Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukları ve Pazarlama

Alışveriş deneyimleri hakkında cevaplar:
*-Sinan, (5 yaş): “işe gitmezsek paramız biter, o zaman kartla alışveriş
yaparız.”
*-Defne, (5 yaş): “pahalı olunca kart veririz”
*-Görkem, (5 yaş): “Karta para ödemiyoruz”
*- İlayda, (3 yaş): “Kart para yerine geçiyor ama ürün almak için sadece
kart değil paraya da ihtiyaç var”
*-Arda, (5 yaş): Ödemeyi nasıl yapıyorsun?
-Kartla
-Kart yoksa nasıl ödersin?
-Nakit
-Nakit ne demek?
-Para.
Pazar ve Ürün Hakkında
*-Sinem, (5 yaş): Pazar, şeylerin alındığı yer; pazarda herşey ürün.
Yumurta, kıyafet, peçete, forma var. Çarşıda çok şey var, oyuncak bile
var.
Migros’ta daha çok mağaza var, pazar bile var.
Markalar Hakkında
*-Nelerin markası olur?
-Araba, süt, çikolata…
Reklam Hakkında
*-“Reklam müzikli bişey, televizyonda çıkan”
*-“Reklam insanlara bilgi veriyor. Buradaki (market resmini göstererek)
eşyaların kaç para olduklarını insanlara söylüyor.”
*-“oyuncağı reklamlarda gördüm”.

Böyle söylüyor çocuklar.

Yapılan bir araştırmaya göre çocuklarımızın pazarlama kavramlarına yakınlığı, algıları ve farkındalığı konusunda ölçülmeye çalışılmıştır.

Elde edilen sonuçlara göre, çocukların 3 yaşından itibaren pazarlamayla ilgili temel kavramların anlamlarını öğrenmeye başladıkları, bu yaştan itibaren alışveriş, para, market, pazar kavramlarını doğru anlamlarıyla kullandıkları, para ve ürün alma verme davranışlarını sergileyebildikleri, 4 yaşından itibaren ise müşteri, AVM, kredi kartı, indirim, etiket, ambalaj, marka, alışveriş sepeti kavramlarına da doğru anlamları yükledikleri ve etiket kavramının öğrenilmesiyle birlikte ürün etiketinin de göstermeye başladıkları tespit edilmiştir. Bu bul- gular ışığında 3 ile 4-5 yaşındaki çocuklar arasında pazarlama kavramlarına yönelik bilişsel farklılıkların bulunduğu ancak davranışsal anlamda belirli farklar olmadığına ulaşılmıştır. Bu farkın çocukların okul öncesi eğitimde geçirdikleri süre, ebeveynleriyle yaşadıkları alışveriş deneyimlerinin artması, ailelerinin sosyo-ekonomik durumları nedeniyle çeşitli uyaranlara (daha fazla alışverişe çıkma, anne-babanın araba sahipliği ve markaya duyulan ilgi, vs.) daha fazla/daha az maruz kalmalarından kaynaklandığı söylenebilir.

Çocukların pazarlama kavramlarına yönelik biliş ve davranış düzeyle- rinin belirlenmesi pazarlama uzmanlarına çocukların ve dolaylı olarak ailelerinin hedef alındığı pazarlama uygulamalarına ışık tutması beklenmektedir. Aile sorumluluğu ve eğitim açısından ele alındığında, çocukların bu konulardaki farkındalığı onlara kendi seçimlerini daha bilinçli olarak yapabilmeleri için hazırlanmış bir zemin olarak görülebilir. Bu bağlamda konu, hem alışveriş pratiğindeki kuralları öğrenme, hem de küçük yaştaki tüketiciler olarak haklarının farkındalığını bilgilenme yoluyla kavrama açısından eğitmenler, aileler ve pazarlamacılar için önem- li bir özel alan olarak ele alınmaya değerdir.

Çocukların pazarlama kavramları hakkındaki farkındalığı firmalar tarafından reklam, satış geliştirme ve satış yeri kampanyalarında dikkate alınabilir. Özellikle çocuklar tarafından doğru algılanan kavram ve terimlerin seçimi; doğru algılanmayanların kullanılmasından kaçınma gibi bir titizlik hedef kitle filtrasyonunda kılavuz olabilir.

 

Okul Öncesi Yaş Grubu Çocukların Pazarlama
Kavramları Farkındalığı1,Zeki Atıl BULUT,Feyza TEKİNBAŞ,Muazzez BABACAN,

http://betadergi.com/uploads/pdf/okul-oncesi-yas-grubu-cocuklarin-pazarlama-kavramlari-farkindaligi-1.pdfScreen shot 2014-11-18 at 15.27.18

Hasta odaklı uzman eczacılar yetiştirilecek!

Hasta odaklı uzmanlık eğitimi alan eczacıların yetiştirilmesine yönelik kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi

Hasta odaklı uzmanlık eğitimi alan eczacıların yetiştirilmesine yönelik Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi,TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

TBMM Genel Kurulu’nda, İstanbul’da Tahkim Merkezi kurulmasına dair tasarının görüşmeleri yarım bırakılarak, uzman eczacı yetiştirilmesine teklifin görüşmelerine geçildi.

Kabul edilen kanuna göre, eczacılığın herhangi bir uzmanlık dalında uzman olmak ve unvanı ilan edebilmek için Sağlık Bakanlığı’nca kabul ve ilan edilen Türkiye eğitim kurumlarınca verilmiş veya yabancı memleketlerin eğitim kurumlarından biri tarafından tasdik edilmiş ve Sağlık Bakanlığı’nca tescil olunmuş bir uzmanlık belgesini haiz olunacak.

Eczacılıkta uzmanlık eğitimlerine, merkezi olarak yapılacak “eczacılıkta uzmanlık sınavı” ile girilecek.

Uzmanlık dallarının eğitim müfredatları ve bu müfredatlara göre uzmanlık dallarının temel uygulama alanları ile görev ve yetkilerinin çerçevesi “Eczacılıkta Uzmanlık Kurulu” tarafından belirlenecek.

Kanunla, 56 kadro ihdas ediliyor.

Teklifin yasalaşmasının ardından TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, birleşimi 11 Kasım Salı günü saat 15.00’de toplanmak üzere kapattı.

26

Kaynak

 

Küresel israfın faturası 750 milyar dolar!

Küresel ekonomi yaşanan israflar yüzünden her yıl 750 milyar dolarlık bir fatura ile karşı karşıya. Gıda üretiminden tüketimine kadarki süreçte yaşanan israf, ekonomilerin sırtında kambur olmaya devam ediyor

Dünyada her geçen gün nüfus artıyor, ekilebilir tarım arazileri hızla azalıyor ve insanoğlu doğal kaynaklarını yarını düşünmeden tüketiyor.

Tasarrufun önemi ve gerekliliğinin her gün arttığı bir ortamda insanoğlu maalesef israfa dur diyemiyor.

Bunda olumsuz tüketim alışkanlıklarının etkisi de hakim, bilinçsiz üretim ve pazarlama süreci de.

31 Ekim Dünya Tasarruf Günü.

Biz de tasarrufun önemine dikkat çekilen bu tarih yaklaşırken tarımsal açıdan insanoğlununisraf boyutuna yeniden dikkat çekmenin faydalı olduğunu düşünüyoruz.

Aslında paylaşacağımız veriler herkesin bildiği rakamlar ancak farkındalık yaratmak adına bu tablo üzerinde tekrar tekrar düşünmekte yarar var.

– Üretilen her 3 gıdadan birisi çöpe gidiyor –

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve TarımÖrgütü’nün (FAO) ‘2014 Tarım Görünüm Raporu’nda küresel israf ekonomisine yönelik çarpıcı rakamlar ve tespitler var.

OECD ve FAO’nun derlediği verilere göre dünyada tüketim için üretilen her 3 gıdadan biri yenmeden çöpe gidiyor.

Her yıl 1.3 milyar ton gıda israf ediliyor. Bunun yarısı bile 900 bin aç insanı doyurmaya yetiyor.

Kuraklığı, su kıtlığı gibi riskleri konuştuğumuz böyle bir dönemde dünyada kullanılan suyun dörtte biri hiç tüketilmeyen bu gıdaların üretiminde kullanılıyor.

Bu israfın toplam yıllık maliyeti ise yaklaşık 750 milyar Dolar’ı buluyor. Yani her yıl neredeyse, 800 milyar Dolar civarındaki Türkiye’nin gayri safi milli hasılası kadar bir rakam çöpe gidiyor.

Adil gıda paylaşımının olmadığı dünyada rakamlar dehşet verici.

İşte size birkaç örnek:

ABD’de üretilen gıdaların yüzde 40’ı hiç yenmiyor.  Avrupa’da her yıl 100 milyon ton yemek çöpe atılıyor.

En çok israf edilen gıdalar ise Asya’da tahıl, Latin Amerika’nın zengin bölgelerinde ise et olarak öne çıkıyor.

– Dünyada 842 milyon insan yetersiz besleniyor –

Ve tüm bu israfa karşın dünyada yaklaşık 842 milyon insan kronik olarak yetersiz besleniyor. Her gün 5 yaşın altındaki 20 bin çocuk açlık ya da yetersiz beslenme sonucu hayatını kaybediyor. Oysa verilere göre, tüm insanlığa yetecek kadar gıda kaynağına sahibiz.

Öte yandan dünyada yaklaşık 1,4 milyar insan aşırı kilo problemiyle karşı karşıya. Rapora göre, bu insanların üçte biri obez, koroner kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı riski taşıyor.

Aslında mevcut sorun, üretimden ziyade tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamamız gerektiğine işaret ediyor.

Sürdürülebilir kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvencesinin sağlanması için doğal kaynakları akıllı biçimde kullanmak ve israf bir kenara, tasarruf etmek zorundayız.

Aslında bu bir bilinç meselesi. Sorun sadece gıda kaynaklı tüketim alışkanlıkları da değil. İnsanoğlunun yaşam tarzını ve alışkanlıklarını sorgulaması gerekiyor. Daha fazla üretim mi yoksa bilinçli tüketim mi? Beslenme alışkanlıklarının değiştiği bir dünyada aslında tüketimihtiyaçtan çok israfla artıyor.

– Sebze ve meyve ürünlerinde israf oranı %44 –

Gelin resmi rakamlara göz atmaya devam edelim…

FAO’nun rakamlarına göre her yıl ekilen tahıl ürünlerinin yüzde 72’si tüketilirken  yüzde 28’siisraf ediliyor.

İsraf edilen söz konusu gıdalar arasında yüzde 44 ile meyve ve sebzeler önemli bir paya sahip.

Balık ürünlerinde israf oranı yüzde 35 seviyelerinde iken ette bu oran yüzde 21 civarında. Süt ve süt ürünlerinde ise israf oranı yüzde 16 olarak dikkat çekiyor.

indir

 

Peki bu israf nasıl oluşuyor?

Hangi aşamalarda insanoğlu israf ediyor?

Son tüketici tarafındaki israf ve kayıp kadar, tarım sektöründe hasat öncesi, hasat sırası ve hasat sonrasında yaşanan ürün kayıpları da dikkat çekici boyutta.

FAO’dan yapılan açıklamaya göre, gelişmekte olan ülkelerde israfa çoğunlukla kötü hasat yöntemleri sebep oluyor. Burada tarımsal üretimdeki arz-talep dengesizliği de önemli bir etken. Plansız ve talebin çok üzerinde gerçekleştirilen üretim de ürünlerin para etmemesi sonucu elde kalarak israfa neden oluyor.

Gıdaların sağlıklı koşul ve ortamda saklanamaması ve tarladan sofraya kadarki süreçte nakliye tarafında yaşanan olumsuz koşullar da gıdaların bozulması ve israfında etkili.

Gelişmiş ülkelerde ise son tüketiciler gıdaya gereken değeri vermemesi sebebiyle israf yaşanıyor.

Gıda israfı, gereksiz karbon gazı salınımına yol açarken, fazla su tüketilmesi ve biyolojik çeşitliliğin azalmasına da sebep oluyor.

– Harcanan fazla su 9 milyon insanın günlük su ihtiyacına denk –

Çevresel etkiler israf edilen gıdalar üzerinde çok önemli bir etkiye sahip. Bitkileri sularken, harcanan fazla su 9 milyon insanın günlük su ihtiyacını karşılayabilecek seviyede.

İsraftan kaynaklanan kaybın tam anlamıyla önüne geçmek mümkün olmasa da, sebeplerine göre önlemler alınarak azaltılması mümkün.

FAO tarafından yapılan araştırmalar, 2050’de 9 milyar olması beklenen dünya nüfusunun beslenebilmesi için bugün üretilen gıda miktarının yüzde 60 artırılması gerekeceğini öngörüyor. Dünya nüfusundaki hızlı artış, gıda güvenliği, su ve diğer doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından büyük tehdit oluştururken üretim ve tüketim tarafında israfın rolü ve etkisi daha ön plana çıkıyor.

Özetin özeti, israf, küresel gıda güvenliğini tehdit eden bir risk olarak karşımızda duruyor. Bu yüzden israfın nedeni ve sonuçları kadar çözüm yollarını konuşmanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Tasarruf etmenin ilk adımı israfı önlemekten geçiyor.

Kaynak

Satış Mühendisi Kimdir?

En kısa yoldan söylemek gerekirse, satış mühendisliği diye bir unvan olmamalı.

Neden?

Üniversitelerin mühendislik fakültelerinde böyle bir bölüm -henüz- yok. Eğitimi verilmeyen bir işin unvanını kim veriyor?

Cevap: Piyasa koşulları.

Neden?

Satış mühendisi terimi bir unvan olarak melezlik içeriyor. Aslında mühendislik branşlarından birinde diploması olan kişilerin satışla şilgili bir sektörde yer alması durumunda firmalar bu unvanı kendileri üretiyor. Örneğin bir ziraat mühendisi tarım ilaçları veya peyzaj alanında tanıtım ya da satış yapacaksa, bir inşaat mühendisi inşaat malzemeleri, bir elektrik mühendisi elektrikli motor satışı yapacaksa firma yeni bir kartvizit bastırırken, “size satış mühendisi diyelim, hem mühendissiniz zaten hem de satış yapacağınıza göre, müsterilerimiz üzerinde daha ikna edici bir etki sağlarız” diye düşünüyor.

Peki bu durumda yanlış olan nedir?

Birincisi böyle bir mühendislik dalı yokken durumdan haberi olmayanların böyle bir uzmanlık olduğunu düşünmeye başlamaları; ikincisi satışın mühendislik bilgisini gerektiren bir iş olduğu algısını yaratmasıdır.

Ayrıca mühendislerin satış sektöründe istihdamı nedeniyle tasarım yapmak dışında varolan bir ürünün satışına talip olmakla kendi işlerinden uzaklaşmaları, satış eğitimi alarak istihdam edilmeyi umanların mühendislerle rekabeti nedeniyle işsiz kalmaları da durumun uzantılı sonuçları da yok değil.

Ülkemizde eğitim alanların başka sektörlerde rahatça iş bulabilmeleri, belli bir akreditasyon süreci veya yeterlilik onayları aranmaması nedeniyle istihdam hareketliliğinin meslekler arasındaki trafiği oldukça heyecanlı ve hareketli bir akış izlemektedir.

Buna paralel olarak melez unvanlar oluşturmak da kolaylaşmakta, bazen ne olduğu anlaşılamayan, bazen eş değerde olan birkaç unvanın aynı departmanda farklı işler yapıyormuşcasına yan yana yer aldığı görülmektedir.

Satış mühendisi de böyle bir unvan. Aslında var olmayan ve olmaması gereken bir unvan.

Üniversiteler bu unvanı vermek üzere bir bölüm açar ve diploma verirse ne ala; yoksa “satış mühendisliği” diye bir mesleğin olmadığını fark ederek bu unvan yerine “satıştan sorumlu mühendis “demek daha uygun görünmektedir.

Bizden söylemesi.

 

Ta Kendisidir

Geçmiş yıllarda ilkel formları ile hayatımıza giren sosyal medya araçları, akıllı telefonların hayatımıza girişi ile kişilerin yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini eş zamanlı paylaşmalarına imkân sağlayarak, bugün bulundukları güçlü konuma ulaştılar ve güçlenmeye devam ediyorlar. Sosyal medyanın yalnızca insanların sosyalleştikleri bir mecra olmaktan öte, organizasyonlar için pazarlama, tanıtım, koordinasyon, yönetim vb. faaliyetleri yapabilecekleri bir alan olduğu açıktır. Bunların yanı sıra, sosyal medyanın siyasi olaylarda görüldüğü gibi -klasik medyanın kriz zamanlarında çoğu zaman tekelleşen yapısına ters bir biçimde- çok sesli ve çok merkezli bir haber alma ve haberleşme kanalı olarak da kullanıldığını görmekteyiz.

Sosyal medya araçları içerisinden, twitter için ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Toplam kullanıcı sayısı 500 milyonu geçen ve aylık aktif kullanıcı sayısı 241 milyona ulaşan Twitter’ın, kurulduğu günden bu yana doğru stratejilerle hem Türkiye’deki hem de dünyadaki gelişimi, takdire değer.

Günümüzde, sosyal medya araçları ticari faaliyetler açısından da büyük önem taşımakta. İngiltere ve İrlanda’da faaliyet gösteren 100 küçük ve orta ölçekli şirketin katılımıyla yapılan  bir araştırmanın sonuçlarına göre; şirketlerin %72’si pazarlama konusunda Twitter’ın kendileri için önemli olduğunu belirtiyorlar. Şirketlerin %56’lık bir bölümü ise Twitter’ın kendi sitelerine trafik sağladığını belirtiyor. Yine, şirketlerin %69’luk bölümü Twitter’ı yararlı bir iş aracı olduğunu düşünmekte. Araştırmaya katılan firmaların yüzde 83’lük bir bölümü de Twitter kullanmayan küçük ve orta ölçekli şirketlerin bu platformu kullanmaları gerektiğini düşünüyor.

“Twitter” kelimesinin son olarak Oxford sözlüğünde bugün kullandığımız anlamı ile kendine yer bulmuş olması da bir başka ilginç konu. Nesi ilginç derseniz, Oxford sözlük kurallarına göre bir kelimenin sözlükte yer alabilmesi için en az 10 yıldır kullanılıyor olduğunun belirlenmesi gerekmekte. Ancak, Twitter ’ın kuruluş tarihi 2006, yani twitter kelimesi henüz 7 senedir bugün kullandığımız anlamı ile kullanılıyor. Yani, Oxford twitter kelimesi için bu kuralını delmiş oldu.

Ayrıca, son zamanlarda Türkiye’de ve dünyadaki toplumsal olaylarda sosyal medya araçlarının ve özellikle Twitter’ın yoğun bir haberleşme ve bilgilendirme aracı olarak kullanılması, Twitter’ın Türkiye’de yasak olduğu günlerde cumhurbaşkanının tweet atması, bütün üniversitelerde bütünleme sistemine geçileceği bilgisinin, yetkililer tarafından ilk önce twitter aracılığı ile duyurulması aklıma ilk gelen dikkati çeken hususlardan.

Gündelik paylaşımların yapıldığı, ticari faaliyetlerin yürütüldüğü, haber alma ve verme mecrası olarak kullanılan, köklü kurumların kurallarını değiştirebilen, üzerine uzun uzun konuşabileceğimiz birçok alana etkisi olan, sosyal medya gerçeği; her enstrümanı ve her yeniliği ile üzerine dikkatlice düşünmeye değer bir konu olarak önümüzde duruyor. Marshall McLuhan ‘ın “Medya, mesajın kendisidir” mottosunun yanına sosyal medya için yeni bir şeyler söylenmesi şart. Buyurun boşluğu siz doldurun; “Sosyal medya, mesajın …………..”

 

Kaynakça:
http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/twitter

http://www.bizreport.com/2014/02/83-of-businesses-recommend-use-of-twitter-as-marketing-tool.html

Resim: http://diyalog.biz/sosyal-medya/sosyal-medyanin-tercih-edilmesi.html

Herkesin İnovasyon Tanımı Farklı

imagesSon yılların en talihsiz kavramlarından birisi de “inovasyon”. Körlerin fil tanımlamasına benzer bir şekilde herkes tuttuğu yerinden tarif ediyor. İnovasyon ülkemizde genel olarak herhangi bir sektörde buluş, icat, yeni bir ürün, yeni bir proses olarak görülüyor. Üniversiteler teknoparkları ardı arkasına açıyor. Devlet çeşitli kurumları aracılığıyla teşvikleri yağdırıyor. araştırma kurumları herhangi bir konuda ortaya çıkabilecek yeni projeleri dört gözle bekliyor. Fakat gelin görün ki yeri yerinden oynatacak, dengeleri değiştirecek, ülkeye döviz yağdıracak inovasyon projeleri bir türlü ortaya çıkmıyor.

 

Diğer taraftan son yıllarda dünyada yaşanan yeni iş bölümüne göre yenilik, inovasyon, icat, buluş gibi yüksek katma değerli işler gelişmiş batı ülkelerine kaldı. Üretim, lojistik, depolama emek yoğun işler de Çin, Hindistan doğudaki ülkelerin işi oldu. İnovasyon ve üretim aslında birbirini dengeleyen kavramlar. Yüksek yaratıcılık ve yenilikçilik kapasitesi ile güçlü üretim kapasitesi dünyada kurulan yeni düzenin iki önemli ayağı. Birinde değilse diğerinde mutlaka söz sahibi olmalı bir ülke. Ancak her iki alanın da olmazsa olmazları var; inovasyon kültürü ve geleneği veya sağlam bir sanayi üretimi altyapısı.

 

Türkiye bir yandan “sanayisizleşme” nedeniyle var olan üretim gücünü de kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya. Uzun vadeli stratejik planlara dayanan bir sanayileşme yol haritasına sahip olmadığı ya da olamadığından “orta gelir tuzağı”na saplanıp kalmış durumda. Kişi başına milli gelir seviyesini onbin dolarlardan yirmi bin dolar seviyelerine çıkaracak sıçramayı bir türlü yapamıyor.

İşte tam bu noktada hiç olmazsa inovasyon kavramının tanımını doğru yaparak kıt kaynaklarını doğru bir şekilde kullanmayı başarsa sanayi üretimindeki eksiklerini kapatarak öndeki ülkelere yaklaşma konusunda bir şans yakalayabilir.

İnovasyonu nasıl tanımlanmalı sorusunun cevabı ise; hayatı kolaylaştıran, basitleştiren, verimliliği, üretkenliği, etkinliği, ekonomikliği geliştiren, yüksek maliyetli, uzun süreçleri sadeleştiren her türlü yeni yol ve yöntem inovasyon olarak tanımlanırsa kavram daha geniş bir tabana oturur ve daha yararlı sonuçlar yaratabilir. Bu tanımın içine üretimden, satışa, lojistikten pazarlamaya, müşteri memnuniyetinden, satış sonrası süreçlere kadar her türlü işletme faaliyeti dahil edilebilir. Bu yolla sadece yüksek teknolojili ürünler üreterek inovasyon yapılabileceğine dair dar ve sınırlı yaklaşımın yarattığı sorunlar da ortadan kalkar.

 

Üniversitesi mali ve idari anlamda özerk olmayan, orta öğretim sistemi her yıl yeni baştan düzenlenen, yüksek teknolojiye dayalı üretimleri inovasyon olarak bellediği için sadece bu konuda teşvik dağıtan, üniversitesi ile sanayisi arasında güçlü bağlar kuramayan bir ortamdan “hadi bakalım yenilik yaratın” beklentisinde olmanın yarattığı sonuçlar ortada. Bu yaklaşımla ne kadar beklerseniz bekleyin ülkeyi önde gelen ülkeler seviyesine çıkaracak bir sıçrama görmezsiniz. Ne yazık ki uzun sure orta gelir tuzağından kurtulamayan ülkeleri bekleyen daha büyük tehlike de “yoksulluk tuzağıdır”

Son yüzyılın icatları

1908: Fort Model T

Ford`un “Model T” arabasını üretmesiyle insanlık tarihinde ilk kez motorlu araçlar bireyler tarafından satın alınabilir hale geldi.

 

321774

 

Geride bıraktığımız yüzyıl, insanın günlük yaşamını ciddi şekilde değiştiren pek çok icada tanık oldu. İşte onlar arasında en etkili olan 10 icat.

 

1989: İnternet

Tim Berners birbirine bağlanmış bilgisayarlardan oluşan bir ağ geliştirerek dünyayı sonsuza dek değiştirdi.

321775

 

1996: Klonlama

Bilim insanları ilk kez bir memeliyi başarıyla klonlayarak genetik biliminde çığır açtı.

321776

 

2001: iPod

iPod icadından önce müzik dinlemenin tek yolu CD, kaset ve plak idi. iPod bütün bunu değiştirerek insanların binlerce şarkıyı yanlarında taşımalarına olanak tanıdı.

321777

 

2013: Biyonik uzuvlar

Sol elini bir kazada kaybeden Dane Sorensen, kolundaki sinir uçarına bağlanan biyonik protez ile dokunduğu objeleri hissedip protezi istediği gibi kontrol edebiliyor.

321778

 

1928: Penisilin

Alexander Fleming`in penisilini icadı öncesinde frengi, kangren ve ateşli romatizma gibi hastalıklar insanları öldürmeye yeterli oluyordu. Penisilinin icadı tıpta antibiyotiklerin kullanımını başlattı.

321781

 

1954: Nükleeer enerji

1954 yılında Sovyetler Birliği`nin Obninsk kentinde ilk nükleer enerji santrali devreye girdi. Günümüzde dünyanın enerji ihtiyacının yüzde 16`sını nükleer santraller sağlıyor.

321782

 

1961: Uzay yolculuğu

12 Nisan 1961`de Sovyet Kozmonot Yuri Gagarin uzaya giden ilk insan oldu. ABD ile Sovyetler arasında uzay yarışını başlatan bu gelişme aynı zamanda iletişim uydularında da devrime yol açtı.

321783

1969: Concorde

Dünyanın ilk sesten hızlı giden yolcu uçağı olan Concorde, Londra ile New York arasındaki yolculuğu 7 saatten 3 saate indirdi.

321784

 

1979: Walkman

Sony 1979 yılında Walkman`ı piyasaya sürerek insanların müzik dinleme alışkanlıklarını tamamen değiştirdi. Bundan böyle insanlar yürürken, çalışırken veya spor yaparken müzik dinleyebilecekti.

321785

 

kaynak

Dünyanın en marka şehirleri

İngiliz Guardian gazetesi dünyanın marka değeri en yüksek olan 25 şehrini içeren bir habere yer verdi. Şehirlerin marka değerleri kentlerin doğal güzellikleri, iklimleri ve altyapı gibi kriterlere göre sıralanıyor. İstanbul ve Mekke pek çok şehri geride bıraktı. İşte Berlin`in 25`inci sırada yer aldığı marka şehirleri…

 

323161

Berlin

323162

Milano

 

323163

melbourne

 

323164

atlanta

 

 

 

323165

mekke

323166

sao paulo

323167

mumbai

323168

buenos aires

323169

mexico city

323170

sidney

323171

bandkok

323172

singapore

323173

chicago

323174

madrid

323175

istanbul

323176

dubai

323177

lasvegas

323178

san francisco

323179

rio de janeıro

 

323180

barcelona

323181

seul

323182

paris

323183

londra

323184

new york

323185

los angeles

 

kaynak

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Kapıda

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Kapıda

Ülkemizde genellikle yayın tarihinde yürürlüğe giren yasalar bu kez değişik bir uygulama ile karşımızda.Özellikle bankacılık sisteminde tüketicileri ilgilendiren düzenlemelere uyum sağlanması akımından bu sürenin anlam kazandığı düşünülmektedir.

28.11.2013 tarihinde 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, 4077 Sayılı Kanunun yerine yayın tarihinden 6 ay sonra geçecektir. 5 kısım ve 34 maddeden oluşan 4077 Sayılı Kanun, 6502 Sayılı Kanunda 9 kısım ve 88 maddeye kavuşmuştur.

6502 sayılı kanundan önceki kanunlara bakıldığında, 4822 Sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun temeli, 23 Şubat 1995 tarihinde kabul edilerek 8 Mart 1995 tarih ve 22221 Sayılı T.C. Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun olduğu; 4077 Sayılı Kanunun da 13 Haziran 2003’de yürürlüğe giren 4822 Sayılı Kanundan temel aldığı ve 4822 Sayılı kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun adını taşıdığı bilinmektedir. Avrupa Birliği uyum süreci içinde daha uygar ve ihtiyaçlara cevap veren bir yasa özelliği taşıyan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile, 2007 yılında bazı maddelerde yapılan değişikliklerle tüketici lehine olan haklarda artış ve esneklik sağlanmıştır.

28.11.2013 tarihinde 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, temelde tüketici haklarının türünde değil kapsamında genişleme sağlayan yeni kanuna göre özellikle yaptırımların açıklığa kavuşması ve hukuki ilişkilerin düzenleyici ve emredici konularını detaylandırmaktadır.

Belli başlı değişikliklere kısaca göz atılacak olursa yeni tüketici yasası kapsamı genişletilerek ve günümüz koşullarına uyarlanarak, tüketiciye daha çok koruma kalkanı yaratan bir nitelik kazanmıştır. Üzerinde teknik ve hukuki olarak tartışma bulunan bazı konuları göz ardı ederek kısaca şu konuların öne çıktığı görülmektedir.

1)Ayıplı mallarda tüketicilerin hakları satıcı/üreticilerin yükümlülükleri yeniden belirlenmiştir.

2)Konut kredisindeki erken ödeme tazminatı düşürülmüştür.

3)Ön ödemeli konut satışlarında sözleşmeden dönme ve teslim süresi yeniden düzenlenmiştir.

4)İşyeri dışında (kapıdan) yapılan satışlarda tüketicileri daha iyi koruyacak tedbirler alınmıştır.

5)Mesafeli sözleşmelerle ilgili teknolojideki gelişime paralel olarak tüketicilere ilave koruma sağlanmıştır.

7)Tüketici sorunları hakem heyetlerinin ismi tüketici hakem heyeti olarak değiştirilerek, anlaşmazlığa konu olan bedel sınırları yükseltilmiştir.

download