayıs’ta tarihlerinde yapılacak TTNET IEEE BuildUp, bağımsız oyun geliştiricilerin ve amatörlerin yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri, aynı zamanda yatırımcılara ve firmalara yeteneklerini gösterebilecekleri bir platform.

Yarışma, organizasyon tarafından belirlenecek bir tema çerçevesinde 48 saat boyunca sıfırdan bir oyun geliştirme esasına dayanıyor.

48 saatlik zorlu maraton sonunda tamamlanan oyunlar jüri tarafından “Atmosfer”, “Oynanabilirlik” ve “Kurgu” ölçütleri göz önünde bulundurularak değerlendiriliyor. Yarışma kapsamında, seminerler ve workshoplar da yapılacak.

 

Kaynak